Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Yezid-i lâ'in, babası Muaviyye't-ibn-i Ebi Süfyan'ın eyyâm-ı saltanatında, Adi bin Hatem'in karısı Ummü-Halid'i… — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 535

Muaviyye, kendisini:

— Sana emanet ettiğimiz malları ve hediyeleri, başkalarına sarfettin, diyerek tevbihe kalkışınca, Ebâ-Hureyre halifeye çıkıştı:

— O mallar. sana babandan mı kaldı?dedi. Beyt-ül-mal'e ait olan o mallar, evvel Allah'in sonra da Resûlüllah'ındır. Ben de Resûlüllah'ın malını Resûlün evlâdına sarfettim.

Biçare, Adi bin Hatem bir müddet sonra kendisine yapılan bu hiyleye vakıf oldu, büyük bir üzüntü içinde Medine-i münevvere'ye döndü ve perişan bir halde Hazreti Imam-1 Hüseyin'in huzuru ile şereflendi, huzurunda ah edip ağlamağa başlayınca Hazret-i Imam, kendisinden sordu:

— Öyle anlıyorum ki, başına gelenlerden me'yus ve pişmansın.. Mutallâkan Ümmü-Halid'i göreceğin geldi mi?

Biçare Adi, içini çekti:

- Evet yâ İbn-i Resûlüllah, dedi çok pişmanım ve gerçekten çok göreceğim geldi.

Hazret-i İmam-ı Mazlûm, Ümmü-Halid'i de huzuruna davet etti ve eski kocasının yanında sordu:

— Yâ Ümmü-Halid, doğru söyle elim üzerine değdi mi?

Ümmü-Halid. kat'iyyetle cevap verdi:

— Hâşâ yâ Imam..

Imam-ı Hüseyin buyurdu:

— Öyle ise, seni boşadım, var git eski kocanla tekrar nikâhlan..

sonra, Adi bin Hatem'e hitap ederek:

— Yâ Adi!. Ümmü-Halid ile nikâhlanmayı, senin için ihtiyar eyledim, var gönül rahatlığı ile safana bak, buyurdular.

Böylelikle, dertli karı-kocayı tekrar birleştirdiler, onlar da memnun ve mesrur hanelerine çekildiler ve ömürlerinin sonuna kadar Hz. İmam-ı Hüseyin radıyallahu anha dua ederek, mes'ut ve bahtiyar yaşadılar.

Ey ehl-i iyman:

Gördünüz mü ehl-i keremi? Gördünüz mü ehl-i fazlı? Kerem ve fazilet, işte böyle olur. Ümmet-i Muhammed'den de böyle kerem ve fazilet sahibi olanlar, imam-ı Hüseyin'in vârisleri olarak sorgusuz, azapsız ve ikapsız cennete girerler ve onunla birlikte olurlar.

Ancak, müverrihler derler ki: Yezid ibn-i Muaviyye, diğer ihtilaf ve ihtilâtlar meyanında, bilhassa bu meseleden dolayı İmam-ı Hüseyin radıyallahu anh efendimize buğzetmiş, müşarünileyhe ömür boyunca derin bir kin beslemiş ve bilindiği gibi, intikamını da korkunç bir şekilde almıştır. Halbuki:

Sorsalar mağdurunu, gaddar kendin gösterir..

fehvâsınca, Yezid ilâ yevm-il-haşr-i vel-karar lâ'net ve nefretle anılacak, Hz. Imam-ı Hüseyin radıyallahu anh efendimiz ise, ebediyyete kadar rahmet ve hürmetle yâd olunacaktır.

Hz. Imam-1 Hüseyin radıyallahu anh, aleyhissalâtü vesselâm efendimiz hazretlerinin pek sevgili torunudur. Seyyidinâ Hazret-i Hüseyin radıyallahu teâlâ anh ki. Ebu Abdullahil Hüseyin ibn-i eşref-ün-nisâ. ümmül e'imme't-ül-asfiyâ, el-bidat-üt-tâhire seydetünâ Fatıma't-üz-Zehra'dır ki; Seyyid-il mahlükıyn ve Habib-i Rabbil-âlemiyn olan Peygamber-i zişân efendimizin kerime-i muhteremeleri Hazreti Fatıma't-üz-Zehra efendimizden doğan bir nur-u mübiyndir Hazreti Imamı Hüseyin efendimizin peder-i âlileri Emir-il-mü'miniyn Seyyidinâ Aliy-ibn-i Ebi-Talib bin Abdülmuttalip'tir ki. neseb-i âlileri, neseb-i âli-i Nebevi ricalindendirler. Cenab-1 Hak, onları putlara tapmaktan korumuş, bütün günahlardan ve insanlık şerefine halel getirecek tekmil çirkin sıfatlardan tathir eylemiştir.

Hazreti Hüseyin radıyallahu anh efendimiz, hicret-i seniyyenin dördüncü senesinde, Medine-i tâhirede bu âlemi, vücudu şerifleri ile tezyin buyurmuşlardır. Tarihi ve velâdetleri, hicretin dördüncü senesi Şaban-ı muazzamın beşinci günüdür. Cenab-1 Fatıma hayr-ün-nisâ, Hz. Hüseyin efendimizin biraderleri İmam-ı Hasan radıyallahu teâlâ anh efendimizin doğumlarından elli gece sonra, Cenab-ı Imam-ı mâ'sum ve mazlûm Hüseyn-i Kerbelâ'ya hâmil olmuşlardır. Doğduklarında. ağız açma tabir olunan tahniki, bizzat Resûl-ü zişân aleyhi ve alihi salavatullah-ül-Mennân efendimiz, mübarek rıyk-1 şerifleriyle icra buyurmuşlardır. O mübarek kulaklarına, bizzat Ezan-ı Muhammedi okumuşlar, hakkı âlilerinde dua buyurmuşlar ve doğumlarının yedinci günü nam-ı âlilerini HUSEYIN tesmiye eylemişler ve akika kurbanı kesmişlerdir.

