Bu son asrın müceddit ve müctehitleri, dört hak mezhepten gayrı bir mezhep icat etmişlerse, lûtfen mezheplerinin ismini ve 'umdelerini de açıklasınlar. Yoksa, bu dört hak mezhepten birisine mensup olan cemaate kendi mezheplerini aşılamak ve kendi inanç ve akidelerine taraftar toplamak mı istiyorlar? Hemen haber verelim ki, buna aslâ muvaffak olamayacaklardır. On dört asırdanberi, böyle saman alevi misali parlayıp sönen nice müceddit ve müctehit taslakları zuhur etmiş ve
hepsi hüsran içinde çekilip gitmiştir. Bu kişilerde zerre kadar haysiyet varsa, düpedüz hakaret ettikleri mezhep sahipleri ile o mezheplerin saf ve temiz sâliklerine vâ'zü nasihatte bulunmaları ve hutbe okumaları caiz değildir. Zira, hutbe okudukları ve vâ'zü nasihatte bulundukları cami-i şerifleri ve mescitleri yaptıranlar, aldıkları maaşları vakfedenler, onların hor gördükleri ve inkâr ettikleri hak mezheplerin sahiplerinden feyiz alan aynı mezheplerin sâlikleridir. Bu gerçeği hiçbir zaman hatırlarından çıkarmasınlar. Bu dünyanın üstü varsa, altı da vardır. Yarın kıyamet gününde ictihatlarına muhalif vâ'azedenlerin yakalarına vakıf sahiplerinin yapışacağı ve kendilerinden dâvacı olacağı ve onları mahkûm ettireceği iyi bilinmelidir.
Bu ültra-modern müctehit efendilere hatırlatmak gerekir ki, hutbelerde cihar yâr-ı güzin hazeratının isimlerinin okunması ve tardiyede bulunulması, Salâvat-1 şerifelerde Hz. Ibrahim aleyhisselâmın ve âlinin zikredilmesi gibidir. Rüşt sahibi olan dört büyük halifeye tardıye etmek, rüşt sahibi ve âdil emirlerin ve devlet büyüklerinin milletlerini ve tebaalarını adaletle idare ettikleri takdirde kendilerinin de onlar gibi, o mümtaz ve müstesna dört emir gibi hayırla yâd edileceklerini ve aslâ unutulmayacaklarını iymâ etmek, onlara adaletle hükmetrneleri gereğini hatırlatmak ve bu yolda tevşik etmek içindir.
Hutbelerde, Hz. Eba-Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'ın (Rıdvanullahi teâlâ aleyhim ema'ıyn) mübarek isimlerini zikrederek tardiye etmek, şi'a-i siyasiyyenin bizzat kendisini ve bâtıl itikadını reddetmektir. Hz. Imam-ı Ali radıyallahu anh'ın mübarek ismini zikrederek tardiye etmek de, müşarünileyh aleyhinde haksız ve mesnedsiz hükümler veren Havaric'in itikadını reddetmektir.
Hutbelerde, Hz. Imam-ı Hasan ve Hz. Imam-ı Hüseyin rıdvanullahi aleyhim ecma'ıyn efendilerimizi zikretmek, ehl-i beyt-i Mustafa'nın hukukuna riayeti ve evlâd-ı Muhammed'e ümmetin muhabbetini ve kadirbilirliğini ilân etmektir.
Hutbelerde: (Innallahe ye'mürü bil-adli vel-ihsan..) âyet-i
celilesini okumak, vaktiyle Emevî meliklerinin Imam-ı Ali radıyallahu anh efendimize yaptıkları sebbi red içindir.
Gelelim bid'at mes'elesine:
Bilindiği gibi bid'at iki kısımdır:
1) Bid'at-i hasene, 2) Bid'at-i seyyie'dir.
9=- Ma re'el-mü'minûne hasenen ve hüve indallahi hasen...
(Mü'minlerin güzel gördüklerini, Allahu teâlâ da güzel görür.)
hadis-i şerifinde bid'at-ı hasenelerin mü'minlerin güzel gördükleri şeyler olduğu ve bunların Allahu teâlâ katında da güzel görüleceği beyan buyrulmaktadır.
Ömer ibnül-Abdülaziz radıyallahu anhın hutbelerde Hz.
Imam-ı Ali ve evlâtları aleyhindeki kötü sözler yerine (Innallahe ye'mürü bil-adli…..) âyet-i celilesinin okunmasını sağlaması gibi, hatiplerin hutbeye mest ile çıkmaları da ehl-i sünnet alâmeti olduğundan, hatiplerin böyle bir sünnilik belirtisi ile hutbeye çıkmaları ve şi'a-i siyasiyyeyi reddetmeleri gerekir.
Yukarıda, bilvesile şi'anın iki kısım olduğunu, birincisinin ŞÎ'A-İ MUHSİLİYN ki, ehl-i sünnet vel-cemaatin yolu bulunduğunu ve buna ŞÎ'A-İ ÛLÂ da denildiğini açıklamıştık.
