Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Vaktiyle bir ülkede iki kardeş vardı. — 4. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 246

Iki kardeş buna da razı oldular. Zenci köleyi de beraberlerine alarak tekrar yola koyuldular ve sonunda o azizenin yerleştiği ülkeye vardılar, sordular ve zaviyesini buldular. Tıklım tıklım dolu idi. Yanına giren hastalara:

— Soracağım sorulara doğru cevap verirsen gözlerin açılır.

Yalan söylersen, ömür boyu kör kalırsın, ihtarında bulunuyor ve sonra soruyordu:

— Allahu tealâ'ya isyanda bulundun mu? Kullardan AH aldın mı?

Hasta, yaptığı hata veya günahı söylüyo^ o zaman azize:

— Ilâhi!.. Bence meçhul, sence malûm... Bu zat doğru cevap veriyorsa gözlerini aç ve kendisini affu ınağfiret buyur. Yalan söylüyorsa, onu senin adaletine terkettim, diye niyazda bulunuyordu. Eğer, hasta doğru cevap vermişse gözleri görmeyen

görmeye başlıyor ve başka bir hastalığı olanlar da derhal şifaya kavuşuyordu.

Günlerden bir gün, kocasıyla kayın-biraderinin ve kendisine tasallût ve iftira eden zenci kölenin geldiklerini gördü, âdeti üzere perde arkasından kocasına, soracağı soruları kendisinin de dinlemesini bildirdikten sonra, hain kayın-biraderine mutâd sorularını yöneltti. O zalim adam:

— Ağabeyimin yanında konuşamam, cevabını verdi.

Veliyye, kendisine cevap verdi:

— Oyle ise gözlerin açılmaz ve ömrün oldukça kör kalırsın, dedi ve zenci kölenin getirilmesini emretti. Aynı suale muhatap olan zenci köle ağlayarak anlatmağa başladı:

— Benim salih ve âbid bir efendim vardı. Bir gece, konağa bir iftira neticesi recmolunmak cezası verilen yarı baygın ve yaralı bir kadın getirdi. Günlerce onun tedavisiyle meşgul oldu ve sıhhatine kavuşturdu. Kadın, fevkalâde güzeldi. Şeytana uydum ve kendisine olmayacak tekliflerde bulundum. Şiddetle reddetti ve ırz ve iffetini koruyabilmek için bu hallere düştüğünü, evli olduğunu, bir iftiraya maruz kaldığını söyledi. Gözümü, hırs ve şehvet bürümüştü, ondan gayrı kimseyi göremiyordum, bunun için de bir gölge gibi peşinden ayrılmadım ama, kadın aslâ razı olmadı ve her defasında beni reddetti. Nihayet, evin hanımının kıskançlık damarlarını tahrik edecek yalanlar ve iftiralar uydurarak o zavallı hatunu sokağa attırdım. Allahu tealâ'ya isyanım çoktur ama en büyük günahımın bu olduğu kanaatindeyim.

Çünkü, o biçare gittikten bir süre sonra gözlerim kapandı ve görmez oldum. Dünya benim için karardı, dedi.

Veliyye, zenci köleyi tasdik etti:

— Aşkolsun, doğru söyledin, dedikten sonra:

— Yâ Rab!... Bu kulun doğru söylüyor, gözlerinin nurunu lûtfet kendisine iade eyle, niyazında bulunur bulunmaz, zenci köle:

— El-Hamdü lillah, görüyorum... Görüyorum!... diye inleyerek Rabbil-âlemiyne hamd-ü senâ ve o veliyye'ye de teşekkür- Envâr-ül-Kulûb, cilt: 2 — F: 17

ler etti. Üzerinde bulunan ne kadar kıymetli eşya varsa hepsini, o azizenin huzuruna takdim etti ve fakat:

— Sen bir kölesin, al bunları ve esaretten kurtul, Allahu tealâ'ya kulluk et ve bir daha da Hakka âsi olma, cevabıyla ayrıca irşada kavuştu.

Daha sonra, yine kayın-biraderine dönerek:

— Hâlâ konuşmayacak mısın? diye sordu. Konuş ki, gözlerin açılsın...

Hâ'in kör, israr etti:

— Ağabeyim dışarı çıksın, o zaman koruşurum...

