Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Meşhur bir vâ'iz, bir kasabaya gelmiş, halkı irşad ediyordu. — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 218

Kalpleri iyman ile süslenmeyen kişilerin ise, Allahu teâlâ' ya karşı isyan etmeleri muhakkaktır. Zira, kalpleri iyman ile süsleneyenler, iykan ile nurlanmayanlar, bu isyan ve tuğyânlarını belki fark dahi edemezler. Meğer ki, Mevlâyı müte'al inayet ve hidayet buyursun.

Kâfirler, âsiler ve cahiller tıpkı bir kör gibidirler. Bu körlük, baş gözü görmeyen noksan uzuvlu amâ gibi de değildir. Insanda, iki çeşit görme hassası vardır. Birisi GÖZ ve diğeri

KALB'dir. Baş gözüne BASAR ve kalp gözüne de BASIRET denilir. Kâfirlerin baş gözleri görse de, gördüğünü fark ve temyiz edebilmekten âcizdir. Zira, baş gözüyle bakmakla bir çok şeyler görülemez. Eğer, baş gözü ile herşey görülebilse ve hakikatleri anlaşılabilseydi, hayvanların da bir çok sırlara vâkıf olmaları gerekirdi. Kâfirlerin baş gözleri bakmakla göremediği gibi, kalp gözleri de kördür, onunla da göremezler. Meselâ, kâfir ölenlere bakar ama, günün birisinde kendisinin de öleceğini düşünemez. Oysa, ölüm çok yakın ve hayat gayet kısadır.

Ey âşık-ı sadıklar!..

Uyanalım ve gafleti terkedelim. Ölüm günü, ayrılık demi çok yaklaşmıştır. Buna rağmen bir çoğumuz hâlâ gaflet içinde yüzmekte ve Allahu teâlâ'ya ibadet ve tâ'atte tenbellik etmekteyiz. Hiç şaşmayınız ve şaşırmayınız, ecellerimiz çok yaklaştığı halde, Rabbimize karşı isyan ve nisyanda, hata ve günahtayız. O korkulu günlerin arefesinde olduğumuzu unutuyor, kâfirler ve günahkârlar gibi Allahu teâlâ'ya isyan ve tuğyanda devam ediyoruz. Çoğumuz, sanki hiç ölmeyecekmişcesine veya dünyada baki ve ebedî kalacakmışcasına derlenip toparlanamıyor, bu konuda Allahu azim-üş-şân ile ahd-ü peymanımız varmış gibi bir vurdum duymazlık içinde bocalayıp gidiyoruz...

Hayır... Hayır... Vallahi, mes'ele bizim zannettiğimiz gibi değil!.. Gaflet ve gevşekliğin ise, hiç zamanı değil... Olümü unutmuş olsak dahi, o yine bize yakındır ve bir gün gelip bizi bu dünyadan alıp götürecektir. Gafletimizin, tenbelliğimizin, gevşekliğimizin ve umursamazlığımızın bize hiçbir hayrı ve yararı olmayacaktır. Ergeç, bu fâni âlemden göçeceğiz, malik olduğumuzu zannettiğimiz bütün ni'metleri bırakacağız, maldan, mülkten, makamdan, rütbeden ve en önemlisi candan ayrılacağız. Bizden önce de nice gafiller geldiler, hiç ölmeyeceklerini ve bu dünyada ebediyyen kalacaklarını sandılar ama, yanıldıklarına değmedi ve bir gün apansız ecel onları bu dünya yüzünden silip süpürdü. Bakıyoruz, görüyoruz ve duyuyoruz ama, ibret alamıyor ve gafletten uyanamıyoruz. Yarın, kabirlerimizden kalkarak yerlerin ve göklerin ve yerlerle gökler arasındaki herşeyin sahib-i hakikisi olan Allahu zül-celâl vel-kemâl hazretlerine hesap vereceğimizi acaba neden düşünemiyoruz?

korkunç ânı düşünmekten aciz miyiz? Hakkın huzuruna vardığımızda, defterleri sollarından veya arkalarından verilenlerin, yakaları zebanilere teslim edilenlerin, zelil ve perişan cehenneme sürülenlerin durumuna düşmekten neden korkmuyoruz?

Bugün muhasebe-i vakti eyledin zâyi, Yarın, mesâ'il-i rûz-i hesabı neylersin?

Evet kardeşlerim; düşünsek de, düşünmesek de, iyman etsek de, etmesek de bu emr-i aziym aynen böyle olacaktır. Kıyamet günü olup bitecekleri, Muhbir-i sadık aleyhi salâvatullah-ilhâlık efendimiz bütün tafsilât ve teferruatiyle haber vermiştir.

