Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Meşhur bir vâ'iz, bir kasabaya gelmiş, halkı irşad ediyordu. — 4. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 218

Şeytan, Adem aleyhisselâma secde etmekten kibirlendiği ve kendisini ondan yüksek gördüğü için rahmet-i ilâhiyyeden kovulmadı mı? Evet, kibirliye karşı kibirlenmek sadaka olduğu gibi tevazû sahiplerine karşı kibirlenmek en büyük günahtır. Gerçi, bu sıfatlar bütün insanlarda bulunur ama, bunları kâfirler Allahu tealâ'ya ve Allah'ın kullarına karşı kullanırlar. Kalpleri iyman nurlarıyla nurlanmış ve arınmış mü'minler ise bunları ancak ve yalnız kendi nefislerine, Allah düşmanlarına karşı kullanırlar. Mü'min ile kâfirin farkı da işte budur.

Mü'minin hırsı, bâki ve ebedi âhiret âleminde ilâhi rizaya nail olabilmek, cennet ve cemal hırsıdır. Kâfirde ise, aynı hırs bâki olmayan, gelip geçici ve elden çıkıcı olan fâni dünya hırsıdır. Mü'minler, bu hırsla Rabbine iyman, ibadet ve tâ'atte bulunurlar, iyman, ibadet ve tâ'ate doymazlar. Onların hırsı ne güzel ne iyi bir hırstır. Bu iyi ve güzel hırs, mü'minlerin iyman nurlarını artırır, tâ'at ve ibadetlerini fazlalaştırır ve onları rizayı ilâhiyye, rıdvana, cennet ve cemale ulaştırır ki, böylesine bir hırs elbette memduh ve mergubtur.

Kâfirler ise dünyaya doymazlar, dünya hayatına kanmazlar, çalarlar, çırparlar, toplarlar, dinmeyen bir hirs ve sönmeyen bir ihtiras ile yalnız kendilerini düşünürler. Bu uğurda, namuslarını vicdaniarını, mukaddesatlarını feda etmekten çekinmezler, hak ve hukuk tanımazlar, kendileri için herşeyi mübah görürler, hâsılı bu fâni ve gelip geçici ve elden çıkıcı dünya için âhiretlerini ve âkibetlerini hiç düşünmezler. Sonunda da elleri boş, âhirete yarayacak hiçbir amelleri bulunmaksızın göçer, giderler. Işledikleri çok ağır günah yükleri sırtlarında, elleri ve ayakları zincirde, yüzleri kara, halleri maskara mahcup ve perişan hakkettikleri cezayı çekmek üzere muvakkaten kabir tevkifhanesine ve oradan da cehennem hapishanesine sevk olunurlar.

Kâfirler, şehvetlerini başkalarının ırz ve namuslarını kirletmekte kullanırlar. Mü'minler ise, şehvetlerini yalnız meşrû olan ehillerine ve yerlerini alacak mü'min evlâtlar yetiştirmekte kullanırlar. Kendi ırz ve iffetleri kadar, başkalarının namuslarını ve haysiyetlerini de korur ve kollarlar. Bu itibarla, kâfir bir bakıma hayvanlar gibidir. Mü'min ise, bu hali ile meleklerden bile üstün olur.

Kâfirler, öfkelerini hasımlarının üstünde söndürmeğe çalışırlar. Mü'minler ise öfkelerini Hak düşmanlarına, din ve mukaddesat düşmanlarına saklar ve orada kullanırlar. Mü'minler, bir mü'min kardeşlerine öfkelenseler bile yumruğunu veya kılıcını o mü'min kardeşlerine değil, kendi nefislerine vurarak gazaplarını teskin ederler.

Mü'minler, dünyayı sevmezler. Allahu tealâ ve Resûl-ü müctebâ'yı severler. Ahiret hayatını, her hal ve kârda dünya hayatına tercih ederler.

Mü'minler, intikam almağa da tenezzül etmezler. Kimseye ve hiçbir şeye hased de etmezler. Kâfirler ise, intikam alabilmek için fırsat arar, böyle bir fırsat eline geçmezse bir vesile bulur, öc almaktan gurur ve huzur duyar. Kâfir, hased edicidir. Mü' min; affedicidir, şefkat ve merhamet sahibidir. İymanın kemalinin ahlâk güzelliği ve yüksekliği ile mümkün olacağını bilir.

Ahlâkı çirkin ve kötü huylu kimselerde iyman nurunun az olduğunu öğrenmiştir. Allahu Talâ'nın iyman nurunu halk buyurduğunda, onun ahlâk nuru ile kuvvetlendiğini, bunun aksine çirkin ve kötü ahlâk ile de iyman nurunun zayıfladığını daha çocukluk çağından itibaren bellemiştir.

Evet, muhterem kardeşlerim! İyman nurunu, bir fenerdeki muma benzetecek olursak, eğer fenerin camları kirliyse içinde yanan mumun ışığı dışarıdan gayet zayıf ve kifayetsiz görün düğü gibi, fenerin camları temizlenmiş ve parlatılmışsa mumun ışığı da daha berrak ve parlak olarak akseder. Binaenaleyh, günahkâr olanların iyınanları da, tıpkı fenerdeki is ve pas gibi iynanın nurunu gayet az ve zayıf gösterir. Günahlardan arınan.

lar ise, camları silinmiş ve temizlenmiş fener camı gibi iymanlarının nurunu harice daha berrak ve parlak aksettirirler. Ne var ki, zifiri karanlıkta ne kadar az da olsa, kirli ve isli bir fenerden çıkan ışık farkedilir ve işe yarar, insana önünü ve yolunu gösterir. Oysa, küfür zulmetinde kalanlar, bundan da yoksundurlar. Fenerlerinde mum olmadığı gibi, camları da gayet pis ve kirlidir, hiçbir işe yaramaz ve sahibini mutlâka bir çukura veya hendeğe yuvarlar. Bahusus, fenerinde mum olduğu halde camları kirli olanın birgün aklı başına gelir ve o camları temizlerse, yolu ve yönü tabiatiyle daha da aydınlanır. Bu ise elbette günahlardan tövbe yolu ile arınıp paklanmak demek olur.