Veliyye kendisine cevap verdi:

— Ağabeyinin yanında konuşmaktan hayâ ediyorsun da.

herşeyi hakkıyle gören ve bilen Allahu talâ'nın huzurunda işlediğin kötülük ve haksızlıklardan hayâ etmiyor musun?

Kör kayın-birader, ağlayarak anlatmağa başladı. Yengesine karşı ötedenberi meyil ve alâkası olduğınu, ağebeysinin gazaya gitmesinden yararlanarak bu kötü ve iğrenç tasavvurunu kuvveden fiile çıkarmağa veltendiğini, çok afif ve dürüst bir kadın olan yengesinin kendisini şiddetle reddetmekle beraber, tövbe ve istiğfar etmesi şartiyle bu işin aralarında bir sır olarak kalacağını da temin ettiğini, bu hak teklife de yanaşmadığını ve nihayet dört yalancı şahit bularak yengesine zinâ suçunu isnad ve isbat ettiklerini ve o namuslu kadırın recmolunmasına kadar gittiklerini hikâye etti ve bu körlük beliyyesinin de bu isnad ve iftirasının bu korkunç kötülük ve haksızlığının cezası olduğunu bildiğini ilâve etti.

Bütün bunları, büyük bir sabırla dinleyen veliyye onu da tasdik ederek:

- Evet, doğru söyledin... Sana, bu kötü isnad ve iftiranda yalancı şahitlik edenler de senin gibi kör olmuşlardı, onlar da geldiler ve onlar da doğru konuştular ve bu sayede de gözleri açıldı, dedi ve:

— Ilâhi!... Suçlarını itiraf eden bu zavallının da gözlerini aç, diye niyazda bulundu ve kayın-biraderin de gözleri o ânda açılıverdi.

Gazi ağabey ise, bütün bu itirafları dinledikten sonra ne yapacağını bilemiyordu. Günahkâr kardeş de, ağabeyisinin yüzüne bakamıyord!. Sanki, mahkeme-i kübrâ kurulmuş, yerlerin ve göklerin mâliki ve hâkimi Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri KADI olmuş, suçluların ayıpları ortaya dökülmüş, günahkârlar Enbiyâ ve Evliyâ yanında mahcup ve perişan olarak yüzleri kararmış gibi müfteri kayın-birader de defterini okumuştu.

Şu kadar ki, gözleri açılmadan defter-i â'malini okuyan bu gafil, gözleri açılınca bu kara yazıyı ağabeyisinin nefret taşan yüzüne bakarak okuyuvermiş ve o suretle meclisten çıkarak gözlerden kaybolmuştu.

Gazi, ruhsat alıp çıkmaya hazırlanırken, veliyye kendisine:

— Siz, biraz durunuz... demiş ve saklandığı perdenin arkasından çıkarak yıllardır hasretini çektiği kocasını ayağına kadar lûtf-u Rabbanisiyle gönderen ve düşmanlarının âkibetlerini de ona gösteren Allahu teâlâ'ya secde-i şükür etmiş ve böylece ırz ve iffetini isbat etmişti. Daha doğrusu, eğriler cezalarını ve doğrular mükâfatlarını bulmuşlardı..

Dedi bana bir pir pişman olursun, Sırrın açma Haktan gayrı bir yerde, Vücudün mülküne sultan olursun, Sabredersen Eyyub misali derde...

Her doğru necat ve selâmete, her eğri ve kötü de musibet ve felâkete doğru gitmektedir. Doğrular, bu gidişleriyle ergeç menzil ve maksutlarına erecek ve kötüler de önünde sonunda belâlarını bularak cezalarını görecektir. Dünya ve âhirette necat ve selâmete ermek isteven, Allahu tealâ'ya karşı yaptığı isyanlara tövbe etmeli, işlediği günahlara pişman olmalı ve salih ameller işlemelidirler. Kime vurmuşsa, kimin haksız olarak malını almışsa, kimin hakkına eli, beli ve diliyle tecavüz etmişse, o mazlumlar yakalarına vapışmadan. Hak celle ve alâ kendilerini hesaba cekmeden, zulmettikleri veva haksızlıkta bulundukları kimselerin rizalarını almalı ve her insan bu bakımdan devamlı olarak kendisini hesaba çekmelidir. Son pişmanlık aslâ

- 260 _ fayda vermez ve ölümden sonra ağlayıp sızlamak, yanıp yakınmak yarar sağlamaz.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.