Bir de ŞÎ'A-İ-SİYASİYYE vardır ki, bunlar zâhirde ehl-ibeyt taraftarı gibi görünürlerse de, ehl-i-beytin yolundan gitmezler ve sanki başka bir dine mensup imişler gibi kendilerine mahsus bir takım akideler icadederek ehli islâmın itikadını bozmağa çalışırlar ve meselâ Hz. Ebu-Bekir, Ömer, Osman rıdvanullahi aleyhim ema'ıyn efendilerimiz gibi zevata ve namus-u Peygamberî olan mü'minlerin annesi Hz. A'işe radıyallahu anhaya resmen ve alenen düşmanlık eder, edep ve terbiye harici dil uzatır, akla ve hayale sığmayan safsatalarla islâm kisvesi altında müslümanlar arasında nifak ve küfürlerini sürdürmek ve yürütmek isterler.
Kaldı ki, bunlar aslında Hz. Ali kerremallahu vechehu efendimizi ve evlâtlarını sevdiklerinden dolayı değil, Hz. Ömer'e olan düşmanlıklarını izhar edebilmek için Ali taraftarı gibi görünen sahtekârlardır. Sanki, Hz. Ömer radıyallahu anh, Hz.
Ali kerremallahu vechehu efendimizin hakkını gasbetmiş gibi, durmadan yılmadan o muhterem zat-ı şerife buğz ve adavet beslerler. Oysa, olayların seyrini ve inkişafını bilenler için böyle bir gasp olayı aslâ mevcut değildir ve gerek Hz. Ebu-Bekir ve Hz. Ömer böyle bir şeye tenezzül edecek kimseler olamazlar.
Bu muhterem zevatın, Hz. Ali ve evlâtları ile de hiçbir anlaşmazlıkları ve düşmanlıkları da yoktur. Bunun açık ve seçik delili de, Hz. Ali kerremallahu vechehu efendimizin Hz. Ömer radıyallahu anh efendimize sevgili kızı Ummü Gülsüm'ü tezvic etmesidir.
Akıl sahiplerine hitabediyoruz: Insan, sevmediği ve hatta düşmanlık beslediği kimselerin adlarını evlâtlarına verir mi?
Hz. Imam-1 Ali radıyallahu anh, oğullarından üçüne Ebu-Bekir, Omer ve Osman isimlerini vermiştir. Aralarında, hiçbir düşmanlık ve anlaşmazlık bulunmadığının bundan daha beliğ bir delili olabilir mi?
Bilindiği gibi; İmam-ı Hasan, imam-ı Hüseyin ve altı aylık iken vefat eden Muhsin veya Muhassin ile Zeynep ve Ümmü Gülsüm adlarındaki evlâtları, Hz. Fatıma't-üz-Zehrâ radıyallahu anha validemizden tevellüt etmişlerdir. Hz. Fatma'nın âlem-i cemale intikalinden sonra evlendikleri hanımlardan olan çocuklarından üçüne de Ebu-Bekir, Omer ve Osman adını vermişlerdir. (Sırası gelmişken açıklayalım ki, Hz. İmam-ı Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh efendimiz, Hz. Fatıma'tüz-Zehrâ validemizin hal-i hayatında başka kadın almamışlardır. Hz. Hayrün-nisâ'nın âlem-i cemale intikalinden sonra aldıkları hanımlardan, yukarıda isimleri sayılan muhterem evlâtları dahil olmak üzere on sekizi erkek ve on sekizi kız olmak üzere otuz altı evlâdı olmuştur. Bu evlâtlarından, yirmi üçü daha önce vefat eylemişler, on üçü de kendilerinden sonra yaşamışlardır. Altı oğlunun da Kerbelâ faci'asında Hz. Imam-ı Hüseyin'le (Rıdvanullahi teâlâ aleyhim ema'ıyn) şehit oldukları biinmektedir).
Hz. İmam-ı Ali kerremallahu vechehu efendimiz, sevgili yavrularına Ebu-Bekir, Omer ve Osman isimlerini vermekle, o üç muhterem zata hürmet ve muhabbetini izhar ve Şi'a taifesini bizzat tekzip buyurmuş olmuyorlar mı? Şi'a-i-siyasiyyenin yalan ve iftiralarını bu suretle peşinen ve çok öncesinden bizzat reddetmiş değiller midir? Yıllar önce, bu düşmanlığın olacağını nuru keramet ile görerek âdeta:
—«Ey gafiller! Siz, benim Ebu-Bekir, Ömer ve Osman'ı sevmediğimi iddia ediyorsunuz. Oysa, ben onları seviyor ve hiâfetlerini de kabul etmiş bulunuyorum. Onları sevdiğimi ve saydığırnı isbat edebilmek için de, üç ciğerpâreme onların kutsal isimlerini veriyorum» buyurmuş olmuyorlar mı?