Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Hazret-i Ebu-Tâlip hastalanmıştı. — 3. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 71

buyurmuş ve onlardan şu cevabı almıştı:

Kala Rabbena innena nehafü en yefruta aleyna ev en yetga..

Tâ - Ha: 45 (Her ikisi: «Ey Rabbimiz! Onun, aşırı gitmesinden ve bize saldırmasından korkuyoruz.» dediler.)

Evet, böyle demişlerdi. Fira'unun kendilerini öldürmesinden, eza ve cefa etmesinden korktuklarını söylemişlerdi. Oysa, bu iki zat birer peygamber idiler ve kendilerine vazife veren de yerlerin ve göklerin sahibi Allahu azim-üş-şân idi.

Halbuki, hicret gecesi Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Hz. Imam-ı Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh'a:

— Bu gece bana bir sui-kasıt yapacaklardır. Sen, benim yatağıma yatacak ve benim abamı örtüneceksin, buyurmuş ve Hazret-i Hayder-i Kerrâr itirazda bulunmak şöyle dursun bunu bir ganimet bilmiş:

— Anam, babam sana feda olsun yâ Resûlallah! diyerek böyle bir sui-kasta kurban gidivermek bahasına Resûl-ü zişanın yatağına girmeği canına minnet bilmişti. Yani, canân yoluna canını fedaya hazır olmuştu.

— Yâ Resûlallah! Korkarım, beni öldürürler. Allahu sübhanehu ve tealâ'dan bir höccet al ki, kâfirler beni öldürmesinler, dememistir.

O gece, Allah azze ve celle Cebrail ve Mikâil aleyhimüsselâma ve diğer meleklere hitap buyurmuş:

— Size verdiğim ömrü birbirinize hibe eder misiniz?

Melekler cevap vermişlerdi:

— Yâ Rab! Herşeyi hakkıyle bilen ancak sensin. Bize, bahş ve ihsan buyurduğun ömrü birbirimize hibe edemeyiz.

O zaman, bütün meleklerin gözlerinden perde kaldırılmış ve hitab-ı izzet şeref-sadir olmuştu:

— Ey meleklerim, bakın benim arslanım olan Ali'yi görün.

Habib-i edibim uğruna nasıl canını fedaya hazır bulunuyor.

Ve bütün melekler, Resûl-ü zişânın abasına sarılıp pervasızca onun yatağına yatmış bulunan Ali Ibn-i Ebi-Tâlib-i görmüşlerdi. O Esedullah-il galip, kurbanlık koyun gibi iki cihan serverine hazırlanan sui-kasta kendisini hedef etmişti.

Yine hitab-ı izzet şeref-sadir olmuş ve:

— Yâ Cebra'il! Yâ Mikâ'il! Varın, gidin Habibim yoluna canını fedaya hazır olan Ali'mi düşmanlarının şerrinden koruyun! buyurulmuştu.

Bu emr-i ilâhiyyi telâkki eyleyen Cebrail aleyhisselâm, Hz.

Imam-ı Ali'nin başucunda ve Mikâ'il aleyhisselâm da ayak ucunda durmuşlar ve Hayder-i Kerrâr'ı düşmanlarının şerrinden korumuşlardı. Onun içindir ki Hak teâlâ ve tekaddes hazretleri, şu âyet-i celile ile Aliyyül-Mürteza'yı medh-ü senâ buyurmuştur ki, irfandan nasibi ve hissesi bulunanlara ne güzel bir ibrettir:

o ll Sebilss Ve min-en-nâsi men yeşriy netseh-ubtiga e merdatillahi vallahu râ 'utun bil-ibâd...

El-Bakara: 201 (Insanların öylesi vardır ki, Allahu tâlâ'nın rizası uğruna öz nefsini satar. Allahın kullarına rahıeti ziyadedir.)

Hz. Ömer-ül-Faruk radıyallahu anh da, herkes gizlice hicrete hazırlanırken, Kureyş kâfirlerine karşı açıkça:

— Işte ben hicret ediyorum. Kim, karısını dul ve evlâtlarını yetim bırakmak, ana ve babalarını arkasından ağlatmak isterse peşimden gelsin ve bana engel olmağa çalışsın, demiştir.

Hz. Ebu-Bekir ve Hz. Osman radıyallahu anhümanın din ve islâm yolundaki fedakârlıkları, malları ve canları ile hizmetleri nasıl unutulabilir?

Hz. Hamza ve Ehl-i Bedr'in ve diğer ashab-ı kirâmın fazilet, feragat ve hamasetleri nasıl inkâr olunabilir?

Bu zevat-ı âlişânın mankıbelerini siyer ve tarih müellifleri yaza yaza tüketememişlerdir. Hangi birisini söyleyim, hangi birisini anlatayım? Bunların her biri başlı başına bir hamaset ve insanlık örnegidir.

