Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Iki koç döğüşüyor ve onların bu döğüşlerini bir çalılığın ar. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 685

Iki koç döğüşüyor ve onların bu döğüşlerini bir çalılığın ar.

kasından seyreden kurt da kendi kendine söyleniyordu:

— Döğüşün… Döğüşün. bakalım... Övle döğüşün ki. yorgunluktan kımıldanacak haliniz kalmasın da. gelip ikinizi birden yiyeyim.

Evet; biz müslümanlar da bu iki koç gibi birbirimizle öyle döğüştük, öyle döğüştük ki. kımıldanacak ve düşmanlarımıza karşı koyacak halimiz kalmadı ve kurtlar geldi ve bizi yediler.

Timurlenk. Ankara ovasında Yıldırım Han'ı mağlup ettiği vakit, Hıristiyan âlemi o kadar büyük bayram vaptılar ki

Papa Türklerin mağlubiyyet ve imhası suretiyle Timur'un hiristiyan âlemine yaptığı bu yardım ve hizmetten dolayı kendisine Hiristiyan azizligi ünvanını gönderdi.

Eğer, Kur'an-ı azimi mâna ve medlülünü hakkıyle tefekkür ederek okusaydık ve düstur-ü mükerremimiz olan kitabımızın emrettigi umdeleri kendimize şi'ar edinmiş bulunsaydık, Kur'an-ı kerim'de zikrolunan kıssalardan lâyıkiyle ibret alsaydık; Allahu tâlâ'nın sevmediği, Resûl-ü zişânın ezâ duyduğu ve müslümanların büyük zararlar gördüğü bu çirkin tefrikalara düşmez, kimimiz düşman elinde esir, kimimiz zâlim yumruğu altında zebun kalmaz, inim inim inlemezdik.

Fakat, heyhat!.. O menfaat düşkünü, zâlim uşağı, fâsık alimlerle, şahsî ve hususî menfaatleri uğruna dinlerini satan, tarikatlerine ihanet eden o mülhit müteşeyyihler yok mu? Işte bunlar cami'i tekkeden ve tekkeyi camiden ayırmışlar, fitne ve fesat ile mülevves işkembelerini doyurmuşlar. din kardeşlerini koruyup kollayacak yerde, din düşmanlarını kayırmışlardır.

— Onlar. ilm-i zâhir erbabıdır, onlardan kaçınız, diyerek kendi ehillerini saklamak için ibadullahı ilim ve irfandan yoksul bırakmışlar, ateşle dolacak karınlarını doyurmaktan başka bir şey düşünmemişler, yaşlı ve ihtiyar olanları hırsı- piri gayretiyle, genç olanları da şehvetleri uğruna islâmı ikiye bölmüşler. Yezid-i bednâm heriften daha aşağı derekede, cehennemin en alt tabakasına düşmüşler ve kendilerine tâbi olan satdil müslümanların da dalâletlerine sebep olmuşlardır.

Cami nedir? Tekke nedir?

Cami; müminlerin toplandıkları ve toplu olarak yekvücut halinde Allahu teâlâ'ya ibadet ettikleri yerdir.

Tekke; hak âşığı olan ve Hz. Muhammed aleyhisselâm'a gönül veren müminlerin, Allahu teâlâ'ya muhabbetlerini sundukları meydandır. Öyle bir meydan ki; o meydanda vahdet şarabı sunulur, o meydanda aşk-i Muhammedi, muhabbet-i ehl-i-beyti bulunur. O meydan, Allah'ı ve Resûlüllah'ı sevenlerin aşklarını arttıran, fazlalaştıran bir meydandır. O meydan; ilim.

irfan, aşk, mürüvvet, muhabbet, sabır, kanaat ve marifet meydanıdu.

İşte, bu meydana gelen İbadullah'ı, bu aşk ve muhabbet meydanından men'eden, cami'e veya tekkeye devam eden halkı birbirlerine düşman ederek ayıran din adamları, vahdet-i-islâmiyyeyi bozmuşlar, ibadullah'ı tefrikaya düşürmüşler ve böylelikle Allahu tâlâ'nın gazabını üzerlerine çekerek iymansız çene kapamışlardır.

Ilm-i zâhir ve ulemâ-i zâhir ne demektir?

Ilmin ne zâhirinden ne de bâtınından haberleri ve nasipleri olmayan bir takım cahil ve nâdanlar ortaya çıkıyorlar ve:

— Onlar, ilm-i zâhiri bilirler. Biz ise, ilm-i bâtını biliriz.

