Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Bursa'da Hüseyin efendi namında bir demirci ustası vardı. — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 46

Harabati Hüseyin efendi, üzgün bir ifade ile açıkladı:

— Bilmem sen hatırlayabilecek misin evlât? dedi. Bundan tam on sekiz yıl önceydi. Namaz kılmak için mescide gittiğim sırada, senin izinsiz olarak çekmecemden iki kuruş aldığını far- Envâr-ül-Kulûb, Cilt 3 - F: 4

kettim ve sana kasa açmayı onun için öğretmedim. Zira, benim inancıma göre ustasındarı izinsiz çekmeceden iki kuruş alabilen bir kimse, kasa açmasını öğrenirse, hırsızlarla anlaşarak başkalarının kasalarını soyar diye korktum ve onun için sana kasa açmasını öğretmedim...

Ibrik ve leğen aymı mâ'denden iken, Birinde su pâk, birisinde de nâ-pâk...

'Emaneti ehline tevdi etmek farzdır ama, ehlinden gayrısına teslim etmek de büyük bir günahtır. Insan, öğrendiği bir güzel san'atı, ehline öğretmekle ustasına olan borcunu ödediği gibi, ehlinden öğrendiğini, ehline öğretmekle Allahu tealâ'ya da şükretmiş olur.

Aziz kardeşim: Eğer, san'atkâr isen sana bu san'atı öğreten ustana karşı daima hürmetkâr ol, mübarek günlerde ziyaretine giderek ellerini öp ve hayır duasını alınağa çalış... Seni ziyarete gelirse, güleryüz göster, ikramda bulun ve hürmette kusur etme... Böyle davranman, insanlık icabı ve müslümanlık şi'arıdır.

Sabahları dükkânını açarken, tezgâhının başına geçince sana san'at öğreten ustana, ustanın ustalarına bir Fatihâ okuyuver ki, bu kadir bilirliğin senin yetiştirdiklerinin de seni anmalarına sebep olacaktır. Ustan veya üstadın hayatta ise sıhhat ve âfiyetine, Rahmet-i Rahman' a kavuşmuşsa ruhuna bir Fâtiha ile hayır dua et... Seni, bir meslek ve san'at sahibi yapan ustanın çocuklarını ara sıra ziyaret et, hatırlarını sor, muhtaç iseler elinden geldiği kadar yardım etmeğe çalış ki, borcunun bir taksitini daha ödemiş olasın. Özün, sözün daima doğru olsun, işlerinde doğruluktan ve sadakatten ayrılma! Allahu tealâ'- ya mülâkat, ancak SIDK kapısından olur. Sadıklar, rizayı Rahman'a ererler. Cemal-i lâ yezâli müşahede ni'met ve bahtiyarlığı, ancak sadıklara bahş olunur.

Ibadetlerini ihmal ve hele aslâ terketme!.. Elin kârda ve gönlün yârda olsun... Sana, senden yakın olanı sakın unutma, sen de onunla ol. Sana, senden yakın olan Allah Teâlâdır. O,

her yaptıgını görür, her söylediğini işitir, her niyetini bilir.

Onun için, sen de ona ibadet, tâ'at, sadakat, hayır ve hasenât ile yaklaş ki, Habib-i edib-i Kibriyâ'ya lûtfolunan KÂBE KAV- SEYN sırrina vâris olabilesin. Unutma, sen Muhammed aleyhis-salâtü ves-selâmın ümmetisin. Senin kıymetin, tâbi bulunduğun Nebiyyi zişânın ind-i ilâhideki kıymetinden ileri gelmektedir. Allahu sübhanehu ve tealâ hazretleri, lûtfen ve keremen sana ve bana NIDAYI KERAMET ile hitap buyurmuş (YÂ EY- YUHELLEZIYNE AMENU — Ey şerefi iyınan ile müşerref olan has kullarım) tâbirini kullanmıştır ki, anlayan için ne büyük devlet ve ne yüce saadettir...

Bu hitab-ı izzete muhatap olan, yani şeref-i iyman ile müşerref bulunan ehl-i iymanın hayırdan ve Hak rizasıyçün yaptıklarından zerre kadar kaybolmaz. Mutlâka mükâfatını görürsün. Netekim, zerre kadar bile olsa işlenilen kötülükler karşılıksız kalmaz. Ancak, hayra ve hayırlı işlere, rizayı ilâhiyye'ye muvafık amellere dair yapabildiklerin mâ'na tarlasına ektiğin tohumlardır ki, onları muhabbet gözyaşları ile sulamalı, aşk ateşinde olgunlaştırmalı ve meyvesini almağa çalışmalıdır. Başa kakarak, herhangi bir iyilik yaptığın kimseyi minnet altında bırakarak, onun kalbini kırarak o hayır tohumlarını öldürmek akıl kârı değildir.