Hazreti Imam-ı Hüseyin efendimiz, Resûl-ü efham efendimizin pek çok sevdikleri cesur, şeci, âlim, zâhid, fasih, veciz, belig natuk, güzel ve tesirli söz söyler, bütün ahvalinde Cenabı-Hakka makbul ve mütevekkil idiler.

Hazreti Ebâ-Hureyre radıyallahu anhtan rivayet edilir ki, ol sultan-ı güzin ve Resûl-is-sakaleyn hazretleri, mescid-i şeriflerinde oturur ve:

— Küçücük nerede? gibi sözlerle Hazreti Hüseyin'i ararlarmiş..

Hz. Hüseyin, derhal koşar gelir. aleyhissalâtü vesselâm efendimizin kucagına oturur, ona muhabbetle sarılır, sonra mübarek ellerinin parmaklarını, Cenabı Fahr-i Risaletin mübarek sakal-ı şeriflerine sokarmış. Sultan-ül-Enbiyâ efendimiz de, Hazreti Hüseyin'in ağızlarını açıp, fem-i saadetlerine alarak:

— Yâ Rabbi.. Ben bunu seviyorum, sen de Hüseyin'imi sev ve Hüseyin'imi sevenleri sev, buyururlarmış.

Asr-1 saadetten sonra Hz. Abdullah İbn-i Ömer radıyallahu anhüma, Kâbe-i Muazzamanın gölgesinde otururlarken, Hazreti Hüseyin efendimizin teşriflerini görmüşler ve yanlarında bulunanlara:

- Bugünkü günde, ehli arzın, ehli semaya en sevgilisi budur, diyerek Hz. Hüseyin radıyallahu teâlâ anhı göstermişlerdir.

Hz. Imam-1 Hüseyin efendimiz, Kâbe-i muazzamanın rüknüne sarılarak, Allahü zül-celâle şu münâcaatta bulunmuşlardır.

— Ilâhi.. Beni, türlü nimetlerinle mütena'ir kıldın, müteşekkir bulmadın.. Yâ Rab.. Beni, müptela kıldın, sabredenlerden bulmadın.. Ne terk-i şükrümden dolayı beni mahrum ettin, ne de terk-i sabrımdan dolayı idâme-i şiddet eyledin. Ilâhi... Kerimden, fazl-ü keremden gayri bir şey sâdir olmaz.

Peder-i âlileri Imam-ı Ali kerremallahu vechehu efendimiz, Medine-i münevvere'den Kûfe cihetine çıkıncaya kadar refakatlerinde ve hizmetlerinde bulunmuşlar. Kûfe'ye de bir.

likte gitmişlerdir. Muhterem babaları ile birlikte bütün savaşlara iştirak eylemişler ve mühim vak'alarda daima hazır buunmuşlardır. Pederlerinin şahadetine kadar yanlarından ayrılmamışlar ve daha sonra biraderleri Hazret-i Hasan efendimizin beraberlerinde olmuşlar, istifa suretiyle hilâfetten el çektikten sonra, Medine-i münevvere'ye dönmüşler ve 60 hicri senesine kadar orada ceddi âlileri Nebiyyi âhir zaman efendimizin Ravza-i ıtırnâklerinde karar etmişlerdir.

Imam-ı Suyuti der ki:

Altmış tarihinde, Şam halkı Yezid'e bi'at ettiler. Yezid'i Pelid, kendisine bi'at etmeleri için Medine-i Münevvere'ye adamlar gönderdi. Imam-1 Hüseyin, Abdullah ibn-i Ömer ve Abdullah ibn-i Zübeyir ndvanullahi aleyhim ecmaiyn, Yezid'e bi'at etmediler. Abdullah ibn-i Ömer:

— Nâs, Yezid'e bi'atte ittifak etmedikçe ben Yezid'e bi'at etmem, dedi ve aynı gece Medine-i münevvere'den çıkarak Mekke-i mükerreme'ye hareket etti.

Abdullah ibn-i Zübeyir de, ne Yezid'e bi'at etti, ne de halkı ona bi'ate davet eyledi.

Hz. Imam-ı Hüseyin efendimiz ise, Yezid'in babası tarafından veliaht tayin olunmasından ötürü, Kûfe halkı tarafından davet olundu. Kûfeliler, mektuplar yazarak, kendilerini israrla Kûfe'ye çağırıyorlardı. Buna rağmen, Cenabı Imam efendimiz, ne bu davete icabet ve ne de Kûfelilerin hattı hareketlerine muvafakat buyurmadılar. Vaktaki, Yezid'e bi'at olundu, kendileri gâh bulundukları hal üzere kalmak ve gâh Küfelilerin davetlerine icabet eylemek azminde bulunur oldular. Ne yapmaları lâzım geldiğine, bir türlü karar veremiyorlardı. Meseleyi istişare ettikleri Ibn-i Zübeyir kendilerine. Kûfelilerin davetlerine icabet buyurmalarını tavsiye ediyordu.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.