Ilm-i zâhirin hiç bir kıymet ve ehemmiyeti yoktur, diyorlar ve hattâ daha da ileri giderek ilm-i ledünne vakıf olduklarını ileri sürüyorlar amma, beri taraftan da her türlü haramı mübah addediyorlar, haramı helâl ve helâli haram gibi gösteriyorlar.

ve üstelik:

— Ali'yi sevdin mi, seyyi'e zarar vermez, telkinini Kur'- an-ı kerim'in âyeti gibi müritlerine talim ediyorlar ki, bu mülhit ve zâlim herifler Allah ve Resûlü ile, Haydar-1 Kerrar efendimizin ezalandığını dahi fark edemiyorlar.

Namazı men ve inkâr eden, mübarek ramazan günü Allah'- tan, Peygamberden korkmadan; mü'minlerden, Nasara ve Yaudilerden ve Mecusilerden dahi utanmadan oruç yiyen bu sahte mürşit taslaklan, insanlık şeref ve haysiyetinden mahrum bu mülhit ve zındıklar, camilere ve cemaate devam eden salih kullara SOFI-İ-SALOZ demek küstahlığından da çekinmiyorlar.

Bu aşağılık heriflerin, hangi suratla müslümanlık iddiasında bulundukları ve âşıklık dâvasında oldukları, cidden ve hakikaten şaşılacak şeydir. Bunlar, yarın mahşerde hangi yüzle huzur-u izzete çıkacaklar ve hangi yüzle Enbiyalar serveri, Evliyâlar rehberi, ins-ü cin peygamberine:

-- Bizler de senin ümmetinden idik; bize de şefaat eyle, diyebileceklerdir.

Bunlar, Hazret-i Imam-ı Hüseyin radıyallahu anhın huzurunda, nasıl:

— Muhibbi Hanedân idik, iddiasında bulunabileceklerdir?

Hz. Hüseyin radıyallahu anhın, Yezid-i Pelid'e bi'at etmemesi, dünya menfaati ve saltanatı için mi idi? Yoksa, Yezid-i bednâmın HAŞIMI olmayıp EMEVİ olmasından ötürü mü idi?

Hâşâ!.. Böyle bir iddiada bulunmak, büyük bir hamakattir. Böyle bir şeyi düşünmek dahi. nazlı Hüseyin'i küçük düşürmekten ve üzmekten ileri gidemez. Kaldı ki, Hâşimi olmadığından dolayı bi at edilmedigi iddiası, her türlü asıl ve esastan âri, çürük ve cahilâne bir safsatadır. Zira, Ebâ-Bekir ve Hz. Ömer radıyallahu anhüma da Hâşimî değillerdi. Hz. Osman-ı Zinnûreyn de Emevi idi. O halde, ehl-i beyt niçin bu zevata bi'at etmişlerdir? Hattâ, Hz. Osman radıyallahu anhın evi muhasara olunduğunda, Haydar-ı Kerrar efendimiz iki şehzadesi Hasan ve Hüseyin radıyalahu anhüma efendilerimizi.

onun kapısına muhafız olarak bırakmışlar ve âsilerle mücadelede her iki şehzade yaralanmış ve fakat onları kapıdan uzakaştırmışlardır. Asiler, ancak bundan sonra evin arka duvarını delerek içeri girmişler ve emir-el-mü'miniyni şehit etmişlerdir.

Hz. Imam-ı mazlüm Hüseyin radıyallahu anhın, Yezidi- Pelid'e bi'at etmemesinin sebebi şudur:

Yezid-i bednâm. fâsık idi. Şarap içerdi ve namaz kılmazdı ve zâlimdi. Peygamberin makamına böyle bir zâlim fâsıkın oturmasına, elbette riza gösterilemezdi. Hz. Imam, bu sebeple Yezid'e bi'at etmemişti. Yoksa. ona bi'at etmemesi aslâ ve kat'â saltanat ve devlet hırsından degildi.

Betahsis, bu yolda sonuna kadar mücadele ederek canını dahi feda etmek suretiyle, bizlere zâlimlerle mücadelede kanımız bahasına dahi olsa azim ve metanetle sebat etmemiz lüzumunu telkin buyurmuşlardır ki, kendileri de bu uğurda canlarını, kanlarını, evlâtlarını, akrabalarını ve kardeşlerini feda etmekle örnek olmuşlardır.

Evet: Yezid şarap içiyordu. Yezid. namaz kılmıyordu.

Böyle olduğu halde, namazı men'etmiyor ve tebaasına zorla

şarap içirmiyordu. Buna rağmen Hz. Imam-ı Mazlûmu kerbelâ, onunla bu fıskından ötürü sonuna kadar mücadele etmiş ve bu fâsık herifin elinden ümmet-i Muhammed'i kurtarabilmek azmiyle canını, evlâtlarını, dostlarını ve ailelerini feda etmişti.

Şu halde, mürşitlik dâvasında bulundukları halde. halkı namazdan men'edenler, içki içenler ve bu davranışları ile ehl-i beyte ihanette bulunanlar, Yezid'den daha aşağı değiller midir?

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.