Eğer, bilerek veya bilmeyerek herhangi bir suç veya bir günah işlersen, o günahın da yine bir tohum gibi mâ'na tarlasına düşer. Işte, o zaman tövbe ve istiğfar ile, yeni yeni hayırlı ve yararlı amellerle o günah tohumunu yok etmeğe çalışmalıdır. Aksi takdirde, günah tohumu da büyür ve gayet kötü meyveler vermeğe başlar. Hayır ve hasenâtın, günahları giderdiğini, Allahu tealâ Kur'an-ı aziyminde kesinlikle beyan buyurmuştur.

YEVME TÜBÂ'dır, o gün yevm-i nüşür, Ne yaptısa orada eyler zuhur...

Evet, yakın bir gelecekte bir misafirhane olan iki kapılı handan göçeceğiz. Bizden önce gelenler de, konup göçmediler miydi? Bu iki kapılı hanın bir kapısı, bizi bu aleme getiren ana

rahmi kapısıdır, ikincisi de bu âlemden çıktığımız mezar kapısıdır. Bu iki kapı arasında yaptığımız herşeyden, tattığımız her ni'metten sorulacağız ve hesap vereceğiz. Hattâ, yaz günleri içerek ferahladığın soğuk suyun, kışın içerek içini ısıtan demli çayın bile suali ve hesabı olacaktır. Hem de bu sorular öyle dehşet ve vahşet manzarası içinde sorulur ki, korkudan gözler yuvalarından fırlamış, herkes hakkında ne muamele yapılacağından kaygular içinde kıvranmakta, bütün peygamberler bu korkunç hal karşısında nefisleri telâşıyla diz üstü çökmüşler, günahkârlar pişmanlıkla ellerini ısırırlar, saç ve sakallarını yolarlar, beyinler kafa taslarının içinde pişip kaynar, kimi dizine, kimi göğsüne, kimisi de çenesine kadar tere bulanmış, mazlûmlar zâlimlerin yakalarına sarılmışlar, ana ve babalar evlâtlarından, evlâtlar da ana ve babalarından kaçıyorlar, bütün malışer halkı aç ve hele susuz çırpınıyorlar, bir çoklarının yağlı bir kemik kapabilmek için önlerinde kat kat eğildikleri zâlimler yerlerde yılanlar gibi sürünüyorlar, dünya hayatında kendilerini uyarmadıkları için çevrelerini saran dalkavuklara lânetler okuyorlar, ateş dolacak karınlarını doyurabilmek için şuna buna yaltaklanan, el-etek öpen dalkavuklar ve zâlim yardakçıları hasret ve nedamet içinde debeleniyorlar, birbirlerine bakıp (Ah bize vah bize... Yazıklar olsun bize... Şu hain ve zâlimlere yardaklık ve uşaklık edeceğimize, Rabbimize ve onun peygamberine itaat etseydik, bu hallere düşmezdik...) diye hayıflanıyorlar ve dalkavukluk ettikleri zâlimlere kendilerinin görecekleri azabın iki mislini tattırmasını niyaz ediyorlar:

Aklımı başına al, meyletme şu zâlimlere;

Kim ki, zâlimlere meyleder olur ebl-i cahiym, Kim eder meyl-i muhabbet din düşmanı zâlime, Yediği zakkum cahiymde, içtiği mâ-i hamiym...

— Yâ Rab!.. bu zâlimler bizleri azdırdı ve sapıttırdı, fâni dünya mülküne, yemeye içmeye zevk ve safaya alıştırdı, rizayı ilâhiyye'ne varan yollardan alıkoydu. Bazılarımızı zorla ve bazılarımızı da menfaat karşılığında aldattı, iymandan ve ibadetten mahrum bıraktı, bizler de onları büyük adam, akıllı adam bildik, itaat ettik, peşlerinden gittik, sana varan yoldan ayrıldık, dalâlet ve rezalet uçurumlarına, zillet ve sefalet bataklıklarına düştük ve bu azabı gerçekten hakettik. Ancak, sen emrinde âdilsin ilâhi!.. Bize tattırdığın bu azabın iki mislini bizi senden ayıran, bizi senin yolundan alıkoyan bu zâlimlere ve kâfirlere tattırmanı diliyoruz, diye yalvarıp yakarırlar.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.