Bunları, dedelerimizden, ninelerimizden, ana ve babalarımızdan, hocalarımızdan def'alarca dinledik ve öğrendik. Fakat, ne.

ye yarar ki kötülüklerden, haksızlıklardan, hırslardan, hasetlerden, fitne ve fesatlardan bir türlü yakalarımızı kurtaramıyoruz. Millet fertleri, anlaşılmaz hased duygularıyla birbirinden nefret eder hale geldi. Her, türlü fuhşiyyât, rezalet, sefahat aldı yürüdü. Yüzlerden hayâ ve gözlerden ibret tamamiyle silindi. Kalpler karardı ve nazargâh-ı ilâhî olan o kutsal uzvumuzdan Allah korkusu kalktı. Doymayan bir göz, kanmayan bir ağız, tamah, hased, kin, tul-ü emel salgın bir hastalık gibi her yana kol saldı. Hemcinslerimiz olan âdemoğullarına karşı sevgi ve saygı şoyle dursun, şetkat ve merhamet bile kalmadı.

Ne küçük büyüğünü sayıyor, ne büyük küçugunu sevıyor. Hayır hasenât dersen hiç arama... Hattâ, müslüman olduğunu iddia eden ve beş vakit namazını kılan zengin, sermaye sahibi, tüccar zekâtını vermiyor. Verenler, yok denecek kadar az... Zekât veenlerden, daha doğrusu zekâtla mükellef olanlardan bazıları devlete vergi verdiğini ileri sürerek Allahu tâlâ'nın fakir mü' minin hakkı olarak vasıflandırdığı zekâtı vermemek için çareler ve fetvalar arıyorlar. Arsa ve arazi alarak bu yoldan zekâtlarını kaçırmak istiyorlar. Hayrat yapanlar, bu hayırları sırf halka gösteriş için, desinler diye yapıyorlar. Siyaset cami ve mescitlere kadar girdi. Bazı politikacılar, yalnız milletvekili ve bakan olabilmek hırs ve emeliyle ve büyük gösterilerle cami-i şeriflere gidiyorlar. Bir defa seçildikten sonra, ne cami kalıyor ne cemaat!.. Bid'atlar alabildiğine çoğaldı ve arttı, yaygın hale geldi. Fitne ve fesat heryerde kol geziyor. Emanet mal, bir ganimet haline getirildi. Emanete riayet zaten az idi, şimdi büsbütün yok oldu. Ihanetler ise çoğaldıkça çoğaldı ve evlerimize kadar sokuldu. Hâlâ uyanamıyoruz, hâlâ ayılamıyoruz!.. Allahu teâlâ' nın gazabının ansızın üzerimize inecek kadar yakınlaştığını farkedemeyecek hale geldik. Kimse ölümünü ve ölüm sonrasını düşünemiyor. Kimse, bu dünyada ettiği kötülüklerin hesabını bir gün vereceğini aklına bile getirmiyor.

Ey ehl-i iyman!..

Uyanalım artık, uyanalım ve ibret alalım. Allahu tealâ, bizlere merhamet buyursun, bizlere adliyle değil affıyla muamele eylesin. Zira, adlini tatbik edecek olursa, inanınız buna hiç, ama hiçbirimiz dayanamayız. Ilâhi gazabı üzerimize inmeden, ölüm sırası bize gelmeden, iş işten geçmeden âhiretimiz için hazırlanalım. Salih ameller işleyerek âhiret azığımızı çoğaltalım. Tövbe ederek günah yükümüzü azaltalım, yaptıklarımız ve ettiklerimiz kıyamet gününün sahibi ve bütün bu âlemlerin müstakillen mâliki olan Melik-i Cebbâr'a arzolunmadan, sonsuza kadar gizli kalacağını sandığımız sırlarımız açıklanmadan, ayıplarımız olanca çirkinliğiyle meydana çıkmadan, kısas ve hesap günü gelip çatmadan, malışer halkı önünde azarlanıp, itilip kakılmadan, nâra girmeden aklımızı başımıza devşirelim. Derlenip toparlanalım, kötülüklerden, haksızlıklardan, isyanlardan ve tuğyânlardan el çekelim, insan olalım, müslüman olalım, iymanımıza ve islâmımıza yakışır fiil ve hareketlerde bulunalım.

Unutmayalım ki, kıyamet günü güneş başlarımızın ucuna iyice yaklaştırılıp beyinlerimiz kafa taslarımız içinde kaynayacak, hasımlarımız, hakkını yediklerimiz, malına tecavüz ettiklerimiz yakalarımıza yapışıp bizlerden dâvacı olacak, el ve ayaklarımız Envâr-ül-Kuld's, cilt 2 — F: 15

zincirlere vurulacak, nefislerimiz ve ruhlarımız helâk olacak, korkunç bir azaba duçar olacağız. O halde, fırsat elde iken Allah ve Resûlüne dönelim, Hak yoluna yönelelim, bir nefesi dahi ganimet bilelim ve boş geçirmeyelim, necata, felâha erelim Yoksa, ölümden sonra ağlayıp sızlamanın, pişman olarak yanıp yakınmanın hiçbir hayrı ve yararı olmayacaktır.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.