Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Şeyh-i şüyuh-u agâh, ârif-i billâh, Hallâc-1 Mansur kuddise sirruh hükm-ü takdir-i ezeli üzere… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 457

Şeyh-i şüyuh-u agâh, ârif-i billâh, Hallâc-1 Mansur kuddise sirruh hükm-ü takdir-i ezeli üzere zindanda mahbus iken, Şeyh Şibli kuddise sirruh hazretleri kendilerini ziyarete gitti.

— Yâ Mansur! Muhabbetullah nedir ki, bu yolda canını feda ediyorsun? Neden, pervane gibi muhabbet ateşine kendini atıyorsun? diye sordu.

Hallâc-1 Mansur şöyle cevap verdi:

— Yâ Şeyh! Bu mes'eleyi bugün bana sorma.. Yarın, imtihan meydanına gel, orada görüşelim. Zira, yarın beni o meydanda assalar gerektir. Bu soruna orada cevap verir ve müşkilini hallederim.

Gerçekten, ertesi sabah Hallâc-1 Mansur hazretlerini darağacına götürdüler. Şeyh Şibli de, o siyaset ve imtihan yerinde hazır bulunuyordu. Hallâc-1 Mansur, kalabalık arasında Şeyh Şibli'yi görünce, ona hüzünle seslendi:

— Ey aziz! Dünkü soruna şimdi cevap veriyorum. Muhabbetullah'ın evveli, kalbini maldan, mülkten, evlât ve iyâlden, dünya ve dünya içindeki herşeyden temizlemek ve bütün bunlara muhabbeti önlemek, bütün aşk ve muhabbetini ancak ve yalnız Allahu tâlâ'nın muhabbetine tahsis eylemek, kalbine onun aşk ve muhabbetinden başka hiçbir sey sokmamak ve ruhunu Allah yolunda Allah'a kurban etmekten çekinmemektir. Muhabbetullah'ın nihayeti de, o aşk ve muhabbet ateşiyle kalbi yakarak aşk sarayına varmak ve yârin cemalini görmektir, buyurdu.

Hidayet ehlinden gel olma menful, Surette virandır, siyrette mâ'mur;

Ne yüzden söyledi ENEL-HAK Mansur, İşitmişsin amma, dârı bilmezsin..

Hazer kıl bizlere dahletme zâhit, Mademki namus-ü ârı bilmezsin, Âşık-ı sadıklar merd-i Hüdâ'dır, Onların sevdiği yâri bilmezsin..

Allah yoluna malının kırkta birini veremeyen, üstelik zekâtını vermemek için türlü bahane ve firsatlar arayan gafilin, cennete girmegi umması şaşılacak ve uzun uzun düşünülecek mes'ele değil midir? Bu ve benzeri gafilleri, şaşkınları ve zavalhları ikaz buyurmak için Allah celle Kur'an-ı hâkiminde şöyle buyurmaktadır:

Em hasibtüm en tedhul-ül-cennete..

El-Bakara: 214 Meal-i münifi: Ey mü'minler! Yoksa siz, sizden önce geçen Nebf'lerin ve mü'minlerin mesel olmuş halleri başınıza gelmeksizin cennete gireceğinizi zanneder misiniz?

Evet, bizden önce gelip geçen Nebilerle onlara tâbi olan ümmetleri ne korkunç belâlara ve musibetlere katlanmışlar da, cennete girmeği ancak öyle hak etmişlerdir. Yusuf aleyhisselâm, zindana atılmadı mı? Ibrahim aleyhisselâm, Nemrud tarafından ateşe atılmadı mı? Yine Hz. Ibrahim aleyhisselâm Allahu teâlâ yoluna bütün mallarını vermedi mi? Sevgili oğlu Ismail aleyhisselâmı kurbana getirmedi mi? Circis, Allah yoluna eza, cefa ve meşakkatlere gögüs germedi mi?

Zekeriya ve Yahya aleyhimüsselâm destere ile biçilmedi mi?

Onlar, Hakkın rizasına ermek ve cennetine girmek için bütün bu musibetlere ve belâlara seve seve katlanmadılar mı? Ey gafil! Allah yolunda, malının kırkta birine kıymadan cennete girebilmegi nasıl umarsın?

Bazıları da diyorlar ki:

— Efendim, biz devlete vergi veriyoruz. Vaktiyle vergi yokmuş ve o sebeple zekât verilirmiş!

Hey zavallı, hey şaşkın.. Yerin gögün, görünen ve görünmeyen, bilinen ve bilinmeyen âlemlerin Rabbi, yılda bir defa malının kırkta birini ver buyuruyor. Sen, kim oluyorsun da Rabbinin bu açık ve kesin emrine karşı bir takım bâtıl iddialar öne sürebiliyorsun? O malın tamamını sana kim verdi?

