Yârı bil, agyârı bil aklın başında var iken, Bu fırsatı kaçırma, fırsat elinde var iken...
Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, bir Hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
1) Geçmişteki işlediği günahı unutmak ki o günah Allah katında mahfuzdur.
2) Geçmişte işlediği sevabı unutmamak ve hatırında tutmaktir.
3) Dünya nimetlerinde kendinden yüce olanı nazarı itibara almaktır.
4) Dinde kendinden dûn olana bakmaktır ki, bunlar şekavet alâmetidir.
Bu sıfatlarda olan kimse için Allahu Zül Celâl benim rızamı istemeyip dünyayı isteyen şu kulu terk ettim demektedir.
Diğer şekâvet alâmeti de dört haldir:
1) Allah korkusuyla yaş dökmeyen göz.
2) Merhamet ve şefkatten yoksun katı bir kalp.
3) Dünya hayatına karşı sonsuz bir hırs.
4) Olümü düşünmeden, âhireti hatırlamadan yalnız dünya hayatına ve alâyişine kapılmak.
Ey ehli iyman seadet alâmeti de dörttür.
1) Geçmiş günahlarını unutmamak, bu günahlarına daima tövbe ve nedamet etmektir.
2) Yaptığı iyiliği ve hayrı ve hasenatı unutmaktır.
3) Dinde kendinden yücesini nazarı itibara almaktır.
4) Dünya nimetlerinde kendinden dûn olan fukaraya bakarak Allaha şükür etmektir.
Bu sıfatlarla sıfatlanan kutlu kulda Allah rızasına nâil olacağı gün gibi aşikârdır. Biz gelelim şekâvet alâmetlerine.
Allahu tealâ ve tekaddes hazretleri, KÜFÜR zulmetini halk buyurunca, bu müthiş zulmet haktan kuvvet istedi. Allahu sübhanehu ve tealâ, işte o zaman kötü huyları halk ve icat buyurarak, küfür zulmetine bu kötü huylarla kuvvet verdi. Kötü huyun başı nefistir. Nefsin unsurları ateş ile havadır. Ateşte, mazarrat, hırs, öfke, şehvet, kibir ve hased hasletleri vardır. Hava da ise mekir ve hiyle, tûl-ü emel ve cimrilik gibi kötülükler gizlidir, ki bunların herbiri Allahu talâ'nın kötülediği, Resûlü müctebâ'nın yerdiği ve kınadığı çirkin haslet ve sıfatlardır. Bütün hataların ve suçların başı, dünyayı sevmektir. Ikincisi ise şehvettir ki, bütün çirkin huyların sebebi vücuddur. Bütün diğer kötü huy ve ahlâklar, bu iki büyük kötülükten meydana gelirler, değişik kollara ayrılırlar. Zira, dünyayı sevmek İLLET-İ BA' ISE şehvet de ILLET-I-FA'ILE'dir. Dünyayı sevmek, şehvete sebep olur, şehvet te intikam ile ilgili ve ilişkilidir. İntikamdan gazap yani öfke sıfatı zuhura gelir. Şehvet, cem'etmeğe, toplamağa taallük ederse HIRS sıfatı zuhura gelir. Şehvet, kendisini yüksek görmeğe ve beğenmeğe taallûk ederse KİBİR sıfatı zuhura gelir. Bunların hepsi de sahibini helâk eden illetlerdir. Bilindiği gibi zerre kadar kibiri olan cennete giremez. Şehvet, izale-i ni'mete taallûk ederse, HASED olur. Sözü uzatmayalım; bu iki sıfattan behemehal kurtulmalıdır. Bunları mümkün olabildiği kadar islâh etmeğe çalışarak yerli yerinde kullanmağa alışanlar, her iki kötü ve çirkin huydan da kurtulurlar, selâmete ererler. Bunları islâh edemeyenler ise, iki cihanda da helâk olup giderler ves-selâm.
Nefis toprağından, ruh cevherini kurtarabilen, ind-i ilâhide meleklerden daha kıymetli, cennet ve cemale lâyık olur. Kendilerini bu kötü huylardan arındıramayan ve bunları yerli yerince kullanamayanlar ise, iki cihanda da Haktan uzak kalırlar, yaşayışta hayvan gibi, dalâlet ve sefahatte hayvanlardan da daha aşağı mertebede bulunurlar.
Şu hale göre, dünya nedir? Dünya hayatını sevmek nedir?
Şimdi, gücüm yettiğince sizlere bunları da açıklamağa çalışa.
yım.
