Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Vaktiyle bir ülkede iki kardeş vardı. — 5. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 246

Dünya hayatı bizleri aldatmasın kardeşlerim... Mal, makam, rütbe, sıhhat, gençlik, güzellik hepsi ama hepsi gelip geçicidir. Sonunda, hayattan ölüme, rahat döşekten kara toprağa, aydınlıktan karanlığa girmek ve bütün varlıklardan soyunmak var. Dünyanın, son elbisesi kefen, son tahtı musallâ, son bineği tabut ve son menzili mezardır. Nice yüksekten uçanlar yere indirildiler de, helâk olup gittiler. Nice gülenler ağladı...

Nice yanan ocaklar söndü... Sorarım sizlere, bu dünya hayatı kime kalmıştır? Kime ebedi mülk olmuştır? Bastığın toprak, hangi kahramanın mezarıdır biliyor musun? Çiğnediğin yerde, önünde kralların diz çöktüğü gül yüzlü bir güzelin yatmadığını nereden biliyorsun? Açıp bakabilsek, o eşsiz güzellikten, uğruna mallar ve canlar feda edilen o muhteşem kadın veya kızdan artakalan, bir kaç parça kemikten başka nedir? Nice devletleri, nice milletleri bu kara toprak yuttu, zaman değirmeni nice medeniyyetleri öğüttü... Öğütmekle de kalmadı, toz etti ve havaya savurdu.

Hani, nerede Allahu talâ'nın keremine mazhar olan insanların babası Âdem aleyhisselâm? Nuh neciyullah nerede? Ibrahim halilullah nerede? Hak yoluna boyun veren Ismail aleyhisselâm nerede? Hani, Hak yoluna türlü cefaya katlanan Circis, nerede güzelliğiyle güneşi karartan, ayın nurunu mat eden Yusuf hani? Isa aleyhisselâm nerede? Musa aleyhisselâm nerede?

Kabirleri bile bilinmeyen peygamberler nerede? Şarka ve garba hükmeden Iskender'ler, adaletiyle, ihtişamıyla göz kamaştıran melikler ve sultanlar nerede? Dünyaya sığmayan, insan kellelerinden ehramlar yapan hükümdarlar, (Ben sizin yüce Rabbinizim!) diyen fira'unlar, hakkı kabul etmeyen Haman'lar nerede? Süleyman peygamber aleyhisselâmın mülkü nerede? Şâirler, edipler, mütefekkirler, müfessirler, muhaddisler, müctehitler, müdekkikler nerede? Nerede o âbidler, zâhidler, salihler?

Hani o ünlü kahramanlar, yol boyunca başlarına çiçekler saçılan muzaffer kumandanlar, ülkeler, kaleler, beldeler fethedenler nerede?

Yediler, içtiler, gezdiler, tozdular, ağladılar, güldüler, evlendiler, çoluk çocuk sahibi oldular, sevap işlediler, günah işlediler, adaletle hükmettiler, zulmettiler, uçsuz bucaksız denizler geçtiler, füzelerle gökyüzüne uçtular ama sonunda hepsi de birer birer bâki ve ebedi âleme göçtüler. Toprağa düştüler, çürüdüler, eridiler ve gözlerden kayboldular.

Unutmayalım, bizler de tıpkı onlar gibi olacağız ve birgün mutlâka öleceğiz. Elbette, doğduk ya öleceğiz. Evvelimiz olduğu gibi elbette bir de sonumuz var. Şu halde, nedir bu hırs? Nedir bu aç gözlülük? Yemeğe kanmayan bir ağız, bir türlü dolmayan ve doymayan bir karın... Fâni'sin ve fâni olduğunu da biliyorsun. Öyle ise, bâki olan Allahu tealâ'ya isyanın ne? Sırtına, zayıf ve cılız omuzlarına yüklendiğin isyan, günah ve kötülük hamulesini taşımak için TIR kamyonları, marşandiz trenleri yetmez... Şu ağır hamuleden kurtulsan fena mı olur? Hafifler ve rahatlarsın. Daha bugünden taşıyamıyorsun, yarın daha da çoğalınca nasıl taşıyabileceğini hiç düşündün mü? Birgün, Allâm-ül-guyûb olan Allahu tealâ'ya döneceğiz ve orada bütün bunların hesabını vereceğiz. İşte o günü düşün, o gün için ağla, bol bol gözyaşı dök ki, bu gözyaşları belki işlediğin günah karasının bir kısmını yıkar ve arındırır.

Kişi; zulmettiği, bilerek veya bilmeyerek haksızlıkta bulunduğu kimselerin bedduasından çok ama çok korkmalıdır. Zulme uğrayan kâfir bile olsa, Allahu tealâ onun ahını koymaz.

