Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Nemrud'un helâk olması yaklaştı. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 431

Nemrud'un helâk olması yaklaştı. Artık hakkın sabrı tamam olmuştu. Nemrud,,kendisine verilen bu mühleti kendinden zannediyordu. Zulmü, cefayı arttırmıştı. İşte, bir şey olmuyordu. Astığı astık, kestiği kestikti. Hazreti İbrahim'i çağırtıp: «Tanrına söyle! Benim ondan korkum yok, ihtiyacım da hiç yok! Git ona söyle; benim heybetim kaftan kafı tuttu.

Halk hep benim dediğime mûti, benim emrime bağlı. O, gök tanrısı ise ben yer tanrısıyım. Hani, onun orduları? Benim askerimin üstüne gök düşse süngüleri ile göğü tutmağa kadirler, söyle gelsin, kendisi ile harp edelim. Yerde onun sözü geçmez, yerler bana aittir, benim mülkümdür.» dedi. Ibrahim aleyhisselâma vahy olundu: «Filân yere gelsin. Onunla cenk edecegim!» buyuruldu.

Hazreti Halil Nemrud'u haberdar etti.

Malüm günde; taburlar, alaylar gösterilen sahaya cem'-.

olup saf bağladılar. Allahu sübhanehû teâlâ hazretleri, sivri sinek ordularına emri ferman buyurup, Allahlık dâvasında bulunan bu kibirli, inatçı kâfire en âciz mahlüku olan sivri sineği havale etti. Nemrud'un ordusu harbe hazır bir vaziyette iken gök yüzü karardı. Sivri sinek orduları, yüz milyonlarcası, aldıkları emir ile bu Allah düşmanının ordusuna çullanmış, askerin ağzına, gözüne, kulaklarına doluyor, iğnelerini batırıp bu Allah düşmanlarından intikam alınıyordu. Bindikleri atlar da sivri sinek hücumuna uğrayınca atlar askerleri üzerinden yere atıp kaçışmaya başladılar. Yarım saat içinde, yüzbin kişiden ziyade olan Nemrud'un ordusu helâk olmuştu.

Nemrud, meydanı harbi terk etmiş, saraylarından birine sığınarak kapı ve pencerelerini tıkamış, canını böylece kurtaracağını zannetmişti. Böyle bir mûcizeyi gördüğü halde, tövbeye, iyman etmeğe yanaşamıyordu. Nasıl yanaşsın? Kibri, azameti buna mâni idi. Zira, bu herifin küfrü, ihtiyari yani

inadi idi. Asker, zirü-zeber olmuştu. Bu inatçı kâfire karşı, emri-ilâhiyyeye imtisal edemeyen bir topal ve kanadı sakat olan bir sivri sinek, Allaha göyle bir münacatta bulundu: «Ya rabbi! Ben ne kadar günahkâr ve talihsiz bir mablûk imişim ki; beni bu harbten mahrum eyledin. Ayağım ve kanadım sağlam olsa idi, senin bu düşmanınla ben de cenk eyleseydim!»

dediğinde, Allahu Zülcelâl: «Haydi git! O lâini de sen helâk eyle!» diye emri ferman buyurdu.

Sakat sivri sinek dinlene dinlene, Nemrud'un saklandığı saraya gelip, anahtar deliğinden içeri girdi ve doğruca Nemrud'un dizine kondu. Yorulmuştu, dinleniyordu. Nemrud sinegi gördü. Oldürmege kast etti, sinek diger dizine kondu, orada dinlenmeye başladı. Lisanı hâl ile diyordu ki: «Bir zamanlar Hz. Ibrahim'e ben de öldürür, diriltirim, diyerek bir adamı öldürmüş, diğerini serbest bırakmıştın. Haydi beni öldürsene ne duruyorsun?»

Nemrud, sinegi öldürmege çok ugraştı, öldüremedi. Allah, Nemrud'a aczini gösteriyordu. Işte, öldüremiyordu: «Benim iradem olmayınca öldüremezsin. Benim iradem ile katl ettiğin adamları sen yaptın zan ediyorsun, işte bir hiçsin, benim verdiğim mülkü, bana karşı isyan vesilesi ettin. Sen bir hiç-.sin. Hiç diyordu. Hani o senin kibrin ne oldu? Hani ordular, hani Allahlığın? Bak; âciz bir mahlûkum olan sivri sineğe mağlûp oldun. Rezil oldun.»

Nemrud; çok uğraştı, sineği öldüremedi. Sinek Nemrud'- un burnundan içeri gitti. Vaktiyle, Nemrud İbrahim'i ateste yakmak istemiş, bunu da becerememişti. Ateş yakmazdı.

Ateş sebeb, müsebbibi-hakiki Allah idi.

