Onlar, refah ve saadet içinde yaşaya dursunlar, Harun Reşid'in de aklından o yaşlı hatunun cömertliği çıkmıyordu. Acaba, keçilerini kesip kendisine ikram ettikten sonra büsbütün yoksul mu düşmüşlerdi? Kadın veya oğlıı, dâvetine rağmen neden gelip kendisini aramamışlardı? Yoksa, o iki zavallı açlıktan helâk olup gitmişler miydi?
Nihayet, kendisi gidip onları arayıp sormayı tasarladı ve yine yanına nedimini alarak çadırların bulunduğu yere gitti.
Elindeki tek keçisini keserek kendilerin: ikram eden yaşlı kadının çadırını bir türlü bulamadı. Sordı, soruşturdu. Komşuları kendisine:
— Onlar şimdi çok zengin oldular. Kabilenin bütün serve-, ti bir araya gelse, onların servetine erişemez. Hattâ, halifeden daha zengin olduklarını söyleyenler var. Sürülerle koyun ve keçileri, öküz ve inekleri, develeri, bağ ve bahçeleri, cins ve nâdide atları, cariye ve köleleri var. O yaşlı kadının oğlu, kabile şeyhinin kızıyla evlendi ve servetleri kadar nüfusları da artti, dediler.
Harun Reşid, kadınla oğlunu buldu ve onlara tekrar misafir oldu. Olup bitenleri kendilerinden sorarak mes'elenin aslına vakıf oldu ve şehre dönüşünde tellâllar çıkararak:
- Harun'dan isteyene, Harun kendisine bahşolunan cömertlik kadar verebilir. Harun'un Rabbinden isteyene ise, Allahu tealâ cûd ve kereminden dilediği kadar verir. O'nun fazl-u kereminin sonu yoktur, diye keyfiyyeti bütün halka duyurdu.
Akıl isen ne beye, ne şaha bak;
Nükte-i ER-RIZKU ALLAH'a bak, Olma sakın el kapısında zelil, Olmuş iken nzkına Mevlâ Kefil...
Evet aziz mü'minler!..
Kul, daima Rabbinden istemelidir ki, istediği daim olsun, bitmesin ve tükenmesin... Dua ile, bir çok şakiler said olmuştur. Dua ile, küfr iymana dönüşmüş ve kâfir islâma hâdim olmuştur. Dua et, hulûs-u kalp ile Allahu tealâ'dan iste, Rabbinden ümidini kesme, ona sığın, ona güven ve ne istersen ondan iste!.. Seni mahrum ve mahzun etmez, o cüd-u kerem, lûtf-u ihsan sahibidir, kapısına geleni aslâ boş çevirmez.
Arifler, şu üç haslet ve faziletin müslümanlar arasında günden güne azaldığını gördüklerini söylemişlerdir:
1) Insanlara güleryüzle yardım edenler...
2) Ilimleriyle âmil olarak gerçekten dindar olanlar ve dini konularda güzel öğütlerde bulunanlar...
3) Vefalı sadık arkadaşlar...
Rabbimize yalvarıp yakaralım, dua ve niyaz eyleyelim bu üç sınıf kimseyi müslümanlar arasında azaltmasın. Yerle gök dua ile durur. Belâ ve musibetler dua ile def'olur. Gönüller maksuduna dua ile erişir... Aşıklar mâ'şukuna dua ile kavuşur. Bütün dinlerde, ibadetlerden sonra dua edilir. Dua, kulun Allahu tealâ'ya mi'râcıdır. Dua, Allahu azim-üş-şân ile sohbettir.
Allahu tealâ'ya dua, kulun aczini Settâr-ı Kaviyye itirafı ve zât-1 ülühiyyetine olan ihtiyacının ilânıdır. Dua, kulun fakir Allahu sübhanehu ve tealâ'nın gani olduğunu kabul etmekir. Dua, kulda hiçbir kudret ve kuvveti bulunmadığını, Hakkın ise her şeye kadir olduğunu beyandır. Dua, ilticâ-i Rahman'dır. Dua, teb'id-i şeytandır. Dua, rahmet-i Rahman'ı cûş-ü huruşa getirir. Dua, en olmayacak görünen işleri bitirir.
Fazlına nihayet mi var, Kerim Allah, Rahiym Allah..
Ihsanına gayet mi var, Kerim Allah, Rahiym Allah...
Halka hayatı sen verdin, Cevher-i zâtı sen verdin, Bunca sıfatı sen verdin, Kerim Allah, Rahiym Allah...
Âlemi var eden sensin, Düşmanı yâr eden sensin, Fazlın ishar eden sensin, Kerim Allah, Rahiym Allah...