Dünya, sadece mal, mülk, para, kasa, servet, şehvet, kadın, kumaş, köşk, villâ, saray, han, hamam, apartman değildir. Kulu, haktan alıkoyan, kulun Rabbini zikir ve şükür etmesine engel olan, kula kulluk görevlerini kısmen veya tamamen unuttırran ne varsa işte o dünyadır. Bütün cihan tapulu mülkün olsa, bütün dünyanın karalarıyla, denizleriyle, ormanlarıyla, dağlarıyla ve hayvanlarıyla tamamı emrinde ve tasarrufunda bulunsa, eğer seni haktan alıkoymuyor, Rabbini zikir ve şükretmene engel olmuyor, sana kulluk makamını ve görevlerini unutturmuyorsa, sahip ve malik olduğun o dünya dolusu mal ve mülkün gerçek sahibi olan Mevlâ'nı tanıyor, birgün ona döneceğini ve burada yaptıklarının hesabını vereceğini biliyor ve buna inanıyorsan, sen gerçekten kutlu ve mutlu bir insan, gerçekten kâmil bir müslümansın. Zira, sahip ve malik olduğun mal ve mülkün sana emanet olduğunun şu'uruna varmış, dünyaperestlikten kendini kurtarmış, iymanın ve islâmın nuruyla nurlanmış bir insan-ı kâmilsin demektir. Mâ'azallah, bunun zıddı olarak malın, evlâdın, paranın, makamın tamamiyle ve kayıtsız, şartsız kendine ait olduğunu sanıyorsan, hemen haber vereyim ki aldanıyorsun. Çünkü, bütün benim dediğin şeyler senin için bir fitne olmuş ve seni Haktan alıkoymuştur. Hele, Rabbini de tanıyamadın, bilemedin ve bulamadınsa o zaman sana cidden ve hakikaten acımak gerekir, bu gibiler iki cihanda da helâk olmuşlardır. Netice itibariyle, SIFAT-I-MEZMUME dediğimiz bu kötü ve çirkin, zemmedilmiş sıfatlar yerli yerince kullanılırsa SIFAT-I-MEMDUHE yani öğülmüş ve beğenilmiş sıfatlar olurlar.
Yukarıda, bu kötü ve çirkin huylardan birisi de HIRS'tır
demiştik. Fakat, dünyayı terkederek âhirete haris olursan, yani hırsın âhiret âlemindeki ni'metlere taallük ederse, bunu da yerli yerince kullanmış ve nârını nur etmiş olursun.
Gazabın, yani öfken din kardeşine ve Hak yoldaşına değil de din düşmanlarına, savaş alanında Allah ve Resûlü ile mukaddesat düşmanlarına yönelmiş bulunursa, bu kötü sıfat iyi ve güzel bir sıfat haline gelir.
Şehvetini, senin için meşrû olan helâlinden başkasına kullanmazsan, bu çirkin sıfat da iyi ve güzel bir sıfat haline dönüşür.
Kibirli olanlar, bu kibirlerini din kardeşlerine değil de kibirlenen ve böbürlenen kimselere yöneltirlerse, bu sıfat kendileri için bir sadaka olur. Bunun zıddı olarak, tevâzu sahiplerine karşı kibirli davrananların Allahu tealâ yüzlerini ve burunlarını yerlere sürter ve bu çeşit kibirli kişiyi rezil ve zelil eder.
Kibirlilerin ve kâfirlerin halleri neye benzer bilir misiniz? Herhangi bir suçtan dolayı devlet kuvvetlerince aranan, adaletin henüz yakasına yapışamadığı kanun kaçakları gibidirler. Bunlar, ölümleriyle ilâhi adaletin eline geçerler ve mutlâka lâyık oldukları cezayı çekerler. Bazı kibirliler de, ölümlerinden önce bile azapları tâ'cil olunarak daha dünya hayatında iken bir mu.
sibete uğramak suretiyle cezalarını burada çekmeğe başlarlar.
Ahir yine hâk olur bu tenler, Bilmem neye kibreder, edenler?
Aziz din kardeşlerim ve Hak yoldaşlarım!...
Aklın başında ise, ölüm yakana yapışmadan küfrünü iymana, iymanını iykana, kibrini tevazu ve vekara, kötü ve çirkin huylarını iyi ve güzel ahlâka tebdil ve tahvil etmeğe çalış... Küfrün sonu, azap ve nedamet, kibrin sonu zillet ve şeytaniyyettir.