Hz. Ummü Seleme validemiz de:
- Ben, cinnilerin Hz. Hüseyin'e ağladıklarını ve nevha ettiklerini işittim, buyurmuşlardır.
Ebu Cenabı Kelbi'den rivayet edildiğine göre, cinilerin Hz. Hüseyin için Kerbelâ'da ağladıklarını işitmiş ve meseleyi tetkik için Kerbelâ'ya gitmiş, eşraf-ı Araptan birisine:
— Tâ'ife-i cinnin, İmam-ı Hüseyin'e ağladığını sizde işittiniz mi? diye sormuş ve şu cevabı almıştır:
— Yalnız bana değil, burada kime sorsanız, size haber verirler. Zira Kerbelâ'da cinnilerin Imam-1 Hüseyin için ağladıklarını duymayan kalmamıştır.
Kendisine, başkasına sormağa lüzum olmadığını, kendi işittiğini söylemesini rica ettiğimde, o zat şöyle bir nazmı söyleşerek ağladıklarını duyduğunu söylemiştir.
Ceddi emcedleri dahi, ecdadın hayırlısıdır. Ebeveyni, Kureyş'in eşrafı idi. Resûl-ü ekrem, onun mübarek alnını okşadıgından, Hüseyin'in alnında nur lema'an ederdi..
Ey âşık-ı sadık:
Cinnilerin, İmam-ı Hüseyin-i mazlûm-u şehidin şehadetine, ağladıklarına şaşma!.. Allah'tan korkmadan, Peygamberden hayâ etmeden Hz. Hüseyin'in katline ve şahadetine cür'et edenlerir. bu zulmüne, yerlerde ve göklerde bulunan bütün melekler ağlamışlar, güneş, ay ve yıldızlarla bütün ecram-l sema, Allah korkusu ile titreşerek feryat etmişlerdir.
Muharremdir kamer mahzun, güneş me'yus, kan ağlar;
Felek şerküşte-vü mebhut, hayrete dalmış cihan ağlar..
Seyyid Celil Şahabeddin Ahmed bin Rüfâ'inin. Hz. Hüseyin'e yazdığı mersiyyesinde şu sözleri ne kadar güzeldir:
Nurlu beyaz yüzü, kanlara boyanarak şehit olan mazlûma sema ve serâ ağladı. Susuz olarak, kılıçla şehit edilen Imam Hüseyin'i mazlûmun mübarek elleri, denizler akıtmağa muktedir idi..
Ehl-i Mahşer, dest-i-Haydar'dan içerken kevser'i;
Sen susuzlukta şehid-i Kerbelâ'sın yâ Hüseyin..
Imam-ı mazlûm Hüseyin radıyallahu anh efendimizin musibet-i şehadetine, biz Sünniler de ağlarız. Yalnız bizler mi?
O zat-1 akdesin hazin şehadetine, melekler ve cinniler, bütün arz-u serâ ve ecrâm-ı semâ da ağlamıştır. Bizim, onun için ağlamamız çok mudur? Elbette ve elbette, onun şehadetine göz.- yaşları dökmek lâzımdır. Zira, onun şehadetine Resûller Resûlünün ruh-u pür-fütuhu ağlamış, ruh-u zehra bağrına taş basarak karalar bağlamış. Aliyyel-Mürteza'nın ruh-u mutahharı hıçkırıklarla titremiş. Hasan-ı müçtebânın şehit ruhu, kardeşinin bu musibeti ve şehit olan evlâtlarının ve diğer nesl-i necibi Nebi'nin şehadeti için inlemiştir.
Evet; biz de ağlarız ve elbette ağlamalıyız. Zira. yarın mahşer günü, bir münâdi şöyle nida edecektir:
— Yâ ehl-el mevkif! Guddû ebsârekum hattâ tecuze Fatıma'tü bintü Muhammedin. Fe-tecuzü ve aleyha sevbün mahdubün bi-dem-il Hüseyni ve te-te'alleku bi-sâk-il arşi ve tekulü:
(Ent-el Cebbar-ül adlü akdı beyni ve beyne men katele ebni..)
Fe-yekdıyullahü beynehâ ve beynehu sümme tekulü: (Allahümme şeffı'ni fi-men bekâ âlâ musiybeti..) Fe-yuşeffi'ullahü teâlâ fiyhim..
(Ey ehl-i mevkif!
.. Ey hesabı bekleyen ehl-i mahşer.. Gözlerinizi kapayınız, başlarınızı kaldırmayınız ve önünüze bakınız.. Zira, Allahu teâlâ'nın mahbubu, Ve le-sevfe yû'tike Rabbüke fe-ferdâ âyet-i celilesinin muhatabı, sıfat-1 Rahmanın ve Makam-ı Mahmudun sahibi bulunan Habib-i Hüdâ, şefi-i ruz-i ceza, â'ni bihi Ebel-Kasım Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemin kerime-i duhter pâkizeleri; saki-i-Kevser, fâtih-i-Hayber, şehitler babası, gaziler atası, ilim şehrinin bâbı, evliyâlar mihrabı, kimsesizler hâmisi Ali Ibn-i Ebi-Talib'in muhterem zevceleri; cennetin gençleri olan Hasan-ı müçtebânın ve Imam-ı mazlüm-u şehid-i Kerbelâ'nın ve bütün ehl-i iymanın valideleri geçecektir..
