Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Hz. Musa aleyhisselâm zamanında âsi ve günahkâr bir kimse vardı. — 3. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 200

Bu itibarla, akıllı kişi bu fâni ve gelip geçici dünya hayatına bâki ve ebedî cihanı değişmezler. O bâki ve ebedî âlemdeki azaplardan, itaplardan, ikaplardan kaçınırlar, mahşer yerinde bütün peygamberlerin, Hak velilerinin, salihlerin ve mü'minlerin muvacehesinde rezil ve zelil olmaktan çekinirler ve kendilerini bundan korumağa ve kurtarmağa çalışırlar. Bunun için de, her emrinde hakiym olan Rabbil-âlemiynin en büyük lûtüf ve ihsanı olan dinlerine ve kitab-ı kerimlerine sarılırlar, hükümleriyle âmil olurlar ve nefislerinin arzu ve isteklerinden hasıl olan yaraları şeri'at merhemi ile tedavi ederek şifaya ve salâha kavuşurlar.

Evet; Kur'an-ı azim-ül-bürhan, tabib-el-kulûb olan o mutlâk hekimin reçetesi olup, Hz. Muhammed Mustafa sallallahu Envâr-ül-Kuldb, cilt 2 — F: 14

teâlâ aleyhi ve sellemin eczahanesinden alınacak şifâyı mutlâk ile bütün dertliler dertlerine derman ve her türlü illet ve marazdan aman bulurlar. Bu fâni âlemde uğradığı güçlüklere ve meşakkatlere sabır ve tahammül edenler, mâ'nevi kalp hastalıklarından tamamiyle kurtulur ve KALB-İ-SELİM'e malik olurlar.

Hasta olmayana derman olunmaz, Talep kılmayana ihsan olunmaz, Meşakkat çekmeyen bulmaz terakki, Belâsız vuslât-1 canân olunmaz..

Kıyamet gününde ve nedamet ânında mal, mülk ve evlât kişiye hiçbir fayda sağlamaz. Ancak, kalb-i selime malik olan o günün şiddetinden ve ateşin dehşetinden kurtulur, cennete girer, ebedî saadet ve selâmete erer.

Kalb-i selime iki türlü mâ'nevî deva lâzımdır: Bunlardan birisi ilâç ve diğeri perhiz makamındadır. Tövbe ve istiğfar perhiz ve Allahu tâlâ'nın emirlerine devam da ilâç mesâbesindedir. Bir kimse, bütün suç ve günahlara perhiz ederek, ilâhî emir.

lere ve nehiylere dikkat ve itina ile devam ederse, mutlâka kalb-i selime malik olur.

Şu halde, kalplerimizden en büyük maraz ve illet olan u'cub, kibir, riyâ, hased, gazap, kin, hubbu dünya ve hubbu makamı atacak olursak; u'cub yerine kendi nefsimizi hor görmeğe, kibir yerine tevazu sahibi olmağa, riyâ yerine ihlâsı seçmeğe, hased yerine mürüvveti getirmeğe, kin yerine affı tercih etmeğe, öfke yerine yumuşak huylu ve ağırbaşlı davranmağa çalışır ve alışırsak, SIFAT-I MEMDUHE denilen övülen ve beğenilen hasletler hasıl olur, hayvanî şehvetler insaniyyete tebeddül eder ve bunu yapabilenler de elbette mal ve makam için hayvanlaşmaktan kurtulur, kalbinden Allahu tâlâ'nın sevmediği, Resûl-ü müctebâ'nın yerdiği ve kınadığı bütün kötü ve çirkin sıfatlar def'olur ve işte o kalp Allah ve Resûlüllah aşkıyle nurlanır ve gerçekten KALB-I SELIM haline gelir. Kalb-i selim sahibi olanlar da, elbette ve elbette Allahu teâlâ ve tekaddes hazretlerinin rahmetine lâyık olurlar, Beytullah, Mir'at-1 Hak ve Nazar-ı mutlâk haline gelirler. FI MAK'AD-I SIDK'a ererler, daha bu fâni âlemde iken cennete girerler ve CEMAL-Î LEM-YEZEL'i müşahede ederler.

Bütün bu saydıklarımızın tahakkuk edebilmesi ve insanın şifa bulması ve KALB-I SELIM'e mâlik olması ancak ve yalnız mâ nevî tabipler tabibi, Hakkın Habibi olan Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin taraf-ı ilâhiyyeden getirdiği, âsi ve mücrimlere şifa ve mü'minlere sefa, kalplere cilâ ve ruhlara gıda olan Kur'an-ı azim-ül-bürhana sarılmakla mümkündür. Kur'an-ı kerim, mü'minlere gerçekten şifâ'i küldür:

Ve nünezzilü min-ei-Kur'ani ma hüve şifa'ün ve rahmetün lil-mü'miniyne ve la yezid-üz-zâlimiyne illa hasâra..

