Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin torunlarından ve cennet gençlerinden olup Ehl-i… — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 233

lern efendimizin bu Hadis-i şerifleriyle işaret buyurdukları Allah ve Resûlünün ahlâkı ile ahlâklanmağa çalışmak, rahmani sıfatlarla sıfatlanmaktır ki, bunlar elbette ehl-i cennettir. Insan-1 Rahmani, yukarıdanberi saydığımız üstün ve mümtaz haslet ve sıfatlara sahip bulunan, müşfik, merhametli, herkese iyi ve güzel muamele eden, yaratandan ötürü her yaratılanı sayıp seven Hakkın yarattıklarında güzel veya çirkin diye ayırım yapmayan, güzelliğin veya çirkinliğin altındaki sırları keşfeden, güzele ve güzelliğe, lâtife ve letafete kendi arzu ve isteklerinin zorlamasıyla değil, hakkın emri olduğu için meyleden, çirkini ve çirkinliği yine hakkın emriyle kötü gören ve böyle bilendir. Hak, bu kimselere yakın olduğu gibi, bunlar da kendilerini hakka iletirler. hakkı kendilerinde bulurlar, hakta kendilerini yok ederler ve bunun sonunda da hak ile beka bulur ve ebediyyete ererler.

Olan müstagrak-ü envâr vahdet-i nûrdan söyler, Tecelli nûruna vasıl olanlar Tür'dan söyler, ENEL-HAK nüktesin pir-i ledünni halleder amma, Geh-i dâr-1 tehayyürden, geh-i Mansur'dan söyler...

Bu zümrenin ahlâkı, insanın kemaline işaret olup insanlığın en üstün ve yüce mertebesidir ki, bu rütbeyi ihraz edenlere INSAN-I-RAHMANI ve o kutlu kişilere de INSAN-I-KAMIL denilir. Insan-ı kâmilin başı, reisi, örneği ve önderi Seyyid-ül-Ebrâr aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Gaffâr efendimiz hazretleridir.

Binaenaleyh, bu yüce makama erişebilmek saadet ve bahtiyarlığına nail ve mazhar olanlar, her bakımdan Nebiyyi zişânın mirasçıları ve halifeleridirler. Bu sebeple Allahu talâ'nın halifeleri olarak Hakkın esrarını keşfeder, mest-ü hayran olurlar.

Ey âşık-ı sadık!..

Yüz suhuf ve dört semavi kitap, taraf-ı ilâhiyyeden peygamberler vasıtasiyle kullara tebliğ edilmiş ve bu kitaplarla mü'minlere müjde ve beşeret ve kâfirlere korku ve felâket haberi verilmiştir. Bu semavi kitaplardan Zebur, Hz. Davud aleyhisselâma, Tevrat Hz. Musa aleyhisselâma, Incil Hz. Isa aleyhisselâma ve Kur'an-ı azim-ül-bürhan Nebi'ler serveri, veliler rehberi, âşık

ve sadıkların önderi ve âhir zaman peygamberi olan ve âlemlere rahmet olarak gönderilen Habib-i Hüdâ ve şefi-i rûz-i ceza efendimize indirilmiştir ki, semavi kitapların sonuncusu ve efdalidir. Şeyh Ilâhi kaddesallahu sırrahul-âli efendimiz buyurmuşlardır ki:

— Semavi kitapların, bu şekilde nüzul etmelerinde büyük ibretler vardır. Neden, evvelâ Zebur, daha sonra Tevrat ve onu takiben Incil ve nihayet son kitap olan Kur'an-ı kerim son peygamber olan Habib-i edib-i Kibriyâ efendimize nâzil olmuştur?

Zira, Zebur'da yalnız şeri'at vardır. Tevrat'ta ise tarikat, Incil' de hakikat ve nihayet Kur' an-ı aziymde mâ'rifetullah vardır ki bütün semavi kitaplar cem ve hatmolunmuştur.

Şu var ki, gerek Zebur ve gerekse Tevrat ve Incil; Davud, Musa ve Isa aleyhimüsselâma Allahu tealâ'rın inzâl buyurduğu şekillerini muhafaza etmemektedirler. Hepsi de tahrif olunmuştur. Bahusus, Kur'an-ı kerimin nüzuliyle gerek yüz suhufun ve gerekse daha önceki dört semavi kitapların hükümleri nesholunmuş, kaldırılmıştır. Binaenaleyh, bugün şeriat, tarikat, hâkikat ve mâ'rifet makamları Kur'an-ı azim-ül-bürhan ile sabittir.

Sadreddin-i Konevi kuddise sırruh efendimiz buyurmuşlardır ki Fatihâ-i şerifede:

lyyake na büdü (Ancak sana ibadet ederiz.)

makam-ı şeriate ve:

İyyâke nesta'ıyn (Ancak senden yardım dileriz.)

makam-ı tarikate ve:

ihdinas-sırat-el-müstakiym..