Verdiği gibi geri almasını da bilmez mi sanıyorsun? O mal ve mülk ve o altun ve gümüş kıyamete kadar senin yanında kalacak, seni ölümden kurtaracak mı zannediyorsun? Yarın, sen de başkalarından zekât ve yardım bekleyecek hale düşüverirsen halin nice olur? Hem, Rabbinin emrini tutmayacaksın, bir takım saçma sapan iddia ve bahanelerle zekâtını vermeyeceksin, sonra da Rabbinden rahmet ve magfiret bekleyeceksin..

Allahu tâlâ'nın huzuruna nasıl çıkacağını, kendini orada na-' sıl savunacagını hiç düşündün mü?

Ahiret ve kıyamete iyman eden, Allahu teâlâ'ya vuslât dileyen, onun rizasını kazanmağa çalışan, degil yılda bir kez malının kırkta birini, gerekirse malının tamamını canını, evlâdını Allah yolunda feda eder. Allah yoluna, mallarına ve canlarına kıyamayanlar, şefi-ül-müznibiyn olan Resûl-ü zişândan ne yüzle şefaat bekleyebilirler? Hem, ümmet-i Muhammed'den olduğunu söyleyeceksin, hem de onun tebliğ buyurdugu ilâhi emirlere ve hükümlere karşı geleceksin, olur mu böyle Müslümanlık, olur mu böyle insanlık? O zât-1 akdes, Allah yoluna herşeyini feda etmedi mi? Bu yolda bize, bütün ümmetine örnek olmadı mı? Senin, din-i mübiyn-i islâm uğrunda ve Allah yolunda ne gibi bir fedakârlığın var? Islâm dâvasına bir kuruşunu, bir tek kılını feda edebildin mi? Oysa, iki cihan serveri, mü'minlerin önderi ve âhir zaman peygamberi Uhut'ta islâm dâvası uğrunda savaşırken, mübarek dişlerini kırdılar, amcası Hz. Hamza radıyallahu anhı şehit ettiler, aziz şahsına ve kutsal şahsiyetine türlü türlü ezâ ve cefada bulundular da aslâ şikâyet etmedi. Evlât ve iyâlinin nafakalarını açlara ve muhtaçlara yedirdi. Hatta, âlem-i cemale intikal buyurduğu gün, hane-i saadetlerinde kalan son dirhemleri de fakirlere sadaka olarak dagıttı. O peygamberler peygamberi, Rabbine ibadet etmek için mübarek ayakları şişti de, yine kulluk ve ibadetten vazgeçmedi. Çok geceler, sabahlara kadar uyumayarak Rabbine el açıp ümmetinin af ve magfireti için niyazda bulundu. Ummetinin bağışlanmasını Haktan diledi. Hangi birisini sayayım, hangisini anlatayım?

Bır de, senın ve benım ıbadet dıye yaptıklarımızı, yapabıldıklerımızı, Islam ugrunda ve Allah yolundakı tedakarlıklarımızı gözönüne getirelim ve kara kara düşünelim. Halimiz ne olacak?

Ey benim kardeşim!

Bir gün, nasıl olsa hesaba çekileceğiz. Allahu teâlâ, bizi hesaba çekmeden biz kendimizi hesaba çekelim ve nefsimizin muhasebesini yapalım ve bilânçosunu çıkaralım. Bakalım, kârda mıyız zararda mı?

Atalarımız, Allah için ve Allah yolunda can verdiler, kar verdiler, mal verdiler. Bize, altı ve üstü tabiî zenginliklerle dolu cennet gibi bir vatan bıraktılar. Allahu teâlâ cümlesinden razı olsun, onlar yüz aklığı ile geldiler ve geçtiler, candan

geçip canânı buldular, maldan geçip bâg-ı cinânı buldular, dünyadan yüz çevirdiler, Cemal-i lâ yezâle erdiler.

Alemlere rahmet olarak gönderilen Resûl-ü müctebâ, Hakka ibadet için sabahlara kadar ayakta durmaktan mübarek ayakları şişti demiştik. Bizlerin de leş gibi uyumaktan gözlerimiz şişiyor. Başta, Habib-i edib-i Kibriyâ olmak üzere gelmiş geçmiş bütün islâm büyükleri, ünlü bilginler, atalar, dedeler, nineler, Allah yoluna canlarını seve seve feda ettik..

leri halde, biz bir tırnağımıza kıyamıyoruz. Onlar, Allah aşkı için kanlarıyla abdest aldılar, biz su ile abdest almağa üşeniyoruz.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.