Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Hacca gitmekte olan bir din kardeşimiz, Bağdat'tan geçerken bir şi'a-i siyasinin dükkânına uğrar… — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 57

Çünkü, islâmiyyet kıyamete kadar genç ve dinç kalacak, Resûlü zişâna vasıtalı veya vasıtasız dil uzatmak küstahlığında bulunan bedbahtların yüzleri daima kara olacak ve bu gibiler önünde sonunda cezayı sezâlarını bulacak ve cehenneme atılacaktır. Islâmın nuru aslâ sönmeyecektir. Onu söndürebileceklerini zannederek var kuvvetleriyle üfleyenlerin nefesleri, bir körüğün alevi parlattığı gibi islâmın nurunu parlatacaktır.

Atalarımız ne güzel söylemişlerdir. Rüzgâra karşı tüküren nasıl kendi yüzüne tükürmüş olursa, vasıtalı veya vasıtasız islâma ve büyük islâm peygamberine, onun sevdiklerine düşmanlık besleyenler, dil uzatanlar da kendi dilleri ve kendi fiilleriyle yine kendilerini mahkûm edeceklerdir.

Hak kazanmak dâ'vayı tezvir ile erlik değil, Er odur ki, kendi vicdanında mes'ul olmasın...

Tezvir ile, nitak ve fitne ile, iftira ile hiçbir dâva kazanılamamıştır ve kazanılamayacaktır. Özellikle, bâtıl bir dâva uğruna islâmı yıkacaklarını zannedenler yakın bir gelecekte nasıl aldanmış olduklarını anlayacaklar, iki cihanın sultanının kinı

olduğunu tanıyacaklar, saçlarını ve sakallarını yolacaklar ama ne fayda! Bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek Resûl-ü zişânı üzenler ve incitenler lâyık ve müstehak oldukları cezayı mutlâka tadacaklardır. Zira, o günün sahibi ve hâkim-i mutlâkı olan Allah azze ve celle, Habib-i edibine ve onun ümmetine vâ'dini yerine getirecek, bütün ehl-i iyman sevinecek, bütün inkârcılar ve iftiracılar da ellerini dişleyerek yerineceklerdir.

Ey âşık-ı sadık:

Resûl-ü ekrem ve Nebiyyi muhterem sallallahu tealâ aleyhi ve sellem efendimiz hakkında şu âyet-i celile ile Allahu tealâ bizleri uyarmaktadır:

rölebisa En-Nebiyyü evla bil-mü'miniyne min enfüsihim ve ezvâcühu ümmehâtühüm..

El-Ahzâb: 6 (Nebiyyi zişân, mü'minlere her hususta nefislerinden evlâdır ve onun zevceleri tâ'zim ve tahrim bakımından mü'minlerin analarıdır.)

Evet, o Nebiyyi zişân bizlere yani âşık ve sadık müminlere kendi nefislerimizden evlâ ve akdemdir. Mü'minin iymanı ancak bu sayede, böyle bir şu'urla kemale erer yani olgunlaşır, erginleşir. Onun için gerçek mü'minler, onu canlarından, mallarındân, evlât ve ıyâllerinden ve herşeylerinden ziyade sevmişler, gerektiği zaman bunların hepsini onun yoluna ve uğruna feda etmekten çekinmemişlerdir. Yalnız, zât-ı akdes-i risaletpenahilerini değil, onun âl ve evlâdını, ezvacını, ashabını, ahbabını, ensarını da sevmişler, saymışlar ve baş tâcı etmişlerdir. Zira, bu âyet-i kerime ile de sabittir ki, ezvâc-i tâhirat da gerçek müminlerin anneleridirler. Hatta, kâmil iyman sahipleri onları kendi annelerinden dahi üstün tutmuşlardır. Çünkü, bu muhterem hatunlar bu şeref ve itibarı, bu rütbe ve dereceyi Habib-i edib-i Hüdâ'ya zevce olmak, yıllarca onun yakınında bulunmakla almışlardır. Her bakımdan, tâ'zim ve tekrime lâyık ve müstehaktırlar.

Şunu iyice bilmeli ve bellemelidir ki, Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Rabbimizin nurundan halkolunmuş ve o nurdan yani nur-u Muhammed'den bütün eşya, mevcudat, mükevvenât, halkolunmuştur. Önce arşı- ilâhi ve kürsi, cennet, cehennem, arz, güneş, ay ve yıldızlar, Nebilerin ruhları, cinler ve insanlar, halkolunmuştur ki, Nebi'lerin ruhları meyanında Âdem aleyhisselâm ile Havva validemiz yaratılmıştır.

Nasıl ki, gökyüzünde bulunan ay ve yıldızlar ışıklarını güneşten alıyorlarsa, bütün peygamberler tıpkı bu ay ve yıldızlar gibi nurlarını güneş mahiyetinde olan Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin nurundan almışlardır.