Yalnız onlar mı? On dört asırdan beri ümmet-i Muhammed'den öyle cesur, öyle cömert, öyle mert ve öyle fazilet ve feragat sahibi gerçek mü'minler, saf ve temiz müslümanlar gelmiş geçmiştir ki, hiçbir peygamberin böyle bir mürüvvete nail olabildiği iddia edilemez. Onun içindir ki, Allahu zül-celâl velkemal hazretleri, Kur'an-ı azim-ül-bürhanında ümmet-i Muhammed'i övmektedir:

Envar-ül-Kulob, cllt 2 - F: 6

Küntüm hayre ümmetin uhricet lin-nâs..

Âl-i-imran: 110 (Siz, insanlar için zâhire çıkarılmış en hayırlı bir ümınetsiniz.)

Ey ehl-i iyman ve ey ehl-i irfan:

Dinsizlerin, densizlerin, güvensizlerin asıl hedefleri Resûl-ü zişân aleyhi ve âlihi salâvatullâh-il-Mennân efendimiz hazretleridir. Fakat, doğrudan doğruya zât-ı risaletpenahilerine tecavüze cür'et edemediklerinden, mel'anetlerini bil-vasıta yapmayı tercih ederler. Onlar iyi bilirler ki, sevgili peygamberimize yönelecek bir iymâ ve atıf dahi, ehl-i islâmı topyekûn harekete geçirmeğe kâfi gelecektir. Bunun için, değişik sistem ve meiodlar kullanırlar. Bu risâlemizde sayısız örneklerini verdiğimiz şekilde, ashabına, ezvacına, akraba ve hısımlarına sataşırlar, onları dillerine dolar, saf ve mâ'sum dimağlarda kuşkular yaratmak isterler. Mezhep çekişmeleri ihdas ederler. Müsümanları birbirlerine düşürecek, tuzaklar hazırlarlar. Ne yazık ki, bir takım irfan ve iz'an yoksulu, akıl ve fikir düşkünü müsümanlar da bunların iğfallerine kapılır, aslını esasını öğrenmeden, tahkike lüzum görmeden, hiç olmazsa birazcık düşünmeden onlara âlet olurlar ve elbette din namina dinden, iyman adına iyınandan mahrum kalırlar. Bilmezler ve akıl etmezler ki, bu tecavüz ve tasallût aslında Resûl-ü zişâna yönelmiştir.

Onun muhterem ana ve babasını, amcasını, ashabını, ensarını, ahbabını diline dolayanların asıl maksatları iki cihan serverinin yüce şahsiyeti üzerinde kuşkular uyandırmaktır. Evet, o cahiller ve gafiller, din ve peygamber düşmanlarına uyarlar, Resûl-ü zişânı kırar ve incitirler ve böylelikle dünya ve âhirette ilâhî lâ'nete lâyık ve müstehak olurlar.

Aziz kardeşim:

Gerçekten âşık-ı sadık isen, Hakka talip olduğunu iddia ediyorsan, iki cihan serverine, bütün cihanın efendisine karşı

gayet edepli ve terbiyeli olmalısın. Ona karşı yüksek sesle konuşmak dahi, bütün amellerini iptal edebilir. Kur'an-ı azim, bunu böylece beyan buyurmaktadır. O halde, Resûl-ü müctebâ'ya sevgini çoğaltınağa çalış, onu canından, malından, evlât ve yâlinden, herşeyinden fazla sev ki, iymanın kemale ersin, Allahu teâlâ da seni sevsin, ona uy ki, mağfiret olunasın, rizayı ilâhiyye nail olasın. Onun anne ve babasına, amcasına, dedelerine, atalarına, ashabına, ensarına ve ahbabına karşı da son derece edepli ve terbiyeli ol ki, iki cihanda aziz olasın, Ona, hakkıyle ve lâyıkiyle itaat et ki, ona itaatin Allahu teâlâ' ya itaat olduğunu Kur'an-ı-kerim beyan eylemektedir. Onu sevmek, Allahu azim-üş-şânı sevmektir. Ona isyan, Allahu teâlâ' ya isyan etmek demektir. Olur olmaz her duyduğuna inanma, suret-i haktan görünerek konuşan herkese aldanma, dinsizlerin, münafıkların, din ve peygamber düşmanlarının hezeyanlarına kanma ki, iki cihanda da saadet ve selâmete eresin.

Son zamanlarda, neye ve kime hizmet ettiklerini bir türlü anlayamadığımız bazı zevatın, yetiştirdikleri talebelere hutbelerde Cihar yâr-1 güzin efendilerimizin mübarek isimlerini okumalarını ve o muhterem zevatı tardiye etmelerini bid'at gibi göstermeğe çalıştıkları ve böyle telkinlerde bulundukları duyulup işitilmektedir. Oysa, asıl bid'at böyle hayırlı bir işi önlemeğe çalışmaktır. Bid'atlerle en ziyade mücadele eden Vehhabiler bile, hutbelerde o dört kutlu ve mutlu zatın mübarek isimlerinin okunulmasını bid'at saymazken, kendilerini ehl-i sünnet vel-cemaatten sayan ve dört hak mezhepten birisine mensup bulunduğunu söyleyen bu gibi gafillerin hallerine ağlamak mı, gülmek mi lâzım bilemiyoruz?

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.