Alemlere rahmet olarak gönderilen Nebiyyi âhir zaman, islâm dinini nübüvvet kabiliyeti ile yirmi üç yılda talim ve
telkin buyurmuşlardır. Küçücük bir ilm-i hal okumakla degil, on cilt teisir okumakla dahi islâmı hakkıyle ve layıkıyle ogrenemezsın. Meger k1, Allah Teâlâ tazı-u keremıyle hıdayet eyleye...
Bir de kendi halimize bakalım: Biz islâmı, yalnız bir Müslüman adıyla ve bir de sünnet oluvermekle olup biter sanıyor ve çok aldanıyoruz. Amerikalı çavuş hastahaneye yatıp sünnet oldu muydu, bizim küçük hanımlar bunu en büyük islâm işareti sayıyorlar ve ne idüğü belirsizle evlenmekten haz duyuyorlar. Halbuki, bugün bir çok batı ülkelerinde sünnet olmak niyyeti ile değil de, temizlik için hastahaneye yatan ve sünnet olanlar çoğalmıştır ve çoğalacaktır. Fakat, iş bir mahrem uzuvdan bir parça et kesmekten ibaret degildir. Yabancı kız veya erkeklerle evlenecek Müslüman çocukları, evvelâ kendileri islâma dahil olmalıdırlar. Ondan sonra, o yabancı kız veya erkeği Müslüman yapmak kolaylaşır. Yoksa, ismen Müslüman kalacak olduktan sonra evvelce hangi dinde ise, onda kalmaları daha hayırlı olur.
Burada, bir uyarmada bulunmayı faydalı görüyorum:
Bir Müslüman erkegin, gayr-i müslim bir kızla evlenmesi islâm dininde yasaklanmamıştır. Müslüman erkek, herhangi bir hristiyan veya ehl-i kitabın kızını, dinini değiştirmeden de nikâhı altına alabilir.
Buna mukabil, bir Müslüman kızı bir gayr-i müslim ile evlenemez. Biraz yukarıda bilvesile işaret ettigimiz gibi, çevrenin dedikodusundan çekinerek sünnet oluvermek ve bir Müslüman adı almakla o gayr-i müslim islâma girmiş olmaz.
Şeref-i islâm ile müşerref olabilmesi için Allahu teâlâ'ya, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, kadere, hayır ve şerrin Allahu teâlâ tarafından olduğuna inanması, islâmın farzları olan namazı, orucu, zekâtı ve haccı yerine getirmesi, Kur'- anın yap dediğini yapması, yapma dediğini yapmaması, Kur'- an ahlâkı ile ahlâklanması, her bakımdan güvenilir kâmil bir insan ve Müslüman olması gerekir. Bunları yapamadıktan sonra, bir sünnetle, bir isim degişmekle Müslüman olunmaz. Unutmamalıdır ki, islâm dini yönünden bir ehl-i kitap, bir dinsizden üstündür. Zira, Kur'an-1 azim-ül-bürhanda kitap ehline (Yâ ehl-el-kitâb...) diye hitap buyurulmakta, dinsizlere ise (Kul yâ eyyühel-kâfirûn..) diye hitap olunmaktadır. Kur'an-ı kerime ve islâm ahkâmına göre, ehl-i kitabın kızı alınır, buna mukabil islâm olmayınca ehl-i kitaba kız verilemez. Ehl-i kitabın, islâm şeriatine göre kestiği hayvan yenilir. Dinsizlerin ve putperestlerin ise ne kızları alınır, ne de kestikleri yenilir.
Müslüman - Türk erkeklerinden, gayr-i müslim veya ehl-i kitap kızı alanlarla, gayr-i müslim veya ehl-i kitap ile evlenmeğe özenen Müslüman - Türk kızlarının, evlenmek istedikleri kimselere din degiştirtmeleri Allah rizası için degil, belki hısım ve akrabalarının, konu komşularının, kendilerini tanıyanların dillerinden korktukları için olmaktadır. Hal böyle olunca da, o kız veya erkek islâm namına islâmdan, hatta dinden çıkarılmakta ve büsbütün ortada kalmaktadır.
Bilmem anlatabiliyor muyum? Çok tehlikeli ve sakıncalı bir yoldur bu yol.. Yazık oluyor gençlerimize, yazık oluyor emeklerimize.. Bana sorarsanız, yazık oluyor aşkı ugruna Müslüman olmağa zorlanan o gayr-i müslim ve ehl-i kitaba..
Samimi olalım, etrafımiza da samimi davranalım. Insanları kandırmak kolaydır ve mümkündür. Eğer, bütün mes'ele:
— Falâncanın oğlu veya filâncanın kızı, bir gayr-i müslim ile evlenmiş ama, nikâhtan önce onu sünnet olmağa ve islâm adı almağa zorlamış, dedirtmekten ibaretse iyi bilmelidir ki, yerlerin ve göklerin hâlikini kandırmaga ve aldatmaga imkân ve ihtimal yoktur.
Bu sözlerime kızacak ve alınacaklar olabilir. Fakat, insaf ile düşünülecek olursa, doğru söylediğim anlaşılacak ve beni yalanlamağa kalkışanlar da hak ve hakikati açıkladığımı teslim ve tasdik edeceklerdir.