Esasen, mü'minlerde iyman nurunun görünmesi lâzımdır ve şarttır. İyınan nurunun görünmesi de, halk arasında iyi, güzel

ve temiz ahlâkı ile temayüz etmesine bağlıdır.

Bu sebeple, Allah ve Resülünün ahlâklarıyla ahlâklanan kişiler, Allahu tealâ'ya ve Resûl-ü müctebâ'ya yakın olurlar. Yine bu sebeple iyman ehli temiz ve güzel ahlâklı olur. Iyi ve güzel ahlâk, sahibini iymansız olarak göçmekten korur ve kurtarır.

Mü'minler, âhirete iyman ile güçerler, cennet hulleleri biçerler, sırattan yıldırım gibi geçerler, Kevser şarabından kana kana içerler ve Fİ MAK'AD-I SIDK'a erişirler, Rabbileri ile buluşurlar, âşıklar ile sevişirler, salihlerle görüşürler.

Bir mü'minin, iymanının kemale ermesi için Âdem aleyhisselâmın tevazu'una sahip olması gerekir. Âdem aleyhisselâm, tevazu sahibi idi, tevazu sahibi olanlar da gerçek âdem olanlardır.

Bir mü'minin, Idris aleyhisselâm gibi Allahu tealâ'yı zikir ve tesbih etmesi gerekir.

Bir mü'minin, Nuh aleyhisselâm gibi tahammül sahibi olması gerekir. Mü'minler, her türlü musibete karşı tahammüllü, ibadet ve tâ'atte sabırlı olmalıdırlar.

Bir mü'minin, İbrahim aleyhisselâm gibi sehavet sahibi olması gerekir. Mü'minler, cömert, iyiliksever, ikram etmeği görev bilir olmalıdırlar. Ibrahim aleyh-is-salâtü ves-selâm efendimiz, Allah yoluna binlerce koyun, sığır ve deve kurban etmiş, açları ve muhtaçları doyurmuş, garipleri ve misafirleri kayırmıştır. Bununla da yetinmeyerek nefsini Hak yoluna fedadan çekinmemiş, ciğerpâre evlâdı, yani oğlu İsmail aleyhisselâmı Hak yoluna kurban etmek fedakârlığını göstermiş ve böylelikle taraf-ı ilâhiyyeden HALILIYYET kazanmış ve MUHSİN rütbesini ihraz ederek pek yüce bir mükâtata hak kazanmıştır.

Bir mü'minin, İsmail aleyhisselâm gibi teslimiyyet sahibi olması gerekir. Zira, Allahu tealâ'ya tam ve mutlâk bir teslimiyyet müminlerin şi'arı olmalıdır.

Bir mu minin, Musa aleyhisselâm gibi şecaat, Harun aleyhisselâm gibi hilmiyyet, Davud aleyhisselâm gibi şükür sahibi, Isa aleyhisselâm gibi kanaat sahibi olması gerekir.

Nihayet, bir mü'minin Efdal-ül-halâ'ik aleyhi ve salâvatullah-il Hâlık efendimiz gibi ahlâk-ı hamide, ahlâk-ı hasene sahibi olması gerekir. Yukarıdanberi saydığımız mümtaz hasletlere

sahip olabilmenin yegâne çaresi ve yolu, iyi ve güzel ahlâk sahibi olmaktır ki bu üstün ve yüksek ahlâk seviyesinin cem'olduğu zal-ı akdes Habib-i Edib-i Kibriyâ efendimiz hazretleridir.

Resûl-ü zişân, MEKÂRIM-ÜL-AHLÂK dediğimiz en üstün ve en yüksek ahlâk seviyyesini tamamlamak üzere taraf-ı ilâhi'den gönderildiğini, Hadis-i şeriflerinde beyan buyurmuşlardır. Mü' minlere lâyık ve lâzım olan, onun gösterdiği bu nurlu ve hayırlı yoldan ayrılmamak, onun üstün ahlâkı ile ahlâklanmağa çalışmak ve her zaman, her yerde onu örnek tutmağa alışmaktır.

Zira, ahlâk-1 Muhammedi ile ahlâklanan kimseler, bütün peygamberlerin ahlâkları ile ahlâklanmış olurlar. Bütün peygamberân-ı izam ise, Allahu talâ'nın ahlâkı ile ahlâklandıklarından dolayı Hakkın sevgili kulları olmuşlardır. Netekim, Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerinin sevgilileri ve dostları olan Hak velileri için korku ve üzüntü olmadığımı da Kitab-ı keriminde açıkça beyan ve ilân buyurmaktadır.

Iyi ve güzel ahlâkın menşe'i ikidir. Biri HİLM ve diğeri TEVAZU'dur. Bu iki üstün haslet ve sıfata malik olanlar, diğer bütün güzel ahlâk umdelerine de sahip olurlar. HİLM ve TEVA- ZU ana - baba gibidirler. Ana ve babanın cem'inden evlâtlar zuhura geldiği gibi, bu iki üstün ahlâka sahip olanlarda da diğer bütün güzel ahlâklar zuhura gelir.

Ne kat'ı rütbe-i ulyâ, ne cem'i mal iledir, Felekte ehl-i dilin rif ati kemal iledir...

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.