Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Hz. Musa aleyhisselâm zamanında âsi ve günahkâr bir kimse vardı. — 5. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 200

İymanın kemâli, ahlâkın kemâli iledir. Ahlâkın kemâli ise, Mefhar-1 âlem, güzide-i beni-Adem, sebeb-i hılkat-i âlem, nuru evvel ve bâ'asi sonra olan Habib-i Hüdâ, şefi-i rûz-i ceza Hz.

Muhammed Mustafa sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem efendimizi, canından, malından ve evlâdından ziyade sevmek, onun yüce ve üstün ahlâkı ile ahlâklanınağa çalışmakla mümkündür ki,

bütün Evliyâ'ullah ve ilimleriyle âmil olan ünlü âlimler ve müctehitler, müfessirler, muhaddisler, müdekkikler bu fazilete muhabbet-i Resûlüllah ile ermişler, erginleşmiş ve olgunlaşmışlardır.

Cenab-ı Cibril oldu delilin yâ Resûlallah!..

Bilenler bildiler kadr-i celilin yâ Resûlallah!..

Daima istikamet üzere bulunan ve her hal-ü kârda müstakim olanlar, bazı kerametlere malik olurlar. Kerametlerin başı istikamettir. Istikametin başı ise, iymanın kemâle ermesidir.

Iymanın kemâle ermesi ancak muhabbet ve meveddetle kaim ve kabildir. Muhabbetin başı ise, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi herşeyinden fazla sevmek ve onun zatı, sıfatı, dini ve kitabı uğrunda yeri ve sırası gelince canını bile feda etmekten çekinmemek, onun taraf-ı ilâhiden getirdiği din-i mübiyni islâmı en büyük ni'met ve devlet bilmek, bütün emirlerine ve nehiylerine sadakat ve samimiyetle boyun eğmeyi cana minnet telâkki etmek, her ân ve mekânda Allahu teâlâ' yı ve Resûl-ü müctebâ'yı kırmaktan ve gücendirmekten son derece sakınmak, emirlerine ve nehiylerine karşı gelindiği takdir.

de ne yüzle huzurlarına çıkarak af ve şefaat umacağını düşünmek, Allah'a kul ve Resûlüllah'a ümmet olmayı şi'ar edinmek, şeref-i iyman ve islâm ile müşerref oiduğundan dolayı her nefeste şükür ve hamdetmektir.

Bütün ibadetleri, Allahu teklâ'ni büyük bir ni'meti bilerek baş tâcı edinmek her haşâ sahibi mü'minin ve her muhlis mütteki'nin ilk ve en önemli vazifesidir. Sudan çıkan balığın yaşaması mümkün olmadığı gibi, mü'minlerin de ibadetsiz yaşayabilmeleri mümkün ve muhtemel değildir. Şunu iyice bilmeli ve bellemelidir ki, ahlâksız müslümanlık olmaz. Ahlâksız kişilerin, imanlarının nuru az olduğundan, bunların âhir ve âkibetlerinden korkulur. Ahlâksız kişi, ibadet etse de bu ibadetinin sevabını kaybeder. Ne var ki, ahlâksız dahi olsa, bir kimsenin ibadet ede ede günün birinde nazar-ı rahmet-i ilâhiyyeye mazhar olmasi mümkündür. Ama, ahlâksız kişi ibadet de

etmezse, daha kötü derekelere düşer, daha korkunç ve korkulu haller alır, âdeta canavarlaşır. Onun için, kötü ahlâklı kimseler ibadete alışmalı, ibadet ede ede olgunlaşmağa çalışmalı, dinlediği âyeti kerime ve Hadis-i şeriflerin feyiz ve bereketi, âlimlerin öğütleri sayesinde, islâh olma yolunu tutmalıdır. Bu bakımdan, ibadeti olan ahlâksız, ibadet etmeyen ahlâksızdan daha iyidir denilebilir. Netekim, terbiyeli dinsiz de, terbiyesiz dinsizden bir derece daha yüksektir. Terbiyeli dinsizin edep ve terbiyesinin, kendisini günün birinde hak ve hakikate götürebileceği umulur. Fakat, ibadeti olmayan ahlâksızla, terbiyesiz dinsiz önünde sonunda helâk olmağa mahkûmdur.

Tekrar ediyor ve bunu tekrarlamakta fayda görüyoruz:

Ahlâksız dindar; cami, cemaat, vâ'iz, ders, nasihat ve ibret göre göre, salih kişilerle ülfet ede ede, onların ahlâklarıyla ahâklanmağa özenebilir, gitgide onları taklide başlar ve sonunda islâh-ı hal ederek bütün kötü ahlâklarından arınır. Nasıl ki, ip taşa nazaran çok yumuşak olduğu halde sürte sürte kuyunun taşını aşındırmaktadır. Nice, ahlâk ve fazilet düşkünleri, ibadete devam etmek sayesinde kötü huylarını iyi ve güzel ahlâka çevirmişler ve nefislerinin esaretinden kurtulmuşlardır. Bir çok eşkıyâ vardır ki, meşâyih-i kiramın meclislerine devam ede ede, âlimlerin ve salihlerin sohbetlerinde buluna buluna, cami ve mescitlere müdavemetle islâh-ı hal etmekle de kalmamış, veli olmuşlardır. Nice edepli dinsiz de, edep ve terbiyesinden ötürü Hak tâlâ'nın rahmet nazarına mazhar olmuş, necata ve felâha kavuşmuş ve son nefesinde iyman ile göçmüştür.

Helâk olanlar, ibadetsiz ahlâksızlarla, edepsiz ve terbiyesiz dinsizlerdir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.