Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Sultanlardan biri, tımarhaneyi teftişe gitti. — 3. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 336

diye iltifat ederlerdi.

Aliyyel Murtezaya gelince; o, sevgili amcası Hz. Ebu-Tâlib'in oğlu idi. Çok sevgili biricik kızını ona nikâh eylemiş ve zürriyeti Muhammediye ondan zuhûr etmiş, ondan çoğalmıştı.

O, sevgili kerimesinin şânını şöylece beyan etmiş ve «Fatıma, benden bir parçadır.» buyurmuşlardır. Ulumu evvelin ve âhirin, onsekiz bin âleme rahmet olan Allahın sevgilisi şayet Osman ve Ali fena kişiler olsa idi, hiç kızlarını bu zevata verir mi idiler? Biz bile, alacağımız kızın ailesinin veya kızımızı vereceğimiz ailenin ırzda, şerefte ve nesebte kendi seviyemize uygun olmasına dikkat ediyoruz. Nerde kaldı, Nebi Aleyhisselâm kendine kayınpederi olacak kimsenin, dâmâd olacak zatın kişiliğini seçmesin? Maazallah, Efendimizin kayın pederlerinin ve damatlarının aleyhinde bulunmak, demek Efendimize dil uzatmak demektir. Efendimizde noksanlık gören, kendi noksanlığını ifade etmiş olup, son nefeste korkulur ki iymanı yok olur. Aklı başında olana bu sözlerimiz kâfidir.

Kendini imam-ı Aliyye nisbet eden zat! İmamı Aliyye lâyık ol. Kinciligi terk eyle! Sarap içme! Gusül abdestini terk edip cenabet gezme! Beg vakit namazlarını kıl! Senede bir ay ramazanda orucunu tut! Zengin isen; zekât, fitre ve üşürünü müstehak yerlere ver! Ömrü vaktinde bir kez hac eyle! Zira, önderin Imamı Ali ve Evlâtları, Cennetin delikanlıları ve sultanları ve gehitlerin ser çeşmesi imamı Hasan, İmamı Hüseyin ve bunların evlâtları ile hâmili-nuru-nübüvvet olan oniki imamı-mâsum ve ondört evlâdı-mükerremleri kinci değildiler, sahibi af idiler. Şarap içmezlerdi ve namazlarını ve usüllerini terk edip Yezîd'e tabi olmamışlardı.

Bu zevatı âli kadirlerden, Zeynel-Abidin radiyellahu anh efendimiz. Rabbine ibadetinin çokluğundan «Abidlerin Ziyneti» lâkabını almışlardı. Diğer imamlar da âbid, zâhid ve âşık kişilerdi. Hepsinin faziletini yazmak için denizler mürekkep, ağaçlar kalem, bütün melekler kâtip olsalar yine bu zevatın faziletlerini yazmada denizler, ağaçlar tükenir, melekler yorulurlar fakat onların mevkilerini yazmış olamazlardı. Ehli-beyte muhabbet etmek diger ashaba bugz etmek degildir. Gelin:

«Lî ilâhe illallah, Muhammed resülüllah Ali veliyullah» da birleşelim. Hiç şüphe yok ki, Allahtan başka ibadete lâyık bir ilâh yoktur. Muhammed Aleyhisselâm, muhakkak Allahın Resûlüdür. Imam Aliyyel Mürteza da Allahın dostu, iblisin düşmanıdır. Bu demek değildir ki, Imam Ali veliyullah ve diğer sahabe adüvvüllahtır. Estağfirullah! Bütün sahabe ve ezvacı tâhirat ve evlâdı-Resûl ve ensarı Resûl ile ahbabı Resûl ve bunları sevenler Allahın velisidir. Allahın dostu, Resûlün sevgilisidirler. Kâfirin ve zalimin, şeytanın da düşmanıdırlar.

Gelelim mevzuumuza;

Para kazanmak; dünya zevkidir demiştik. İymansız, ibadetsiz kimse para kazansa da, kazanmasa da, gamdan sıkıntıdan kurtulamaz. Zira, gönlü. Allahsız olduğundan, ruh Allahı arzu eder.

Ibadet, Allahla buluşmaya ve birleşmeye vasıtadır. O kimse, hastalığının çaresinin iyman ve ibadet olduğunu bilmediginden marazına, hastalıgına yanlış ilâç kullanır. Hastalığı muvakkat bir zaman için durur. İlâcın tesiri geçince tekrar bu felâketi hisseder. Kalbi boştur, dolu dahi olsa; gam ve sıkıntı içindedir. Şu düşünceler onu harab eder: «Bu kazandığım para ellere kalacak.» Kadere inanmadığı için, yakınlarından şüphe etmeğe başlar. «Servetime temâ edip ya beni öldürürlerse?»