Hüvellezi ce'al-eş-semse dıyâ'en vel-kamere nûren..

YOnus: 6 (O Allahu teâlâ ki, güneşi ziyalı ve ayı nurlu kıldı.)

Yani, demek oluyor ki bütün mükevvenat nurunu şems-i hakikat (Hakikat güneşi) olan Sultan-ı Enbiyâ'dan almıştır. Bunun içindir ki, diğer peygamberân-ı izâmın nübüvvetlerini inkâr etmek, Habib-i Hüdâ'nın nurunu ve nübüvvetini inkâr etmek olur. Bu sebeple de, diğer bütün peygamberlere de iyman etmek vâcip olmuştur.

La nüferrîkü beyne ahadin min rüsülih..

El-Bakara: 285 (Allahu tâlâ'nın peygamberlerinden hiçbirisi, Yahudilerin ve hristiyanların yaptıkları gibi kimini tasdik ve kimisini yaanlayarak ayırdetmeyiz.)

Yani, risalet ve nübüvvet bakımından hiçbir peygamberi ayırdetmeyerek hepsine iyman ederiz. Zira, birisini inkâr diğerlerini de inkâr etmek demek olur. Ne var ki, Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretleri peygamberlerinden bazılarını fazl-ü keremi ve değişik fazilet ve meziyetleri ile birbirinden efdal kılmış ve hepsinin efdali olarak da Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi seçmiştir:

0201°18 Tilk-er-rüsdlü faddalnâ bâ'dehum alâ bâ'd..

El-Bakara: 253 (Bu sûre-i celilede kıssaları zikredilen peygamberlerin bazılarını bazılarına üstün kıldık.)

Hz. Ibrahim aleyhisselâmı, zât-1 ülûhiyyetine HALİL (Dost)

kıldığı, Hz. Musa aleyhisselâma konuşmak lûtfunu bahşettiği gibi, Habib-i edibini de bütün peygamberlerden üstün kılmıştır ve ona HABIB, MAHBUB, RESÜL, MÜDESSIR, MÜZEM- MIL hitab-ı izzeti ile hitap buyurmuş ve onu bütün peygamberlere IMAM eylemiştir.

Böyle bir peygamber-i âlişâna mensup bulunan, onun en yakınlarından olan, ona hizmet ve yardım etmek şeref ve mazhariyetine erişen ve bu suretle Allah'ın dinine de hizmet ve yardım etmiş olan zevat-ı âli-kadr de, bütün diğer peygamberler gibi Habib-i Hüdâ'dan nur ve feyiz almışlar, o şems-i hakikatin nurundan nasip bulmuşlardır. Binaenaleyh, başta ashab-ı kiram rıdvanullahi teâlâ aleyhim ema'iyn efendilerimiz olmak üzere, bu ümmetin velileri ve bilginleri de birer yıldız mahiyetinde olup onlarda görünen nur Şems-i Muhammedi nurunun aksi olup bu kutlu ve mutlu kişileri red ve inkâr etmek, hele onlara dil uzatmağa yeltenmek, nur-u Ahmed'e tecavüz olur.

Fakat, ne yazık ki bazı cahil ve gafil mü'minlere bu gibi incelikleri düşünebilmek yeteneği bahşedilmediğinden, ehl-i beyt dostluğu maskesine bürünen din ve peygamber düşmanı hainlerin ve zâlimlerin sözlerine aldanmakta ve farkında olmadan

Allah ve Resûlüne, Kur'an-ı azime ve ashab-ı kirama dil uzatmağa kadar varan bir küstahlığa düşmektedirler. Böylelikle, o mel'unların suçlarına da ortak olduklarını düşünemeyecek kadar gözleri kararan bu cahil ve gafiller, kime ve neye hizmet ettiklerini bile seçememektedirler. Ehl-i hakikat, bu feci durumu görerek kendilerini bu gafletten uyarmak istemekte ve maalesef her defasında onların taarruzlarına uğramaktadır.

Tehlikeyi açıkça haber veriyorum: Bu münafıkların, bu islâm ve peygamber düşmanlarının hedefleri, doğrudan doğruya Allahu tealâ ve Resûl-ü müctebâ'dır. Ne var ki, bu hedeflerine doğrudan doğruya taarruza kalkışsalar, müslümanlardan kabul ve iltifat görmeyeceklerini hatta reddedileceklerini iyi bildiklerinden bunu dolaylı ve dolambaçlı yollardan gerçekleştirmeğe çalışmakta ve islâmı bölüp parçalamak için gûya kendilerine böyle bir vazife verilmiş gibi Resûlü zişânın muhterem ana ve babasına, amcasina, ashabina, ezvacina, evliyâsına ve ulemasına yöneltmektedirler. Tekrar ediyorum, asıl hedefleri islâmı yıkmak, müslümanları bölmek ve parçalamaktır.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.