Yezid-i Bednâm ile, Allah için, din için mücadele eden Imam-ı Hüseyin'i, bu gibiler kendilerine dost mu sanıyorlar?
Dost olabilecegini zannedenlere hemen hatırlatalım ki. hayır!.. Hüseyn-i mazlûm sizin gibilere aslâ dost değildir. Imam-l Hüseyin radıyallahu anh efendimiz, ümmeti ikiye ayıranların, islâm ittihadını ve ittifakını bozanların kat'iyyen dostu olamaz.
Ey mürşitlik iddiasında bulunan dâl ve mudiller: Yezid, bir sürü fısk-u fücurda bulundu amma, nihayet bir padişah idi.
Sizler, hiç bir şey degilken, böyle ilhada giderseniz, ya maazallah Yezid'e verilen mülk ve saltanat sizlere verilseydi: yalnız Hüseyin'i ve evlâtlarını değil. Hüseyin'in babası Ali'yi, annesi Fatıma Hayr-ün-nisâ'yı, ninesi Hatice't ül-kübrâ'yı, dedesi Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemi dahi şehit eder. Kur'ânı ve din-i islâmı büsbütün ortadan kaldırmağa bakardınız. Bunlara iyman eden ve gönül veren mü'minleri de son ferdine kadar kırar, geçirirdiniz. Neden mi? Çünkü, tarihin ve insanlığın lânet ve nefretle andığı Yezid isimli herif.
sizlerin fısk-ü fücurunuzu ve isyanlarınızı. fırsat elinde iken işlemeğe cesaret edemedi de, yalnız imam-ı Hüseyin ve ehl-i bevtini katlettirmekle yetindi. bu yüzden de cehennemin esfeles-sâfilivnini boyladı. Eğer, sizler Yezid gibi padişah olsanız ve onun kudret ve saltanatına.malik bulunsanız. habaset ve denaatte mutlaka onu geçerdiniz.
Yalnız şu var ki, kimler tarafından desteklenirseniz destekleniniz; fitne ve fesatlarınız, ateş çenberi içinde kalan akrepler gibi sizleri kuşatacak ve zehirinizi kendi habis vücutlarınıza salacaksınız ve daha fazlasına aslâ muktedir olamayacaksınız. Zira Kur'an-ı azim-ül-bürhanın koruyucusu bizzat hazreti Allahtır, o kutsal kitap kıyâmete kadar da bâki kalacaktır. Bu dehr içinden, sizler gibi nice Yezidler geldi ve geçtiler.
Daha niceleri de, gelecek ve geçeceklerdir. Fakat, Kur'an-ı azim ve din-i mübiyn kıyâmete kadar pâyidar olacaktır.
Şunu da iyi biliniz ki, ilm-i zâhir olmazsa, ilm-i bâtın da olmaz. Bir şeyin zâhiri varsa, o şeyin bâtını da vardır. Zâhiri olmayanın, bâtını da yoktur. İlim, sıfatullah'tır. Ilm-i zâhir ceset ilmi, ilm-i bâtın ruh ilmidir. Ancak ikisi bir araya gelince bir mâna ifade ederler. Vücudu olmayanın ruhu, gaib alemindedir. Vücudun varlığı ve sağlığı, ruhun varlığına burhandır.
Halbuki, islâmı parçalayan menfaat düşkünleriyle bunların idlâl ettikleri cahil müslümanlar, bu hakikatlere gafil bulunduklarından, bindikleri dalı kesen şaşkınlardır.
Ne hazindir ki, olan olmuş, müslümanlar bölünmüş ve parçalanmış ve tabiatiyle kuvvet ve kudretten düşmüştür. Zira, o sinsi kundakçılar, medrese ile tekkeyi birbirlerine hasım haline getirmişler, medreseliler tekkelilere düşman kesilmiş.
tekkeliler de medrese ve cami ehline hor bakmış, bu kargaşalıktan şahsi menfaat düşkünleri faydalanmışlar, koskoca islâm ülkeleri ve ehl-i islâm muzmahil ve perişan olmuşlardır:
Sen - ben desin efrat, aradan vahdeti kaldır;
Milletler için işte kıyâmet o zamandır...
Halbuki, Allah azze ve celle, Kur'an-1 aziminde bizleri tevhide, vahdete, birlik ve beraberliğe çağırmakta ve:
— Ey iyman eden, iyman ile şeref bulan kullarım... Allah'- tan korkun, Rabbinizin istedigi gibi kul olun, bütün günahlardan kaçının, Allah'a itaat edin, Allah'ı unutmayın, Allah'ın verdigi nimetlere nankörlük etmeyin, Allah yolunda cihatta bulunun, Kur' an-ı kerime ve islâm dinine ihlâs ile sarılın. Al lah'a karşı olan ahdinize sadık kalın, emr-i sübhaniyye ve tâat-i Bâri'ye hakkın istediği şekilde tâbi olun, müslüman olarak.
iyman üzere can verin, buyurmaktadır. Çünkü, iyman üzere can vermek, ancak bunlara riayetle kaimdir.
