Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Nemrud'un helâk olması yaklaştı. — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 431

Musa nebiy, Mısır'da saraya mensup, devletin ileri geenlerinden birisini kazaen öldürdü. Medyen diyarına firar eyledi. Medyende Şuayib aleyhisselâma damat oldu.

Medyen'den hicreti esnasında Tûr'a vardı. Ateş almaya giderken Rabbine mülâki oldu. Kendisine nübüvvet verildi.

Firavunu iymana dâvet ile emir olundu. Kendisine, asâ mûcize olarak verildi, yedi beyzaya sahib oldu. Harun aleyhisselâmı, kendine vezir olarak vermesini Rabbinden diledi. Allah celle, kabul edip Harun aleyhisselâm ile beraber Mısıra gidip.

Firavun'u iymana dâvet ve Beni İsrail'i serbest bırakmasını istediler.

Asâ ejder oldu; sihirbazlara galebe çalındı.

Mısır'lılar on beliyyeye mübtelâ oldular; insafa gelmediler. Firavun ve ordusu gark oldu. Beni-Israil kurtuldu. Hz.

Musa, Tur'a gitti, Rabbini görmek diledi. «Lenterani» yani (Beni göremezsin ya Musa!) denildi.

Hz. İsa aleyhisselâm, geldi. Çok mûcizeler gösterdi. İzni-hâk ile ölüleri diriltti. Anadan doğma körlerin gözünü açtı. Baras ve cüzzama şifa verdi. Çamurları kuş şeklinde yapıp üfürdü, canlı kuş oldu. Hz. İsa'yı öldürmeye kastettiler.

Allah celle, onu göge kaldırdı, bu arada birçok nebiy ve Resül geldi.

Yüz yirmi bin yahut iki yüz yirmi bin nebi geldi, geçti.

Resûller Kafilesi Hatemülenbiya ile tamam oldu. Perdei-hicap açılıp, cümle enbiyanın müjdeledigi; Nûru evvel bâası sonra olan, sertâcı enbiya. Resûlü-kibriya, Evvellerin evvelinin sevgilisi, âhirlerin âhirinin bir tanesi, bir nûr ki, güneş onun pervanesi, hilkati sebebi âlem, mefharı âdem, «Levlâke levlâk lemma halektül-eflâk, (limaallah)» sırrının şahı, cümle enbiyanın mâhı, «Lâilâhe illâllah» Kelimei-Tayyibesinin kaili ve muallimi, sahibi kur'an, habibi rahman, cemi kâinata râhmet, asfiyaya saadet on sekiz bin âleme rahmet olan peygamberimiz efendimiz, kâinatın efendisi, enbiyanın amânı, Resûllerin hümamı, Allahın bir tanesi, yerin, göğün ins-ü-cinin nebiyyi Mustafa, Müçtebâ, eminihül-muktedâ, Resûlüssâkaleyn, imamı-haremeyn, ceddül-Hasaneyn, Sıracı-münir, Imamı-etkiyâ, Resûlü-kibriya, Kureyşi, Haşimî, eftahiyül-arabi zuhura geldi.

Âlem, başka bir âlem oldu. Güller güldü, bülbüller dile geldi. Suyun rengi nûra döndü. Hep susuzlar suya kandı.

Cennet bezendi, hûriler süslendi, cennet sarayları ziynetlendi. Deryayı rahmet çûşa geldi. «Rahmetim gazabımı geçti.»

müjdesi ilân olundu. Kâbe'de putlar yıkıldı. Mecusi'nin bin yıllık yanan ateşi söndü. Kira'nın sarayının ondört şahnişi yıkıldı. Keşişlerin dili tutuldu. Save gölü yere göçtü. Hasidler hasdinden patladı. Yahudinin yıldızı söndü. Yönler hakka döndü. Mazlûmlara, gariplere enis geldi. Ağlayanlar güldü.

şeytan gökten sürüldü. Çünkü Allahın sevgilisi Muhammed geldi.

Anasının karnında, yedi aylık iken babasından yetim:

altı yaşında anasından öksüz kaldı. Bu hali gören melekler şaşırıp mebhut kaldı.

Bu bir sır idi?

«Yarab! Habibim dediğin bu zatı-akdesi ne hikmete mebni anadan ve babadan yetim ettin?» diye melekler hakka sual ettiler. «Bu sırrın ne olduğuna bizleri agâh eyle. Zira senin bir emrinde, binlerce hikmet vardır, gizlidir»

diye niyaz ettiklerinde: «Ey meleklerim! Mahbubumun anası ve babası sağ olsa idi, Muhammedimi onlar terbiye edeceklerdi. Bu halde, habibimi ben terbiye edeceğim.» buyurdu.

«Habibim bir zulüm görse, ana ve babasını yardıma çağıracak idi. Şimdi, kimsesi yok ki, onları çağırsın. Bir zulüm gördüğünde, bana müracaat edip benden yardım dileyecektir.» diye ilâve edildi. «Ben bikeslerin Rabbiyim» buyurdu.

«Habibimi, anası ve babası değil, ben Azimüşşan terbiye edeceğim. Habibimi ana ve babası korumayacak ben koruyar..

ğım» buyurdu.

Efdâlil-enbiya bastı kırk yaşına!

Kondu tâ'cı-nübüvvet başına!

İzhârı-nübüvvet ile emrolundu. Kırküç yaşında risâlet tahtına oturdu. O güne kadar kendisine: «Muhammedül Emin»

diyorlardı. Cismi tahir, nuru zâhir idi. Kavmini toplayıp:

«Ey kavmim! Şu dağın arkasında bir ordu var. Mekke'ye saldıracak dersem bu sözümü nasıl karşılarsınız?» dediğinde;

«Sen emin ve doğru, sadık bir kişisin. Senin sözünle o ordu ile cenge çıkarız» dediklerinde Efendimiz: «Ben hak tarafından sizlere nebi gönderildim. Benim, hak peygamber olduğuma iyınan ediniz. Allaha şirk koşmayınız. Putlara tapmaymız!» dediğinde hepsi inkâr edip, yüz döndürdüler. Kendisine yalnız sevgili ailesi Hatice radiyallahu anha iyman etti.

Ilk iyman eden Hz. Hatice annemiz oldu. Sonra, tahtı terbiyesinde bulunan, çocuk olarak imamı Ali kerremallahü veçhe ve yetişkin kimselerden Ebâ-Bekir, kölelerden Zeyd ki, Kur'anı-kerimde bu zatın ismi sarahaten zikr edilmiştir. Başka sahabelerden hiçbir ferdin ismi zikr edilmemiştir. İlk iyman edenler bunlardır. Rıdvanullahi aleyhim ecmain.

Ayetler nâzil olmaya başladı. Ayetler nâzil oldukça da.

hâsidlerin hasedi artardı. Anudların inadı arttıkça da âyetler nâzil olurdu. Nâzil olan âyetler, şairleri iskât ediyordu. Kendisine iyman edenler çogalıyor, iyman edenlerin ekserisi fakir, köleler ve kadınlardı. İyman edenler çoğaldıkça inadçı kâfirlerin de zulmü, eziyet ve cefası çoğalıyordu.

O muhterem nebiyyi zişanı, nerede görseler elleri ve dilleri ile incitiyorlardı. Efendimize kadar gelen her nebiyyi de böyle tekzib etmişler ve incitmişlerdi. Cenab-ı hak, Habibini teselli eden âyetler indiriyor, üzülmemesi için ona türlü türlü lûtuflarla Habibine hitap ediyordu.

Allah celle; ezelde Nûr-u Muhammediyyeyi hâlk ettiğinde arş'a şöyle yazmıştı:

«Ben; o Allahım ki, benden başka tapılacak ilah yoktur.

Muhammed, benim sevgili peygamberimdir. Kazama teslim olan, belâma sabır eden, nimetime şükür edeni sıddıklardan yazar, sıdıklar ile haşr ederim. Kazama teslim olmayan, belâma sabır, nimetime şükür etmeyen benden başka Allah ara- BIn.»

O kâfirler: «Sen Nebi değilsin!» dediklerinde:

(Inneke leminel mürselin)

buyuruluyordu. Sen peygamber değilsin dediklerinde, üzülen efendimizi, Rabbil-âlemin: «Onlar senin nübüvvetini inkâr ediyorlarsa, benim, senin nübüvvetin hakkındaki şahadetim sana kâfi değil mi?» buyuruluyordu.

Gensili s, Ve kefâ billahi gehiydâ Nieâ oûrosi: 166 Eba-Cehlin, Utbe'nin, Ubey ibni Halef'in vesair Kureyşin büyüklerinin inkârı olmasa idi, bu kadar âyatı beyyinat nasıl nâzil olurdu? Resûle düşmanlık arttıkçâ. Allahın Habibine lûtfu da o nisbette çoğalıyordu.

Demek ki; derecâtın senin sevgine bağlıdır. Allah yolunda ne kadar, zahmet çekersen, o nisbette Allahın sana olan lûtfu artar.

Günlerden bir gün, ki ekseri ulemâya göre bis-etin, yani Resûl aleyhisselâmın nübüvvetinin dokuzuncu senesi, Recep ayının yirmi altıncı Perşembe günü idi; Efendimiz Kâbenin

bir köşesinde oturmuş, Rabbil-âlemine ibadet ediyor ve kavminin hidâyete ermesini Rabbinden diliyordu. Lâin Eba-Cehil, bir gürûh süfehâ ile gelmiş, onlar da Kâbe'de bir şeyler, konuşuyorlardı. Islâm aleyhine, müslümanlara yapılacak hiyle ve zulmü tasarlıyorlardı. Onlardan biri, Efendimizi görüp, Efendimizin de Kâbe'de olduğunu Eba-Cehil'e söyledi.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.