(Bizi rizayı ilâhine iletecek o dosdoğru yola, hidayetine ilet.)

Makam-ı hakikate ve:

Sirat-elleziyne en'amte aleyhim (O riza ve hidayet yolu ki, kendilerine ni'metler bahş ve ihsan buyurduklarının yoludur.)

Makam-ı mârifetullah'a işarettir. Yani, bu dört âyet-i kerime şeri'at, tarikat, hakikat ve mâ'rifetin tam kendisidir.

Şeri'at, işitmek ve vücudu ile hizmettir. Tarikat, işittiğini ihlâs ile işlemek, kalbiyle huzur-u hazrette olduğunu bilmektir.

Hakikat, ruhla hakka kurbiyyettir. Mâ'rifet ise, sır ile hakka vuslâttır.

Demek oluyor ki, vücutla yapılan ibadete ŞERI'AT, kalp ile yapılan ibadete yani huzur-u murakabede TARİKAT, ruhla edilen huzura HAKIKAT, ahlâk-1 hasene ile tezyin olunan gönüle ve müşahede-i hakikiyye ile elde edilen tecelliyât ve makamata MÂ'RİFETULLAH denilir. Allahu tealâ'ya yapılan bütün ibadetlerde, bu dört mertebe sabittir ve bunlara müşahede ve dikkat edilmesi lâzımdır.

Meselâ, namazın şeri'atı yani vücudun vazifeleri kıyam, kıraat, rükû, sücûd, tesbih ve teşehhüddür. Namazın tarikati yani kalbin vazifesi tefekkür, hudû ve huşû'dur. Namazın hakikati yani ruhun vazifesi ise mükâşefe ve müşahededir. Namazın mâ' rifeti yani sırrın vazifesi de keremgâh-ı ilâhiyye mi'râc ederek fenâfillâh ve beka-billâh'tır.

Zekâtın şeri'atı yani vücudun vazifesi elle malı vermektir.

Zekâtın tarikatı yani kalbin vazifesi sehvettir, daha doğrusu o malı seve seve vermektir. Zekâtın hakikatı, yani.

i. ruhun vazifesi malı Allahu talâ'nın rizası için vermektir. Zekâtın mâ'rifeti

yani sırrın vazifesi, vücudu hak yolunda bezletmek, mahveyle mektir.

Oruçta da, bu dört mes'ele şöyle müşahede edilir:

1. Orucun şeri'atı yani vücudun orucu, nefsi yemekten, içmekten ve cinsi münasebette bulunmaktan men'etmektir.

2. Orucun tarikatı yani kalbin orucu ise, kalbi her türlü şeytani vesveselerden tathir etmektir.

3. Orucun hakikatı, yani ruhun orucu da, ruhu bütün kötü ve çirkin huylardan arındırmaktır.

4. Orucun mâ'rifeti yani sırrın orucu ise, Allahu tealâ dan gayrına muhabbet nazarıyla bakmamak, mâsivâyı terketmek ve yalnız Mevlâyı müte'al hazretlerine bağlanıp muhabbet etmektir.

Bu açıklamaları yaparken, bir uyarma yapmak gerekiyor.

Gerek namaz ve zekâtın, gerekse orucun hem şeri'atlerine, hem tarikatlerine, hem de hakikatlerine aynı ânda riayet etmekle, bunların mâri'fetlerine erişmek mümkün olabilir. Bu husus, kesinlikle bilinmeli ve yanlış anlaşılmaya aslâ yer vermemelidir.

Hac ibadetinde de bu dört mes'ele şöyle müşahede edilir:

1. Haccın şeri'atı yani vücudun haccı mikatta ihrama girmek, Arafat'ta vakfeye durmak ve belirli şartlarla Beytullah'ı tavaf etmektir.

2. Haccın tarikatı yani kalbin haccı nefsin organı olan vücudu yedi hicaptan (U'cub, kibir, gazap, riyâ, hased, hubbu cah ve hubbu mal) kurtarmaktır.

3. Haccın hakikati, yani ruhun haccı ise ruhu safaya getirmek ve bütün çirkin ve kötü sıfatlardan arındırmaktır.

4. Haccın mâ'rifeti yani sırrın haccı müşahede-i zata vuslât ve envâr-i sıfat olmaktır.

Şu gerçeği bir kere daha dikkatinize sunarım:

Şeri'at kemale ermedikçe, tarikat sırrı doğmaz. Çünkü, şeriat tarikatın, hakikatın ve mâ'rifetin temelidir. Temelsiz bir binanın sağlam olmayacağı muhakkak olduğuna göre, şeri'atsız tarikat, hakikat ve mâ'rifet de sağlam olmaz. Bu noktadan ha- Envar-ül-Kulab, cilt 2 - F: 16

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.