Rabbimizin zulme rizası yoktur, zâlimleri sevmez ve zâlimlere yardımcı da olmaz. Zâlimler, herhangi birisine zulmettikleri zaman iyi bilmelidirler ki, daha o ânda kendi kendilerini azaba mahkûm etmişlerdir. Eskiler, bu sebeple (Sorsalar mağdurunu, gaddâr kendin gösterir.) demişlerdir.

Bütün kötülükler, Allahu tealâ'yı unutmaktan ileri gelir.

Zira, Rabbini ve Rabbinin intikamını unutan her türlü kötülüğü irtikâp eder. Bu sebeple, kul her nefeste Allahu tealâ'yı zikretmeli ve bunu kendisine görev bilmelidir. Allahu tealâ'yı fazla zikretmek iymanın kemalindendir. Unutma sevgili kardeşim, nereye gitsen Allahu azim-üş-şân seninledir, seni görür ve seni bilir:

Ve hüve mâ'aküm eyne mâ küntüm...

El-Hadid: 4 (Ve her nerede olursanız olunuz, Allabu teala sizinledir.)

Sahib-i şeri'at aleyhi ekmel-üt-tahiyyel: efendimiz bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:

(Herşeyin bir alâmeti vardır. İyman-ı kâmılin alâmeti de zikrullah'tır.)

Zikrullah'tan zevk almayanların, ruhları zikir gıdasından yararlanmayanların, münafık sıfatı ile sıfatlandıklarına yukarıdaki Hadis-i şeriften başka şu âyet-i kerime de güneş gibi şahittir:

Vo lâ yozkürunallahe illâ keliyia...

En-Nisa: 142 (O münafıklar, Allahu tealâ'yı da pek az, halk arasıda yalnız dilleriyle zikrederler.)

Evet, bu âyet-i kerime münafıkların sıfatını belirtmektedir. Hiyle ve hud'a etmek, yalan söylemek, emanete hıyanette bulunmak, sözünden dönmek, gösteriş için ve halk arasında namaz kılmak, yalnız başına kaldığı zamanlar namaz kılmağa üşenmek ve gevşek davranmak, Allah Teâlâ'yı pek az ve hem de yine halk arasında münkir demesinler diye yalnız diliyle zikretmek münafıkların sıfatları ve nifak alâmetleridir.

Birgün, Hâce-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, ashab-ı bâ-safa (Rıdvanullahi tealâ aleyhinı ema'ıyn) hazretlerine hitaben:

— Ey benim ashabım, size amellerin efdali ve ibadetlerin ekmeli olan bir amel ögreteyim mi? buyurdular. Ashab-ı kiram:

— Aman yâ Resûlallah, lûtfedin öğrenelim, cevabını verince, saadetle:

— Ibadetlerin ekmeli zikrullah'tır, buyurdular.

Diğer bir hadis-i şerifte de (EFDAL-ÜZ-ZİKR LÂ ILÂHE IL.

LALLAH = Zikrin efdali lâ ilâhe illâllah'tır.) buyurulmuştur.

Zikrullah'ın fazileti, bu âyet-i celile ile de sabittir:

55$1555i;

, Vezkürullahe kesiyren le-alleküm tüflihön...

El-Cum'a: 10 (Allahu tealâ'yı çok zikrediniz ki, dünya ve âhirette felâh bulasınız.)

Diğer bir âyet-i kerimede de şöyle buyurulmuştur:

itilsis Ve le-zikrullahi ekber...

El-Ankebut: 45 (Allahu tealâ'yı zikretmek, tâ'atin en büyüğü, en faziletlisidir.)

Uluların ulu'su ve büyüklerin büyüğü Allahu zül-celâl velkemal bir şeye BÜYÜK derse, onun ne demek olduğunu, ehl-i iymanın iz'an ve ferasetine bırakırım.

Hepimizin bildiğimiz ve sık sık tekrarladığımız şu âyet-i kerime ne kadar veciz ve ne derece mânalıdır:

Basit Fezkürüni ezkürküm veşküruli ve la tekfürön...

El-Bakara: 152

(Siz beni tâ'atle anın ki, ben de sizi sevapla anayım. Siz beni ni'met ve bolluk içinde anın ki, ben de sizi şiddet ve belâda anayım. Ve bana tâ'atle şükredin, mâ'siyyetle küfran etmeyin...)

Yani, yerlerin ve göklerin ve yerlerle gökler arasında bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen âlemlerin Rabbi ve mürebbisi: (Siz, beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bu büyük nimetimden dolayı bana şükredin. Zikr-i ilâhiyyemi terkederek bana küfran-ı ni'mette bulunmayın…..) buyurmaktadır.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.