Dersimizin başında okuduğumuz âyeti celile de. bunları beyan buyurmaktadır:
- Hepiniz, Allahu tâlâ'nın ipi olan Kur'an'a ve Nebiyyi âhir zamana ve din-i islâma sımsıkı sarılın, birbirinizden ve haktan ayrılmayın…. Allahu tâlâ'nın bu birleşme ve kaynaşma nimetinin kadrini bilin, bu büyük nimeti daima yad edin. Zira.
cemaat nimet ve cemaatten ayrılmak ve parçalanmak ise azaptır:
Işit, bir hükm-ü kat'i var ki istinafa yok meydan;
Cemaatten uzaklaşmak, uzaklaşmaktır Allah'tan.
Hani, sizler şeref-i islâm ile müşerref olmadan önce, birbirinize düşman idiniz. Arap türke, türk araba, iranlı türke, türk iranlıya, arnavut çerkese, çerkes arnavuda, türk kürde.
kürt türke, tatar ve mogol türke, türk tatar ve mogola, hatta aynı milletten olan kabile. başka bir kabileye düşman idiniz.
Her millet, her kavim ve her kabile birbirlerinize düşman kesilmiştiniz. Allah celle, kalplerinizi islâm dini ile birbirinize bağladı. birbirinize muhabbetlendirdi ve birleştirdi, tevhit etti. Allahu tâlâ'nın bu nimet ve ihsanı sayesinde birbirlerinizle kardeş oldunuz. Tevhit, sizleri kardeş etti. Oysa, islâm olmadan evvel, birbirinize düşmanlıkla ateşle dolu çukurun kenarına kadar gelmiştiniz de, Allahu teâlâ sizleri iyman ve tevhid sayesinde kardeş ederek bu ateşten kurtarmıştı. O halde. artık hidayet bulup, birbirinizden ayrılmamanız için, Allah'ın ipine sıkı sıkı tutununuz diye Rabbiniz âyetlerini böyle beyan ediyor.
Allah azze ve celle buyuruyor ki:
— Içinizden sizi hayra çağıracak, iyi işler emrederek sizi hayra yöneltecek, Allah'ın ve Resûlünün beğendiği, aklın ve şer'in emrettigi, kitaba ve sünnete uygun olan ve sizleri birbirinize sevdirecek ve ayırmayacak, kötülüklerden uzaklaştıracak, aklen ve şer'an beğenilmeyen, kitaba ve sünnete uygun
olmayan işlerden men'edecek bir cemaat ayırmalısınız. Ayırdığınız bu cemaat, sizi Allahu tâlâ'nın emirlerini icraya teşvik edecek, yasaklarından uzaklaştıracak, sizleri birbirinizle seviştirip kaynaştıracaktır. Işte, bunlar hak olan mürşitlerin sıfatlarıdır. Mü'minleri kötülüklerden men'eden. Allah'ın ve Resûlünün sevdikleri ve beğendikleri şeyleri emreden bir cemaat ayıracak olursanız, dünyada felâha ve âhirette necata kavuşursunuz. Kendilerine, size gelen âyetler gibi açık âyetler ve burhanlar geldikten sonra, birbirlerinden ayrılan ve ihtilafa düşenler gibi olmayın... Onlar için büyük bir azap vardır. Sizlere de Kur'anım ve Peygamberim geldi. İslâmın kudsiyyetini anladınız, nimetlerini tattınız. Sizden önce geçen kaviler gibi, birbirinizden ayrılır, aranızda ihtilâfa düşer ve birbirinizin kanını dökerseniz. birbirinize karşı düşman olursanız, onlara vadettiğim ulu azaba sizler de düşersiniz, o azabın tadını dünyada kâfir çizmesi ve zâlim yumruğu altında inim inim inleyerek tadar, âhirette de azab-i elime düçar olursunuz.
Kıyâmet gününde, o dehşet ânında bazı kişilerin vüzleri kararacak. bazi kişilerin rüzleri de nur-u iyman ile ağaracaktır. Yani, ehl-i mahşer iki kısım olacaktır. Bir kısmı ehl-i nâr, bir kısmı da ehl-i cennettir. Yüzleri kararanlar, islâmı tefrikaya düşürenler, şahsi menfaatleri uğruna müslümanları birbirlerine düşman ederek kırdıranlar ve islâmın satvet ve kuvvetini zaafa uğratanlardır ki, böyleleri elbette iyman ile göçemeveceklerdir. Yüzleri kararan, mahşer ehli arasında rezil olan bu alçaklara melekler: