Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Mevla, garka-i garik rahmet eylesin, hocalarımdan Hacı Şakir Efendi Balkan harbinde, hristiyanların müslümanlara… — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 504

Üsküp âlimleri ve şeyhleri, her şehir ve kasabamızda olduğu gibi, halkı TEVHİD yerine TEFRİKA'ya düşürmüşler, birbirleriyle uğraşmağa, birbirlerinin kuyularını kazmağa, birbirlerinin ayıplarını meydana çıkarmağa başlamışlar, bunlara tâbi olanlar da elbette taraf tutmuşlar, biri diğerini gözden düşürmek, alt etmek için akla hayale sığmaz yalanlar, iftiralar, tezvirler, entrikalar çevirmişler, hatta yabancı emellere casusluk etmişler, bir çok müslüman haksız olarak tutuklanmış, kin ve intikam duyguları yaygınlaşmış, âdileşmişler, bayağılaşmışlar, birbirlerine pusu kurmuşlar, karşılıklı tuzaklar hazırlamışlar ve elbette din ve millet düşmanları da bundan faydalanmış, bu anlaşmazlığı körükleyip hızlandırmış ve neticede olan olmuş, bulan bulmuş ves-selâm..

Aziz ruhuna fâtihalar ithaf ederek Merhum Mehmed Akif'- in şi'irini teberrüken ibretinize sunuyorum:

SEN - BEN desin efrâd, aradan vahdeti kaldır;

Milletler için işte kıyamet o zamandır...

Mâzilere in, mahşer-i edvârı bütün gez;

Kanun-u ilâhi göreceksin ki, değişmez...

Tarih, o bizim eştiğimiz kanlı harabe, Saklar sayısız lâhd ile milyonla kitâbe...

Her hufre bir ünımet, şu yatanlar bütün akvam, Encâma bu ahengi veren aynı ser-encâm...

Ey zâ'ir-i âvare işittin ya demek ki, Birmiş bütün ümmetlerin esbab-ı helâki...

Lâkin, bilemem doğru mudur eylemek işhâd, Mâzileri, mâzideki milletleri? Heyhat!..

Boştur hele ibret diye â'makı tecessüs, Âyât-ı ilâhî dolu âfak ile enfüs...

Bunlarda tecelli eden âsara bakanlar, Ümmetler için ruh-u beka nerdedir, anlar!..

Bilmem, neye bel bağlayarak: hayır umuyorduk, Bizler ki, o âyâta bütün göz yumuyorduk...

Ey millet-i merhume güneş battı, uyansan!..

Hâlâ mı hükûmetleri, dünyaları sarsan, Seylâbelerin sesleri, âfakın enini, A'sara süren uykun için gelmede ninni..

Efradı hemen milyar olur bir sürü akvâm, Te'min-i beka namma eyler, durur ikdâm...

Bambaşka iken herbirinin ırkı, lisanı;

Ahlâkî telâkkileri, iklimi, cihanı, Yekpâre kesilmiş tutulan gaye içün de, Vahdetten eser yok bir avuç halkın içinde...

Post üstüne hem kavgaların hepsi nihayet, Hâlâ mı boğuşmak? Bu ne gaflet, ne rezalet!..

(Hürriyeti aldık) dediler, gaybe inandık;

Eyvah, bu bâziçede bizler yine yandık...

Cem'iyyete bir fırka dedik, tefrika çıktı;

Sapsağlam iken milletin erkânını yıktı...

Turan ili namıyle bir efsâne edindik, Efsâne fakat gaye diyip az mı didindik...

Kaç yurda vedâ etmedik artık bu uğurda, Elverdi gidenler, acıyın eldeki yurda...

Evet, hep post kavgası ve kemik dâ'vası!.. Ne tarihten ib.

ret alabiliyoruz, ne helâk olmuş milletlerin âkibetleri bizi uyandırıyor, herkes aklınca, kafasınca bir yol tutturmuş, ILERICI, GERICİ, DEVRIMCI, TUTUCU, birbirleriyle kıyasıya, kırasıya vuruşuyorlar. Neye varır bunun sonu? Hiç düşünen yok, tek koltuğu ben kapayım, lokmayı ben yutayım, köşe başını ben tutayım hırsı, daha yarım asır önce millî ve dinî birlik ve beraberlik sayesinde, kendisinden kat kat üstün düşmanlarını ezmiş, kahretmiş, onların ölüm ve ateş saçan mermilerine çıplak göğsünü germiş bir milletin evlâtlarını kamplara, karşı saflara ayırdılar, birbirlerine düşman haline getirdiler. Peki, neye varacak sonu bu işlerin? Söylemeğe dilimiz varmıyor ama, bu düzenbazlıkların sonu ve sonucu dağılmak, parçalanmak, islâmın son kalesi olan aziz Anadolu'muzu kantonlara bölmektir. Din ve millet düşmanlarının arzuları budur, bunun için geceli gündüzlü çalışıyorlar, milyarlarca lira harcıyorlar, gençlerimizi silâhlandırıyorlar. Neden?.. Öz kardeşlerini, ağabeylerini, analarını, babalarını, amcalarını öldürmek için!..