Allaha inanmadığı için, Allahın rezzakıyyetini de inkâr edip

«Ya fakir olursam?» Işte bu kuruntulardan başka bir de Ahirete inanmadığından, ölüp, toprak olup, yok olma korkusu;

Allaha itimadı bulunmadığından, arkasında bırakacağı sevgiilerinin ne olacağı endişesi onu yiyip bitirir.

Eğer para kazanamamış ise; servete sahip olamamış ise, Allaha iymanı olmadığından, Allahın taksimatına inanmadığından; kendinden yüksek, servet sahiplerinin yaşayışını görüp kendi kendini yer. Bilmez ki, Allah ilmi isteyene, serveti ise istediğine veriyor. Kendi ile kendinden yüksek servet sahiplerini mukayese eder. «Bu adam benden daha cahil, ben de bu adamdan daha akıllıyım, o nasıl, benden zengin olabilir?».

ve «Ben neden ondan fakirim?» der, hased içinde, iymansızlık ateşi ile yanar. Ahirete gidip cehenneme girmeden bu dünya hayatında iken cehennem ateşine düşer, yanar.

Düşünmez ki; bunun böyle olması, Allahın varlıgına delildir. Eger, bir taksimat yapan olmasa idi; akıllılar, âlimler en yüce mevkilere, yüksek servetlere malik olup; Cahil ve abdalların açlıktan ölmeleri icap ederdi. Akıllı, ekmek bulamazken, ahmak yedigini Hazım etmek için ugraşıyor. Cahil, para ve malının hesabını âlimlere yaptırıyor.

Işte bu gösteriyor ki, bu kâinatı bir idare eden var. Bakar, bakar da bu kuvvet, kudret sahibini göremez, bilemez. Varlığını ikrar edemediğinden imansızlar; «var» da ve «dar» da gamdan, sıkıntıdan halâs olamazlar. Sıkıntı ve gamlarını içki kumar ve zina ile dağıtmaya çalışırlar fakat muvaffak olamazlar. Gamları ve sıkıntıları günden güne artar ve içlerinden bazıları intihar bile ederler.

Bu dünya hayatında, gamdan ve sıkıntıdan kurtulmanın birinci çaresi; Allaha iyman, ona teslim olmak ve onu zıkr,edıp unutmamaktır. Burada bir sual vârid olur: Nice iymanlı insan biliriz; bunlar namaz da kılarlar, oruç da tutarlar. Allahı da zikrederler de yine gamdan ve sıkıntıdan kurtulamazlar. Derseniz; birinci risâlemizde beyan ettiğimiz gibi, iyman üç kısımdır:

1 - İlmel-yakin 2 - Aynel-yakin 3 — Hakkal-yakîn Yâni işitme iymanı, görme iymam, tatma iymanı.

Iyman edip, ibadet eden fakat sıkıntıdan kurtulamayanlar işitme iymanında olanlardır. Böyle olmasına rağmen, bu kimseler dünya hayatında, Allahsız ve ibadetsizlerden çok daha rahatdırlar. Bu ilmelyakin olan iymanları, onları bir çok kere teselli eder. İymansız olan, bedeni ibadet etmeyip, malen ibadet edenler; hayır edenler, fukaraya yardım edenler, herhangi bir hayrı icra edenler. Iymansız olmalarına rağmen, yaptıkları hayırlardan ötürü bir az olsun gamdan, sıkıntıdan;

kurtulabilip biraz olsun teselli buluyorlar, huzura giriyorlar.

Bu da gösterir ki, insanın dünya hayatında huzura kavuşması iyman ve ibadet iledir.

Imanlarını gözle ve tatmakla «yakîn» a getirene ihsan sahibi denir. Allah, ihsan sahipleri ve müttakiylerle beraberdir. İnsan, bu mertebeye varınca gamdan, sıkıntıdan âzâd olur Zira, Allahsız kalpler, varlıkda ve darlıkda da olsa gamdadır, kederlidir.

Allahı zikredeni ve hakkı unutmayanı Allah da zikr eder, unutmaz. Allahın zikrettiği ve unutmadığı kul da gamdan azad olur.

Sür çıkar ağyarı dilden, tâ tecelli îde hak;

Pâdişah konmaz sarayâ hane mamûr olmadan.

Allaha iyman edenlere, Cenabı rabbül-âlemin: «Beni Zikr ediniz, beni unutmayınız.» buyuruyor. Zikr, bir kaç nevidir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.