Bütün mahşer ehli gözlerini yumacaklar, hattâ nefes dahi almayacaklar, o muazzam uğultu ve gürültü bir ânda kesilecek ve Seyyide't-ün-nisâ Cenab-i Fatıma't-üz-Zehra, bir elinde Imam-ı Hasan'ın zehir tası ve diğer elinde Imam-ı Hüseyin'in kanlı gömlegi olduğu halde, huzur-u hakka varacak ve niyazda bulunacaktır:
— Yâ Rab.. Bugünün hâkim-i mutlakı sensin.. Evlâtlarımla onların hasımları arasındaki hükmü kaza eyle..
Ol mahkeme-i kübrâda, Evlâd-1 Muhammed aleyhisselâm ile, hasımlarının muhakemeleri kaza olunduktan sonra. hayr
-ün-nisâ hazret-i Betûl, tekrar secde-i Rahmana varacak ve şöyle niyazda bulunacaktır:
— Yâ Rab.. Evlâtlarımın musibetlerine aglayanlara beni şefi' kıl..
Allah celle, onun bu niyazını kabul buyuracak ve evlâd-ı Muhammed'e göz yaşı dökenlere, Hazret-i Fatima radıyallahu anhayı şefaatçı kılacaktır.
O gün, zâlimler ellerini ısıracaklar, saç ve sakallarını yolacaklar, kendilerini yerden yere vuracaklardır. O demde, mahşer bambaşka bir âlem olacaktır. Ümmetin âsileri, feryat ve figan ederek inleyecekler:
— Aman yâ Resûlallah.. Şefaat yâ Resûlallah.. âvazeleriyle yerlerde sürünecekler ve merhamet dileneceklerdir.
Nebiyyi erham efendimiz, onların ah-ü eninlerine tahammül edemeyecekler ve Cenab-i Fatıma'ya şöyle nida eyleyeceklerdir:
— Ey ciğerpârem.. Intikamı bırak; biz, mâden-i mürüvvetiz. Bize, hakkın RA'UF sıfatı ilbas olunmuş, bize hakkın RAHIM sıfatı ihsan buyrulmuştur. Bugün, bizler için intikam günü değil, şefaat günüdür. Bilirsin ki. bizim üç âdetimiz vardır:
Bizi terkedeni, biz terketmeyiz.
Bizi mahrum edeni, biz mahrum etmeyiz.
Bize zulmedeni, biz affederiz.
Yâ Fatıma!.. Ey vücudumun parçası.. Intikamı bırak, şefaat günüdür bugün. buyuracaklar ve kendilerine, evlât ve ahfadına hiyanetle uzanan ellerin sahiplerini şefaat-i uzmâları ile şâd eyleyeceklerdir.
Bir yudum sudan mahrum edilerek şehit olunan imam-ı Hüseyin'in ve diğer âl-i Resûlün katillerini, Haydar-ı Kerrar sulayacak, ehl-i beytin kadr-ü kıymetlerini bilemeyen gafiller, onların kerem ve faziletlerini o gün anlayacaklardır. Melekler:
— Yâ Resûlallah.. Yâ Ali.. Bunları, havz-1 Nebi'den uzaklaştıralım.. Zira, bunlar sizin evlâtlarınıza bir yudum su vermediler ve Kerbelâ çölünde susuz şehit ettiler. Siz de, onlara bugün havuzunuzdan su vermeyiniz diyeceklerdir.
Aleyhisselâtü vesselâm efendimiz, meleklere şu cevabı vereceklerdir:
— Onlar, gerçekten bizim evlâtlarımıza dünyada su vermediler ve bir yudum sudan mahrum ettiler. Fakat; görüyorsunuz ki, bugün kendileri bizden su istiyorlar. Böyle bir günde.
biz de onlara su vermezsek ve onları sudan mahrum edersek, onlardan ne farkımız kalır? Evet, onlar bizim evlâtlarımızı mahrum ettiler. Bize lâyık olan. onları mahrum etmemektir.
buyuracaklar ve o zâlimleri dahi sulayacaklardır.
Elbette böyle olacaktır. Ra'uf ve rahim olmak. âlemlere rahmet olarak gönderilmiş ve HULÛK-U-AZİM'in fevkinde bulunmak kolay şey midir? Dünyadaki hareketleriyle, Enbiyâlar
efdali olan Resülü efham efendimiz, mahkeme-i kübrâdaki şefaatleriyle de, alemlere gerçekten rahmet olduklarını izhar ve ispat buyuracaklardır.
Bütün mahlükat-ı ilâhiyye, Resûl-ü zişânın kadr-i valâsını, o ânda anlayacaklardır amma ne fayda? Arifler, bu hale şadan-ü handan ve kıymetini bilmeyen gafiller ise nâdim-ü perişan olacaklardır.
Sözün kısası, evlâd-ı Resûle dünyada gözyaşı dökenlerin mükâfatı, orada görülecek, evlâtlarının musibetine ağlayanlar, Hazreti Fatıma't-üz-Zehra'nın şefaatine mazhar olacaklardır.