Senden inayet isteriz, Lûtf-u hidayet isteriz, Bâki saadet isteriz, Kerim Allah, Rahiym Allah...
Kullara ihsan senindir, Afvile gufran senindir, Dertlere derman senindir, Kerim Allah, Rahiyı Allah….
Hâkiki insan eden sensin, Ehl-i iyman eden sensin, Lütf-u ihsan eden sensin, Kerim Allah, Rahiym Allah...
HÜDÂYİ kulun ey Mevlâ Fazl-u lûtfun eyler recâ, Sen inayet et daima, Kerim Allah, Rahiym Allah...
Ey ehl-i iyman!..
Rabbimiz Kerim'dir ve keremine nihayet yoktur. Rahiym'- dir, rahmetine son yoktur. Kul ister ve âlemlerin Rabbi ihsan buyurur. Onun, sonsuz ve sınırsız rahmet ve mağfiretinden sakın ümidini kesme... Ondan ve onun nihayetsiz kereminden iste ve beklc, birgün bütün istediklerini Allahu tealâ bahş ve ihsan buyuracaktır. Vakit, erken, veya geç olsa bile çala çala bir evin kapısının nasılsa açılacağı gibi, âlemlerin Rabbinin kapısını da çalanlara elbette birgün bâb-ı ihsan açılacak ve üzerine ihsan ve rahmet saçılacaktır.
Şu var ki, istenilen şeyin SÜNNETULAH'a muhalif olmaması da şarttır. Başı kopan birisinin başının yerine gelmesini istemek, ölenin dirilmesini talep etmek sünnetullah'a aykırı olduğundan buna son derece uymak ve muhalefetten sakınmak gerektir. Hz. Isa aleyhisselâm, bi-iznillâh ölüleri nasıl diriltmişse, Resûl-ü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin vârisleri olan Evliyâ ullah da, kendilerine bahş ve ihsan buyurulan kerametle ölüleri diriltmişler, gazada kopan başı yerine koyarak hayata iade etmişlerdir. Meselâ, Abdülkadir Geylâni ve Kuşada'lı Ibrahim kadesallahu esrarehüm ve nefâ'na bi-berekâtı füyuzâtihim efendilerimizden bu nevi kerametler zuhura gelmiştir. Ne var ki, herkes haddini bilmeli ve çizmeden yukarı çıkmayarak Sünnetullah'a aykırı dualarda bulunmaktan son derece sakınmalı ve çekinmelidir. Gerçi, Enbiyâ'dan zuhura gelen mû'cizelerle, Evliyâ'dan zâhir olan bazı kerametleri, Sünnetullah'a muhalif gibi görenler olabilir. Bır aykırılık ancak ve yalnız avam içindir. Unutmamak gerekir ki, gerek Enbiyâ'nın mu'cizeleri ve gerekse Evliyâ'nın kerametleri, aslında yine Sünnetullah tan başka bir şey değildir.
Ayrıca, duanın zâhiri sebeplerine tevessü eylemek de önemli şartlardan birisidir. Dilekçe verilmeden, herhangi bir makamdan herhangi bir talepie bulunmak elbette mümkün de.
ğildir. Dilekçeyi yazacak veya yazdıracak, makam sahibine götürecek, havalesini alacak, sonra bunu ilgili şube veya merkeze götürerek teslim ettikten sonra, hakkında hayırlı olanın te.
celli eylemesi için Rabbine niyazda bulunacaksın.
Hak velilerinden zuhura gelen bazı kerametler, Allahu te.
alâ'nın izniyle zuhura gelmiş birer lûtf-u ilâhidir. Binaenaleyh, bunlar Sünnetullah'a muhalif değil, belki kudretullah'a ta'allak eden bir tecellidir. Onun için, bunları sıradan insanlarla karıştırmamak ve aldanmamak lâzımdır.
Ayet-i kerimede, duaların Allahu tealâ tarafından kabul buyurulacağı mutlâk olarak zikredilmişse de, her duayı mutlâka kabul buyurmak âlemlerin Rabbine vacip değildir. Ne var ki, şartlarına ve âdabına uygun olarak yapılan duaları reddetmek de Rabbinimizin şânından değildir. Allahu azim-üş-şân her emrinde galip, biz kullar ise daima ona muhtacız. Defalarca tekrar ettiğimiz gibi, dualar ya derhal kabul ve is'af buyurulur, ya te'hir ve te'cil olunur veya âhiret âleminde karşılığı ihsan buyurulmak üzere mahfuz tutulur. Her hâl-ü kârda, ümitsizli-