Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Vaktiyle bir ülkede iki kardeş vardı. — 6. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 246

Anlayan ve kadrini bilenler için bu âyet-i kerimede de bir çok hikmetler ve sırlar gizlidir:

Elleziyne yezkürunallahe kıyâmen ve ku'uden ve alâ cünubihim...

Al-i-Imren: 191 (Onlar, o kâmil iyman ve akıl sahipleri ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken, hep Allahu tealâ'yı zikrederler.)

Muhterem din kardeşim ve aziz hak yoldaşım!...

Allahu tealâ'yı ayakta zikreyle ki, kıyamet günü insanlar kabirlerinden kalkarak divan-ı ilâhide el-pençe durdukları zaman Allahu tealâ da seni zikretsin..

Allahu tealâ'yı otururken zikreyle ki, kıya net gününün şiddetinden bütün Nebi'ler dizleri üzerine oturduğu zaman, Allahu tealâ da seni zikretsin...

Allahu tealâ'yı yatarken zikreyle ki, yakın bir zamanda seni de yanın üstüne kabrine yatırdıkları zaman, amellerinle baş başa kaldığın o mühlik ânda Allahu tealâ da seni zikretsin. Rabbin, seni af ve magfiretine lâyık kılarak cennet ve cemaline nail eylesin...

Kâmil bir mü min, her hal ve kârda Mevlâ'sını unutmaz ve her nefeste Rabbini zikreder. Zikrullah'ın, kalbin cilâsı olduğunu, bu Hadis-i şerif kesinlikle beyan ve ilân buyurmaktadır:

sil,s;→jlülijç (Zikrullah, kalbin cilâsıdır.)

Her kim, kalbini günahlardan arındırmak ve cilâlamak isterse, zikr-i ilâhiyye devam etmelidir. Zikrullah, kalbin cilâsı ve ruhun gıdasıdır. Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

— Allahu tealâ ve takaddes hazretlerini zikredenler, onu zikretmeyenlerin yanında, kuru otlar içindeki yeşil yapraklı ve meyveli ağaç gibidirler, buyurmuşlardır.

Kuru otların, hiçbir işe yaramadığı veya pek azının basit maksatlarla kullanıldığı ve hepsinin ekseriya yakıldığı gözönüne getirilirse, bu teşbihin ne kadar önemli olduğu meydana çıkar. Resûl-ü zişânın, Allahu tealâ'yı zikredenleri yeşil yapraklı ve meyveli bir ağaca benzetmeleri, zikrullaha devam edenlerden ve her nefeste Allahu sübhanehu ve tealâ'yı zikredenlerden bütün mahlükat-ı ilâhiyyenin yararlandığını iymâ ve ifade buyurmak maksadına mâ'tuftur. Hiç şüphe yoktur ki, kuru otlar hiç kimsenin işine yaramaz ama, meyveli ağaçtan kayıtsız şartsız herkes faydalanabilir.

Fakat, zikrullaha devam edenler, bu zikirlerini yalnız dilleriyle değil, kalpleriyle de yaprağa çalışır ve zamanla buna alışırlarsa, sonunda ARIF-İ-BİLLÂH ve VÂSIL-I-İLÂLLAH olurlar. Zikr-i ilâhi, onları lâhuti âleme yükseltir, Hakkın da kendilerini zikrettiğini duyarlar ve o zevki tadarlar, FI-MAK'AD-I SIDK'A varırlar. Zira, zikr-i ilâhi ve Esmâ-i Rabbani gerçekten kalbin cilâsı ve ruhun gıdasıdır. Bir kalp, o gıdayı ne kadar çok alırsa o kadar nurlanır ve güzelleşir.

Ey âşık-ı sadık!

Bütün bunları düşünerek, zikrullah ve fikrullah ile kalplerimizi nurlandıralım ve süsleyelim. Zikrullah ile beslenip süslenerek nurlanan kalpler, yâr-ı hakikiye vuslât peyda ederler. Zikrullaha devam edenler, müşahede-i cemale ererler. Zikrullah, kalplerin aynasıdır. Kisve-i mağfiret olup, rahmet-i ilâhiyyenin huzuruna sebebtir. Rahmet-i sübhaniyyeyi celbeder, âhiret azığını hazırlar ve kabirde nur ve kula yoldaş o.ur. Sırat üzerinde de nur-u hidayettir. Iyman-ı kâmile işaret ve âşık-ı billâh olmaya alâmettir. Cehennem ateşine de siper olur. Nur hazinesinin hediyyesi ve cemal-i hakkı müşahede vesilesidir. Zikrullah, umde-i râh-ı irfan ve mucib-i şükr-i sübhandır. Zikrullah, salih amellerin en kuvvetlisi, dille tadılacak şeylerin en lezzetlisi, Celâl sahibi Allahu azim-üş-şâna giden yolun kapusu ve cennetin tapusudur. Zikrullah, kulun kalbini safaya ve şeytanı cefaya iletir. Ibadetlerin en â'lâsı ve irfan kapusunun anahtarıdır. Zikrullah, kalplerin nuru ve gönüllerin sürurudur, kalbin ve kalıbın huzurudur. Zikrullah, enis-i can ve mûnis-i irfandır. Ariflerin âdeti, salihlerin ibadeti ve mü'minlerin ziyafetidir. Zikrullah, dünyayı unutturur, günah ve isyan işlenmesine engel olur.

Aziz kardeşim!

