Ahiretimiz perişan! Ama, hiç olmazsa dünyamız mâ'mur olsaydı.. Oysa dünyamız da berbat ve harabât.. Kâfirin, âhireti perişan ama, dünyası mâ'mur. Biz Müslümanlarin ehl-i iymanın ise, hem dünyamız hem de âhiretimiz mâ'mur olması gerekirken, Kur'an-1 azim bize hem dünyamızı, hem de âhiretimizi imâr etmemizi emir ve ferman buyurmuşken, Resûl-ü zişân da hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, hemen yarın ölecekmiş gibi âhiret için çalışıp çabalamamız gerektigini hepimize duyurmuşken, neden ve nasıl bu hallere düştük. İslâm için yüz karası olan GERI KALMIŞ ÜLKELER tarifinin içine girdik. Ben sana neden olduğunu söyleyim:
Çünkü, Allahu tâlâ'nın men'ettigi, Resûl-ü zişânın zemmettiği bütün kötü huylar bizde, bütün menhiyyât bizde, terbellik ve miskinlik bizde, dedi-kodu bizde, ağız kalabalıkliğı bizde, lâf ebeliği bizde, birbirini çekememek, mü'min kardeşinin elindeki ni'mete hased etmek bizde, kendi ayıplarımız, kusurlarımız ve günahlarımız apaçık oratada iken başkalarında kusur, ayıp ve günah aramak bizde, birbirimizi hor görmek bizde, birbirimizi beğenmemek bizde, herkesi tenkit etmek ve kendimizi pek akıllı saymak bizde, hâsılı ne kadar kötülük ve pislik varsa hepsi bizde..
Oysa, böyle mi olacaktı? Böyle mi olmalıydı? Elimizde, öyle bir kitab-ı azim var ki, bütün saadet ve selâmet yollarını açıkça, hiçbir kuşkuya yer vermeyecek açıklıkla gösteriyor.
Başımızda öyle bir peygamber-i âlişân var ki, bizleri hak ve hakıkate, kurtuluşa, kutluluga ve mutluluğa davet ediyor ve bunun yollarını ve çarelerinı de bildırıyor. Insanlıgın, tabli ve beşerî bütün ihtiyaçlarına cevap verecek en yüksek akli ve mantıkı prensipler uzerinde kurulmuş oyle bır şerıatımız var k1, bıze ınsan olmayı, Herlemeyı, yukselmeyı, ilim tahsıl etmeyi, bir san'at ve zenaat sahibi olmayı, yardımlaşmayı, kardeşligi, birligi ve beraberligi öneriyor.
Bütün bunlara yüz çevirmişiz, birbirimize düşmüşüz, sen-.ben kavgasına tutuşmuşuz ve bu yüzden de bir asırdanberi mütemadiyen veriyoruz. Atalarımızın kanlarıyla, canlarıyla aldıkları ülkeleri boyuna düşmanlarımıza kaptırıyoruz. Hâlâ uyanmıyoruz, hâlâ uyanamıyoruz. Ikinci Viyana bozgunundanberi vere vere şu mübarek Anadolu yaramadasına sığındık kaldık. Hak korusun, burayı kaptırırsak halimiz nice olur, nerelere gideriz? Vazgeçelim şu sen - ben kavgasından, bırakalım birbirimizle ugraşıp dalaşmayı, birbirimizi kötülemeyi, tam tersine birbirimize sarılalım, birbirimizi tanıyalım, birbirimizi sevelim. Dinimiz böyle emrediyor, akıl böyle diyor.
Eloglu aya çıktı, ay yüzeyinde yürüyor. Biz, hâlâ sokakta doğru dürüst yürümesini öğrenemedik. Madenlerimiz var işletemiyoruz, petrolümüz var, tamamiyle bulup çıkaramıyoruz, tabiî zenginliklerimiz ve ürünlerimiz var, satıp para kazanamıyoruz.
Silâhımız: bırakmış, tamburamızı ele almışız, vur patlasın, çal oynasın.. Bugün ne bulduksa zıkkımlanalım, yarına Allah kerim! Amennâ; Allahu teâlâ elbette kerimdir ve rahiymdir ama, sana ve bana düşen bir görev de yok mu? Bu dünyaya yiyip içmeğe, gezip tozmağa, gönül eğlendirmeğe mi geldik? Abdest yok, namaz yok, başka ibadet ve tâ'at yok, hayır hasenât yok, yok, yok.. Gözlerimiz başkalarının malında ve ırzında, ellerimiz başkalarının cebinde, aklımız fikrimiz hiyle ve desisede, bütün düşüncemiz:
— Beş kuruş sermaye koyarsam, nasıl beşyüz kuruş kazanırım? dalaveresine cevap bulmakta, halkı aldatmakta, milleti soymakta, önüne geleni dolandırmakta…. Böyle insanlık olmaz, hele böyle Müslümanlık hiç olmaz. Terlemeden, yorulmadan kazanmak, har vurup harman savurmak, şunun bunun sırtından geçinmek insanlık ve hele Müslümanlık degildir.