El-Isra: 82 (Biz, Kur'anda öyle âyetler indiriyoruz ki, mü'minler için bir şifa ve rahmettir. Zâlimlerin ise, küfür ve yalanlamaları sebebiyle ancak zararlarını artırır.)

Evet; Kur'an-ı hakim mü'minlere şifa olduğu gibi kâfirlere ve zâlimlere de zararlarını artıran bir hüsrandır. Mü'mine her ân şifa ve yarar bahşettiği gibi, kâfirin ve zâlimin de her ân ve mekânda cefasını ve zararını artırır. Mü'mini, Allahu teâlâ'ya yaklaştırdığı gibi, kâfirleri ve zâlimleri ateş azabıyla korkutarak o mukadder âkibete yaklaştırır ve hüsrana uğratır. Zâlimlerin ve kâfirlerin dünya hayatındaki misalleri yarasa kuşu gibidir. Nasıl ki, yarasa güneşten kaçar ve zulmette yaşarsa, zâlimler ve kâfirler de güneş mahiyetinde olan nûr-u ilâhiyye.

den, Kur'andan ve islâmdan öyle kaçarlar, küfür ve dalâlet kaanlıklarında yaşarlar.

Kur'an-ı kerim, mü'minlere şifa, deva ve rahmettir demiştik. Şu halde, mü'minler daima perhiz makamında olan tövbeye devam etmek suretiyle kendilerini, aileleri fertlerini, ahbap ve tanıdıklarını koruyup kollamalı ve kurtarmalıdırlar. Hiçbir zaman hatırdan çıkarmamalıdır ki, günahların küçüğü de büyüğü de öldürücü birer zehir gibidirler. Ateş gibi, düştükleri yerleri yakarlar. Küçük günahlar bir kıvılcıma ve büyük günahlar ise harlı ateşe benzerler. Küçük zannederek günah işleyenler, basit bir kıvılcımın korkunç ve müthiş yangınlara sebep olduğunu, aslâ unutmamalıdırlar. Allahu teâlâ'ya isyanın küçüğü, büyüğü olmaz, isyan daima isyandır. Zehirin ve ateşin de küçüğü ve büyüğü, azı veya çoğu olmadığı gibi, günahın da, isyanım da küçüğü ve büyüğü diye bir ayırım yapmak caiz değildir. Zehir daima zehirdir ve girdiği vücudu öldürür, ateş daima ateştir, düştüğü yeri mutlâka yakar. Günah ve isyan ateşi ise, kişiyi ebedî helâk ile helâk eder. Günah işlemenin işlenen günaha devam ve ısrar etmenin ve o günaha tövbe edememenin sonu ve sonucu iymansız çene kapamaktır. Allahu teâlâ ve tekaddes hazretleri, cümlemizi HAFIZ ism-i celili hürmetine, tevfik-i Rabbaniyyesiyle günahlardan ve isyanlardan hıfz-ü emin eylesin. (Amin bi-hürmeti seyyid-il-mürseliyn).

Ne dünyadan sefa bulduk, ne ehlinden ricamız var;

Ne dergâh-ı Hüdâ'dan gayrı bir iltican iz var..

Ey Hak ve hakikate tâlip:

Bir kısım insanlar vardır ki, fıtrat-ı is âm üzere doğarlar, islâm olarak yaşar ve islâm üzere ölürler. Ilaha doğrusu, böyle olanlar OLMEZ'ler OLUR'lar. Bunlar, kutlu. mutlu, bahtiyar ve talihli insanlardır ki, bu zevata ÖLÜ denmiz, ULU denilir.

Diğer bir kısım insanlar da vardır ki, bunlar da fitrat-1 islâm üzere doğarlar ve fakat ana ve babaları mecusi, Yahudi veya hristiyan olduklarından veya büsbütün dinsiz yaşadıklarından çocuklarını kendileri gibi dalâlet üzerı: yetiştirirler ve bu zavallı çocuklar da ana ve babalarının, ded‘: ve atalarının inancı üzere yaşar ve öylece ölürler ki, bunlar da kutsuz, mutsuz, bahtsız ve talihsiz kişilerdir.

Bazı insanlar da vardır ki, fıtrat-ı islâm üzere doğarlar, kâfir olarak yaşarlar ve fakat islâm üzere ölürler. Bunlar da, kutlu ve bahtiyar kişilerdir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.