Sinek, Nemrud'un beyin zarını yemeğe başladı. Zâlim başını taştan taşa vuruyordu. Mağlübiyetinin acısını şimdi duymağa başlamıştı. Harp meydanında bıraktığı yüzbin askerini ve onların ana, babalarının yürek acısını hiç duymamış, murdar cesedi ile habis ruhu kurtulsun diye sarayına kaçıp saklanmuş ama, bu kaçış onu ölümün feci pençesinden kurtaramamıştı.

Nice canlara kıymış, nice haneyi söndürmüş, nice kişilerin başlarını taştan taşa vurdurtmuştu. Şimdi, kendi başını taşa, duvarlara vuruyor, çektirdiği acıları simdi kendisi de tadıyordu.

Can bu kadar tatlı olduğunu bilseydi, kimsenin canına kıyar mıydı? Kanına girer miydi? Bu kadar aczini bilse idi. Allah'la harbe kalkışır mı idi?

Mü'minler dikkat edin! Bu acıları çeken Nemrud'a, Allah yine eski mülkünü ve saltanatını iade etse; yine eskisi gibi zâlim olacaktır. Zira, kâfirlerin üzerine bir musibet geldiği vakit (Allab) derler. O müsibetten hâlas olup kurtuldular mı, yine Allahı inkâr ederler. Bunu, Allah Kur'ân'ında beyan etmektedir. Bunun için, evliyaullah şöyle dua etmişlerdir: «Yarab!

Bizi dar ve musibet zamanlarında Allah diyenlerden eyleme!»

Refah zamanında, Allahı zikr etmeyip, dar ve meşakkatte Allahı zikr edenler münkirlerdir. Mü'min darda, varda; refahta, tarahta Allahı unutmaz, zikir eder Nemrud, kullarından madşlı memurlar tutup ellerine verdigi topmakla başını dövdürüyordu. Zira bu tokmakların darbesiyle başındaki sinek bir az duruyor, kendi de istirahat ediyordu. Sinek, yine beynini yemeğe başladı mı: «Aman vurun!» diye yalvarıyor, az vurana kızıyor, çok vurana iltifat edip maaşına zam ediyordu.

Kullar, yer ilâhını dövüyorlardı. Bu dayaktan yer ilâhı Nemrud'u, bir gün bir kulu tokmağı biraz fazlaca vurunca habis ruhu çıktı. Murdar leşini cehennem çukuru olan kabirine koydular.

Gördün mü? Tanrılik dâvası etmenin sonunu! Gördlin mü? Mala, mülke kibirlenmenin sonunu. Kabiri küçük görme!

Ya, cehennem çukurundan bir çukur, yahud cennet bahçesinden bir bahçedir. Resûl aleyhisselâm böyle buyurdu.

Hz. Ibrahim'e nâr-1-Nemrud, nûr oldu. Zira, Allaha dost olana nâr, gülzar olur.

Eğer Aşık isen yâre, Sakın aldanma ağyâre, Düş Ibrahim gibi nâre, Bu gülşende yanar olmaz!

Hz. Halil; habibine karşı uyuduğu için oğlunu kesmekle emir olundu. Babasına itaatından dolayı İsmail'i bıçak kesmedi. Yusuf'a kardeşleri hased edip kenan diyarında kuyuya attılar. Kervan, kuyudan su almağa geldi. Yusuf'u buldular. Kardeşleri az paraya Yusuf'u kervana sattılar. Ker- Irsad. cill 2 - F 28

van, Misır'da Yusuf', vim odurd a in ufsura apa arıu. zileyh. nessine mahkumolduğundan Sultan, aziz iken zelil oldu.

Nefsine hâkim ol, Aziz olursun! Nefsine esir olursan zelil olursun! Züleyha aşkı mecazi ile bir nebiyyi zişanı sevmesi neticesi bu zilletten kurtuldu.

Nebiyleri sevenler, nefisleri esir dahi olsalar bir gün o sevgilileri onları necata iletir.

Davut ve Süleyman hem peygamber hem de hükümdar oldular. Insanlara cinnilere kuşlara ve rüzgâra emir ettiler.

Zamanlar gelip geçiyordu. Firavun, düşmanını bulmak için kaderle çarpışıyor, binlerce yavruya kıyıyor, böylece doksan bin mâsumu katl etmişti. Bu tedbir, kadere çare olmadı. Kader, yerini buldu. Musa aleyhisselâm doğdu. Firavunun düşmanı, firavunun kucağında idi. Onu evlât sevgisiyle kucağında, sonra ocagında büyüttü.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.

Nemrud'un helâk olması yaklaştı. — 1. bölüm — Menâkıbnâme — tarikat.org