Fenâ diye geldi, dehre gelenler;
Bu sozümden hisse alsın alanlar, Mecnun gibi özün bunda bulanlar, Mevlâ'sını arar, Leylâ'yı neyler?
Aslâ zahmet vermez kendine âkil, Elbette bellidir sohbette kâmil, Mânâ ne oldugunu bilmeyen cahil, Faydasız kuru dâvayı neyler?
Allahu tâlâ'nın bizlere ikramı ve en yüce ihsanı olan islâm dini, el-hamdü lillah bizim dinimizdir. Bu din-i mübiyni, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri, yirmi üç yılda teblig buyurmuşlar, ashap ve ensarı nübüvvet kuvvetiyle bu uzun sürede yetiştirmişlerdir. Bu gerçeği gözönünde bulundurursan, kaç yılda yetişebileceğini kendin düşün.. Dinıni, hakkıyle ve lâyıkıyle öğrenmek farzdır. Allahu tâlâ'nın inayet ve hidayeti ile tam yirmi üç yılda tebliğ ve telkin olunabilen bu dini, gösteriş için sünnet olmakla veya (Herkes ne der?) kaygusuyla alacagın kıza bir islâm adı vermekle ne ogrenebilir, ne de ogretebilirsin. Çaliş, ogrenme- g'e gayret et ki, sana da ınayet ve hıdayet erışsın ve dinının ne olduğu ne olmadığı sana da çok kısa bir süre içinde öğretilsin. Oğrenmenin sırrı ve başı Allah korkusudur, tekvadır:
Velekıllah ve yu'allimükümullah...
El-Bakara: 282 Meal-i münifi: Allahu tâlâ'nın emirlerine ve nehiylerine aykırı hareketten sakınır, ondan hakkıyle korkarsanız, Allahu teâlâ da size bilmediklerinizi öğretir.
in tek da i b. AYm idAman mas, divela tahliye ve sonra tahliye'dir. Eski harfleri bilmeyenler için açıklayalım: Birinci TAHLIYE, (HI) harfiyle ve ikinci TAHLI- YE (HA) harfiyle yazılır ve mânâları da elbette değişiktir.
Birinci TAHLIYE, boşaltmak, temizlemek anlamına gelir.
Ikinci TAHLIYE ise tezyin etmek, süslemek, donatmak demektir. Yani, önce her türlü noksanlıklardan pâk ve münezzeh kılmak, sonra bütün kemal sıfatlarıyla süslemektir. Şu halde:
LA ILAHE derken, kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak hak mâ'bud yoktur demek istiyor ve ILLALLAH deyince de, kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak ancak Allahu azim-üş-şân vardır, ondan gayrı yoktur diye tasdik ediyoruz. Hak budur, hakikat budur. İyman etmeğe, kulluk ve ibadette bulunmağa lâyık ve müstehak yerlerin ve göklerin müstakillen sahibi ve mâliki, bütün mahlûkatın hâliki ancak Allahu zül-celâl velkemal hazretleridir. Bu kelime-i mübarekeyi tilâvetle, ağzını ve dilini şirkten temizlemiş olursun. Bu kelime-i mübarekeyi kalbinle inanır ve söylersen, işte o zaman kalbindeki küfrü ve taptığın bâtıl ilâhı dışarı atmış, kalbini tevhid nuruyla yıkar, iyman cilası lle cilalar, muhabbet ateşıyle yanar, hakıkat çeragı ile iyman meş alesini yakarsın ki, Hak düşmanları ve şeytanlar ne kadar üfleseler de bu iyman meş'alesini aslâ söndüremezler. Bil'akis, onlar üfürdükçe onun nuru ve şevki artar ve o Hak düşmanlarıyla şeytanları yakar ve kül eder. Böylesine bir iyman meş'alesi giren kalplerde zulmet ve karanlık kalmaz. Şeytan aleyh-il-lâ'ne artık orada barınamaz. O iyman, o aşkullah, muhabbetullah ve muhabbet-i Resülüllah, Iblis'in o kalbe girmesine daima engel olur. Zaten, şeytan iyman ve islâmı sevmez. Aşk-ı ilâhîden ve muhabbet-i Resûlden nefret eder. (Gel otur!) denilse de, artık orada duramaz ve kaçar gider. Iblis, firara yüz tutunca onun tayfası ve ordusu da onun peşinden giderler. Kibir, u'cub, riyâ, hased, gazap, şehvet, makam hırsı, mal ve mülk toplama özlemi onun tayfaları ve ordusunun kumandanlarıdır. Şeytan, insanoglunu bu ordularıyla yenmiş ve perişan etmiştir. Başkumandan olan şeytan gidince, haliyle diğer kumandanları ve orduları da birer birer def'olir giderler. Artık, kalp tevhid sayesinde arınmış ve paklanmış, tevhid ile iymanın şu'uruna ve islâmın süruruna ermiştir. İşte, o kalp artık BEYTULLAH'tır. LA ILAHE II- LALLAH, o kalbe saltanat tahtını kurar ve o kalp saltanat-1 ilâhiyyenin makarrı ve makamı olur. O kalbin sahibi de HA- LIFE-I HAK olmağa hak kazanır.