Kendi hayatına bir yön verememiş, çoluk çocuğunun rızkını temin edememiş, dünyada hiçbir sorumluluk altına girmemiş kimseler bile, tıklım tıklım dolu kahvehanelerde oturup hükûmeti tenkit ediyor, o kıt ve kısır aklıyla dünyaya nizam vermege özeniyorlar. Donlarını bile hükûmetin bağlamasını mı istiyorlar nedir, herbiri bir siyasi, hepsi başlı başına bir diplomat.. Yolların pis, sokağın pis, evin pis, için pis, dışın pis, kalbin pis, kalıbın pis, sen ortalığı temizleyeceksin öyle mi?
Şaşarım senin aklına! Ay oğul; sen herşeyden önce geçimleriyle mükellef olduğun çoluk çocuğunun nafakalarını düşün, boşu boşuna oturup lâf ebeligi edecegine kendi haline göre bir iş bul, az deme bir şeyler kazan, yavrularını ele güne muhtaç etme, avuç açtırma, boyun büktürme. Sonra, tövbe edip içini temizle ve hakka kul ol, elinden geldigi ve gücünün yettigi kadar kulluk görevlerini yerine getirmeğe bak. Sonra, eline üç beş kuruş geçince, üstünü başını temizle, kapının önünü temizle, herkes kapısının önünü temizlerse bütün sokak temiz olur. Alemin dedikodusundan, çekiştirmesinden sana ne?
Şimdiye kadar bunun sana ne hayrı oldu? Teker teker her birimiz böylece gerçeği bulur, Allah'a kul olursak, toplum kurtulur. Yoksa, sonu hüsran ve nedamettir. Doymayan bir mide ve ağız, bir türlü dolmayan ve kanmayan bir karıncağız, bilmem bu gidişle nereye varacağız? Alış-verişimiz hiyleli, ya eksik ya çürük.. Tüccar ha'in ve muhtekir.. Alimler kıskanç ve mütekebbir.. Zenginler merhametsiz ve mürüvvetsiz, fakirler sabırsız ve gayretsiz, çoğunluk uyuşuk ve basiretsiz, ama kime sorarsanız:
— El-hamdü lillah Müslümanım, diyor.
Halbuki, şeriatin sahibi de şöyle buyuruyor:
— Ahiretle ilgili amelleri bir yana bırakarak, mal ve para toplayan, güzel giyinmekten ve nefis yiyecekleri yemekten gayrı bir şey düşünmeyen gafil helâk olsun!..
Kulluğumuzu bilelim kardeşler, azimizi, hiçliğimizi anlayalım. Allahu teâlâ'ya hakkıyla kul olalım, helâl kazanalım, çoluk çocugumuza helâl yedirelim, temiz giyinelim, temiz olalım, temiz şeyler yiyelim. Bunlar, islâm dininde mübah olan şeylerdir. Ama, ölümü ve âhireti unutmayalm, bu dünyada yaptıklarımızın yanımıza kâr kalacağını sanmayalım ve birgün bütün yaptıklarımızın hesabını verecegimizi unutmayalım. Zerre miktarı hayır işleyen onu bulacaktır, zerre miktarı şer işleyen de onu bulacaktır. Allahu tâlâ'nın azabına tahammül edemeyiz, dünya hayatında hayrı ve şerri seçemeyenler, yarın çok pişman olacaklar ve çok dögüneceklerdir:
Şer ile olmaz isen âlude, Dü-cihanda olursun âsude..
Dersimize devam edelim:
ELLETIY TATTALI'U ALEL-EFIDEH — O ateş, öyle bir ateştir ki, kalbin tam ortasını örter ve kâfirin kalbini yakmakla ferahlanır. Insanın FU'AD'i kalbin ortası olup, ruha
bitişiktir. Iş böyle olunca, o ateşin şiddeti cehennem ehlinin kemiklerini kırar ve kemikleri örten et ve derileri yakar. Şehvet ehli olan zenginlerin, haram ve helâl aramayan ve haramla karınlarını dolduran haram yiyicilerin karınlarına sirayet eder ve oradan göğüslerine geçer. Kalpleri üzerine yayılır ve şiddetle yakar ama tamamen imha etmez. Zira, böyle olsa bunlar ateşin elemini duymaz ve tadmazlardı. Oysa, cehennem ehli yanar, derileri kavrulur. Fakat, her şeye kadir olan Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri, ateşin şiddetinden yanıp kavrulan derileri, sinirleri, etleri ve kırılan kemikleri tekrar iade eder: