Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Hz. Musa aleyhisselâm zamanında âsi ve günahkâr bir kimse vardı. — 4. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 200

Asıl korkunç olanı, islâm fıtratı üzere doğdukları ve mü' min gibi yaşadıkları halde, küfür üzere ölenlerdir.

Burada, ortaya bir sual çıkıyor: Insan, iymanını neden ve nasıl kaybeder? Bunun cevabını yukarıda vermiş ve kötü huy ve ahlâkın kişinin iymanını selbettiğini açıklamağa çalışmıştık. Şu halde, bu kötü ve çirkin huylar, insana iyman cevherini nasıl kaybettirebilir? Mukadder sorusuna cevap vermek gerekir.

Önce, şunu belirtelim ki, insan bu dünya âlemine kıl ve şekil değiştirmeğe, yalnız zâhirini yani dış yüzünü süsleyip güzelleştirmeğe gelmemiştir. Asıl önemli olan, kişinin huyunu ve ahlâkını düzeltmesi, güzelleştirmesi, yani bâtınını da süsleyerek arındırabilmesidir. Bu da, ancak kendisini Kur'an-ı aziyme uydurmak, Kur'anın kalıbında kalıplanmak ve islâm potasında kendisini eritmekle mümkündür. Böyle yapan mutlu kişilerin, Kur'an-ı hakim âdeta bir aynası olur ve ona içindeki ve dışındaki lekeleri, kirleri ve pislikleri gösterir, temizlenmesini, arınıp pâklanmasını sağlar. Aynaya bakmayan bir insan, yüzündeki lekeyi göremediği gibi, Kur'an-ı kerime bakmayan da içindeki ve dışındaki kirleri farkedemez.

Öylelerini görüyoruz ki: (IYMANIM VAR!) diyorlar ama, Rabbilerine karşı kulluk görevlerini yerine getirmiyorlar ve hatta Allahu teâlâ'ya âsi olarak nefislerine kulluk ediyorlar. Böylelerinin âkibetleri gayet vahimdir. Zira, iymanın muhafazası ancak Allahu teâlâ'ya kulluk, tâ'at ve ibadet ve salih ameller işlemekle mümkün ve kaimdir. Salih amellerin muhafazası ise, ahlâk-ı Kur'aniyye ve siyret-i Resûl-ü Kibriyâ'ya sarılmakla kabildir. Ahlâkı güzel olmayanın ibadet ve tâ'ati de hebâ olur. Îbadeti bulunmayanın da iymanını koruyabilmesi çok zordur. Ibadeti az bile olsa, iyman sahibi iyi huyundan ve güzel ahlâkından ötürü iymanını kurtarabilir. Kötü huylu ve çirkin ahlâklı kimseler ise, ibadetleri olsa bile, iymanını kurtarabilmesi hay

li çetindir. Bu mütalâa ve gürüşün şahit ve delili, yine Kur'an-ı hakimdir. Allahu teâlâ, kitab-ı mübiynin neresinde iymanı zikretmişse, hemen arkasındar salih amelleri ve özellikle namazı ve zekâtı zikretmiştir:

Et-ta iban-el abidun-el hâmidin-es sa'ihon...

Et-Tovbe: 112 (Şirk, nifak ve mâ'siyyetlerden tövbe edenler, tam bir ihlâs ile Hak teâlâ'ya ibadet edenler, Allahu tâlâ'nın ni'metlerine gerek sevinçli ve gerek sıkıntılı her hallerinde hamdedenler, ilim tahsili ve cihad için seyahat edenler.…..)

Görülüyor ki, tövbe zikredilir edilmez hemen arkasından ibadet hatırlatılmakta, Hakkın bahş ve ihsan buyurduğu ni' metlere her hal-ü kârda hamdetmek gerektiği beyan buyurulmaktadır. Günah işlemek küfrü gerektirmez ama, yukarıda bir daha tekrarladığımız gibi Allahu teâlâ'ya âsi olanların âkibetleri gayet vahimdir ve onların su-i hâtimelerinden korkulur.

Ehl-i sünnet âlimleri, büyük günahlarda ihtilâfa düşmüşler ve günahları küçük veya büyük olarak ikiye ayırmışlardır. Bazı ehl-i sünnet âlimleri de daha kesin bir ictihatla Allahu teâlâ' ya karşı işlenen her isyanı büyük günah olarak kabul etmişlerdir. Ne var ki, adam öldürmek gibi, içki içmek ve kumar oynamak gibi, şer'i şerife uygun yerlerde anaya, babaya isyan gibi, faiz ve yetim hakkı yemek gibi, harpten kaçmak gibi azabı büyük olan günahları ayırdetmek için küçük günah ve büyük günah diye ikiye ayırmışlardır.

Allahu teâlâ'ya karşı işlenen günah, isyan ve tuğyân, elbette günah, isyan ve tuğyândır. Bu günah, isyan veya tuğyân ister küçük, ister büyük olsun büyük suç ve mâ'iyettir. Ancak, büyük günahları işleyenler hakkında AZAB-I ŞEDİD = Şiddetli azap vaid olunmuştur. Küçük günahlar ise, yapılacak hasenât ve iyiliklerle affı ilâhiyye mazhar olabilir. Yahut, o günahı

işleyen basit bir azap ile cezalandırılır. İşte, bu farktan ötürü bazı âlimler günahları, işleyenlerin göreceği azap bakımından küçük ve büyük günahlar diye ikiye ayırmışlardır. Yoksa, defalarca tekrarladığımız gibi Allahu teâlâ'ya karşı işlenen isyanın küçüğü veya büyüğü olmaz ve olamaz. Tabiatiyle, bir yumurta çalanla, bin yumurta çalanın azapları aynı olamaz. Her iki hırsız da Allahu tâlâ'nın hapishanesine girerler, meselâ bir yumurta çalan bir gün azap görür, bin yumurta çalan da bin gün azap görür. Büyük günahla küçük günahın farkı bu derece basittir. Evet, her iki hırsız da cehenneme girerler ve günahları miktarınca Allahu tâlâ'nın tayin ve takdir buyurduğu cezayı çekerler. Fakat, Allahu azim-üş-şân, dilerse o günahkâr kullarını affına mazhar kılar.

Ibn-i Abbas, Ebu-Hureyre, Ibn-i Omer ridvanullahi teâlâ aleyhim ecma'ıyn, Resûl-ü zişân efendimizden naklen büyük günahları şöyle sıralamışlardır:

Allahu teâlâ'ya şirk (ortak) koşmak, günahların başı ve aynı zamanda küfürdür. Haksız yere adam öldürmek, iftira etmek, zinâ etmek, içki içmek, hak ve hukuk gözetmeyerek haram lokma yemek ve haramdan giyinmek, başkalarından cebren veya hiyle ile gasbolunan evde oturmak veya arazide iskân eylemek, muharebeden kaçarak düşmana sırt çevirmek, büyücülük ve sihirbazlık yapmak, yetim hakkı ve malı yemek, ana ve babaya âsi olmak, ilhad etmek (Hak yol olan ehli sünnet yolundan ayrılarak bâtıl mezheplere girmek ilhad etmektir.

Ehl-i sünnet yolu, Resûlüllah'ın, Ehl-i beyt-i Resûlüllah'ın, ashab-ı Resûlüllahın, evliyâ'ullah'ın itikat ve amelleri yoludur, izlenecek yol bu yoldur.) faizcilik ve tefecilik yaparak halkı soymak, faizle kazanılan paraları yemek ve yedirmek, yalan yere yemin etmek, Allahu tâlâ'nın gazabından korkmamak, Rahmet-i ilâhiyyeden ümit kesmek, livata etmek, hırsızlık yapmak, şer'i bir özrü bulunmaksızın oruç tutmamak, namazı terk veya kazaya bırakmak, bir müslümana veya herhangi bir insana eza, cefa ve zulmetmek, hayvanlara zulmetmek ve taşıyamayacakları kadar ağır yükler yüklemek, aç bırakmak, yüzüne vurmak, yalan söylemek ve yalan söylemeyi âdet haline getirmek,

rüşvet alıp vermek ve rüşvete aracılık etmek, bazı kadınları şehvet mübtelâlarına kiralayarak bundan gelir sağlamak, kendi karısını başkalarına peşkeş çekmek, zekât vermemek, insanları iyiliğe teşvik ve kötülükten men'etmemek, okumasını öğrendikten sonra Kur'anı kerimi unutmak, hayvan yakmak, karısından korkmak, âlimleri tahkir etmek, eşini kendi anasına benzetmek, domuz veya ölü hayvan eti yemek, kan içmek, putlara kesilen hayvanların etlerinden yemektir ki, Allahu teâlâ' nın kesin olarak men'ettiği ve Kur'anı kerimin de hiçbir kuşkuya yer vermeyecek hükümlerle nehyettiği büyük günahları işleyenler için AZAB-I-ŞEDİD = ŞİDDETLİ AZAP vaid olunmuştur.

Bu kabil büyük günahlarla madde-i asliyelerini kirletenlerin günahlarından tövbe etmedikleri takdirde NÂR-I-CAHİYM ve AZAB-I-ELIM ile temizlenmelerinin gerekeceği de yine Kur' an-ı aziymin âyetleriyle açıkça beyan buyrulmaktadır. Bu fâni âlemde iken, işlediği günahlara, yaptığı haksızlık, kötülük ve suçlara tövbe edenler, hak sahiplerinin rizalarını alarak helâllaşanlar, işledikleri kötülük ve günahlardan ötürü pişmanlık duyarak nedamet ateşi ile gözlerinden yaşlar boşaltarak bir daha yapmayacaklarına ahd-ü peyman ve azm-ü cezm eyleyenler, tövbe ve istiğfar ederek günahlarını temizleyenler, âhirette ilâhî azaptan bir dereceye kadar emin olabilirler ve Allahu teâlâ' nın fazlı ve keremiyle affa mazhar olurlar, cennete girerler, ebedî saadet ve selâmete ererler. Yukarıda, Zümer sûre-i celilesinin 53. cü âyet-i kerimesini bir müjde haberi olarak sunmuş, Allahu tâlâ'nın rahmet ve mağfiretinden ümit kesilmemesini, zira GAFUR ve RAHİYM olan Rabbimizin bütün günahları bağışlayacağını vâ'dettiğini de açıklamıştık.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.