Allahu tealâ, eğer senin kalbini zikrullah ile süslemiş ve nurlandırmışsa, kalbini zikr-i ilâhisiyle sürurlandırmışsa, seni zikri, fikri ve şükrü ile meşgul ediyorsa, bilmiş ol ki seni zât-ı ilâhiyyesine mûnis kılmıştır. Bu takdirde, olanca saffet ve samimiyetimle tebşir eder ve müjdelerim ki, âlim-üs-sırrı vel-hafiyyât sana muhabbet etmiştir, seni sevmiştir. Çünkü, Mevlâyı müte'al sevdiği kullarının dillerini ve kalplerini zikr-i ilâhisiyle süsler, onların gönül evini nurlandırır ve o kalplerini tecelliyâti ile sürurlandırır. Zikrullah gönülde gerçeliten sürurdur ve o sürurun semeresi de hakkın o kalbe tecelliyatından meydana gelen üns-ü huzurdur. Zikrullah ile, gönüller bütün kötülüklerden arınır ve pâklanır, veçh-i kadim o kalpte zahir olur. Zikrullah, kalbe nur-u inayet ve ruha meş'ale-i hidayettir. Zikrullah, bütün dertlere deva ve bütün hastalıklara şitadır. Dünya sevgisi ise, berzah-ı belâdır.

Bakara süre-i celilesinin 152'nci âyet-i kerimesini, bir kere daha okuyalım: (FEZKÜRÜNİ EZKÜRKÜM... = Siz, beni zikrediniz ki, ben de sizi zikredeyim...) buyurulmuştur. Kim, Hakkı zikrederse. Hak tealâ da o kulunu zikreder. Kim, Rabbini unutursa kalbi kararır, daralır, katılaşır. Zikrullaha devam edenin kalbi ise aydınlanır, nurlanır ve yatışır. Zikredenin kalbi uyumaz, hatta ölmez.

Zikrederken cezbe-i Rahmani geldi gönlüme, Fikrederken allem-el insani geldi gönlüme...

Evet, zikrullah dilde kalmamalı ve kalbe yerleşmelidir. Zikirde dil kalbe muvafık ve mutabık olursa, kemal bulur. Zikrullah, kimya-yı saadet ve sermaye-i mâ'rifettir. Onun için, mâsivâyı terkederek aşk ile, şevk ile zikredenler Allahu tealâ'ya tâlip ve zikirleri de muhabbet-i ilâhiyyeyi câlip olur. Ariflerin ikap ve mâ'siyyete müptelâ olmaları, zikr-i Haktan münkati olmalarının neticesidir.

Yâ Rab!... Biz, âciz ve günahkâr kullarını zikrullahta dilleriyle gönülleri birleşenlerden, zikr-i ilâhi lisanlarına ve kalplerine yerleşenlerden, taraf-ı ilâhiyyenden zikredilmek şeref ve bahtiyarlığına erişenlerden eyle... Zât-ı ülûhiyyetini ibadet ve tâ'atle zikrederek ecir ve sevapla zikredilenlerden, tövbe ve istiğfarla zikrederek rahmet ve mağfiretinle zikredilenlerden, dua ile zikrederek lûtuf ve icabetinle zikredilenlerden eyle...

Seni ayakta zikreden kullarını, kıyamet günü bütün insanlar mezarlarından kalkarak huzur-u ilâhinde ayakta emr-ü fermanını beklerlerken salih kulların meyanında zikreyle... Seni, oturarak zikreden kullarını, mahşer gününün şiddet ve dehşetinden Nebilerin bile NEFSIY NEFSIY feryatlarıyla diz çöktüklerinde bağışlanmış kulların meyanında zikreyle... Seni, yanla rı üzeri yatarken zikreden kullarını, kabirlerine yanları üstü yatırıldıklarında (Korkma!... Üzülme!...) tebşiratıyla müjdeleyici meleklerini göndererek zikreyle... Habib-i edibinin zikirlerin en efdalı olduğunu bildirdiği o kelime-i tayyibe-i münciyye ile LÂ ILÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜN RESÜLULLAH zikriyle huzur-u izzetine dönerek emanetini teslim, sekerat-1 mevtimizi teshil ve rizayı ilâhiyyeni tahsil etmek mazhariyyetine nail eyle.

Cehennemin yedi kapısını kapayan ve cennetin sekiz kapısını açan kelime-i tevhidi son nefesimize kadar devamlı surette zikrederek can verenlerden, rahmet ve mağfiretine erenlerden, ölüm ânında cemâl-i bâ-kemalini görenlerden, mahşer halkı gözyaşı ve ter dökerken Habib-i edibinin Livâ-i hamdi altında ve arşın gölgesinde sefa sürenlerden, hesabını yüz aklığıyla vererek

cennetine girenlerden eyle... Bizleri, iymanda daim, islâmda kaim ve zikrullaha müdavim olan kullarınla bir.ikte sıratı yıldırım gibi geçenlerden, Resûl-ü müctebâ'nın ve Aliyyül-Mürtezâ'- nın mübarek elleriyle Kevser şarabından kana kana içenlerden, cennet hulleleri biçenlerden eyle. Bizleri, düny'a hayatında zikrinden zevk alan, zikrullah ile dertlerine derman bulan, kelime-i tevhid ile mest ve hayran kalan kullarından eylediğin gibi, âhiret hayatında da cennet ve cemalinle mükâfatlananlardan eyle... Amin ve bi-hürmeti seyyid-il-mürseliyn ve bi-hürmeti Tâ- Hâ ve Yâ-Sin... Sübhane Rabbike Rabbil-izzeti ammâ yasıfûn ve selâmün alel-mürseliyn vel-hamdü lillahi Rabbil-âlemiyn EL.- FATIHA...

EL - HAC

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.