Ayıptır, günahtır efendiler, beyler, paşalar!.. Bu dünyanın bir de âhireti var. Dünyasını, âhiretine tercih edenlerin sonları bellidir. Adlarımızı saygı ile minnetle andırmak da var, lânet ve nefretle hatırlatmak da var. SEN - BEN kavgası yüzünden bir çok yurda vedâ ettik, bundan sonra gidecek ve sığınacak yerimiz de yoktur, iyi bilelim. Anadolu yarımadasını da elimizden kaybedersek, bizi kimse kabul etmez, hiçbir ülkeye sığınamayız, rezil oluruz, perişan oluruz.

Kan kardeşiyiz, can kardeşiyiz, din kardeşiyiz. Ayrımız gayrımız yoktur ve olmamalıdır. Birimiz hepimiz ve hepimiz birimiz için ilkesinden sapıtırsak, birlik ve beraberliğimizi yabancı propagandalara kaptırırsak, halimiz haraptır. Dost görünüp yüzümüze gülenler bile, halimize acımaz, belki bir tekme de onlar vururlar. Birbirimizi sevmeğe, birbirimizi saymağa, birbirimizin eksiğini tamamlamağa mecburuz ve muhtacız. Bazı gafil kardeşlerimiz inansanlar da inanmasalar da, ölüm vardır, kabir vardır, mahşer vardır, hesap vardır, mizan vardır,

cennet ve cehennem vardır, hepsi de haktır ve gerçektir.. Yalnız dünyaya inanan ve güvenenler dünyalarını âhiretlerine tercih edenler, kıyameti, hesabı, kitabı, mizanı düşünmeyenler ve önemsemeyenler, önünde sonunda aldandıklarını anlayacaklardır. Fakat, korkulur ki bu idrakleri o zaman hiçbir işlerine yaramayacaktır. Üç günlük dünya mülk ve saltanatına tamah ederek kendi milletine ihanet edenler, kardeş kanı dökenler, dünya mahkemelerinden yakalarını kurtarsalar bile, ilâhî adaletin tecellisinden kurtulamayacaklarını bilmelidirler. Sağcı, solcu, ilerici, gerici geçinmek ve görünmek hüner değildir. Asıl hüner, milletine ve memleketine, dinine ve mukaddesatına hürmet ve hizmet etmek, gerektiğinde din ve millet düşmanlarına karşı kan dökmektir. Ölüme ve ölüm sonrasına, âhirete, ceza gününe inanmayanlar, şeklen insan gibi görünseler de, aslında insan postuna bürünmüş vahşi ve kuduz bir köpekten farkları yoktur. Dünya bir leştir ve bu leşe rağbet ve tamah edenler ise ancak köpektir.

Peygamberlerin zuhuru, insanlara canân yolunda canlarını feda etmelerini öğretmek içindir. Herkesi kötü görüp, kendilerini iyi bilenler, kör veya şaşı değillerse, mutlâka sapıktırlar.

Mâ'rifet, kendisini kötü ve herkesi iyi görebilmektedir. Isimlerini hürmet ve tâ'zimle andığımız Hak Veli'leri:

El arpa, biz saman;

El yahşi, biz yaman…..

diyebilmiş er kişilerdir. Bunu söyleyebilmek, bunu kabullenmek ve bununla hallenmek kolay mes'ele değildir. Yalnız, kendisini beğenen ve başkalarını beğenmemekle kalmayarak en sert ve haşin kelimelerle eleştiren, yeren ve kınayanın, aklından zoru yoksa şeytanın halifesidir. İnsanlıktan nasipleri ve istidatları olanlar, bu nasip ve istidatları kadar insanlıktan nasip alırlar, nasibi olmayanlar da açıkta kalırlar. Kendisini beğenen şeytan halifeleri, başlarında değirmen taşı kadar sarıkları bulunsa, er postuna otursa dahi insan sayılamazlar, sayılmayacaklardır. Kendisini bilen, aczini bilir, aczini bilen Rabbini bilir, hiçliğini anlar, ömrünü olmayacak bâtıl dâ'valar uğrunda değil, şahsına, ailesine, milletine ve memleketine hayırlı ve faydalı olacak hizmetler yolunda tüketir, ölümünden sonra da adı saygı ile, minnet ve şükranla anılır. Aksine hareket edenler ise, dünya durdukça lânet ve nefretle yâd edilirler ve kendilerinden sonra gelecek zâlimlere de ibret olurlar.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.