Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Sultanlardan biri, tımarhaneyi teftişe gitti. — 4. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 336

Herkes kendi makamından hakkı zikredip, safâya ermelidir.

Zira, zikr insanı hakka yüceltir. Görmüyor musun; Işitmedin mi? Allahı zikr edeni, Allah zikrediyor. Bu en yüce makamdır.

Zikrin nevileri: Zikri-cehri, zikri-hafî zikri-kalp, zikri-rub ve bir de zikri-sır vardır. Zikirlerin efdali:

(Lâ ilâhe illâllah) tır.

Bu «Lâ ilâhe illâllâh» kelimei-tayyibesini terazinin bir gözüne, yedi kat semaları ve yedi kat yerleri diğer gözüne koysalar, Lâ ilâhe illâllâh, semalardan ve yerlerden daha ağır gelir.

Meselâ; bir sevap var ki yedi kat gökler ve yedi kat yerler kadar, işte lâ ilâhe illâllah'taki sevap ağırlığı bu sevabtan daha ağırdır. Zira, Cenabı-Allah Allamel-guyûb hazretleri bu âleme; semaları ve dünyaları ile beraber «Metâun-kalil» yani bulaşık bezi parçası dediği halde, zikrim büyüktür demiştir.

s ils Ve lezikrullahi ckber.

Allahın, bir şeye büyük demesi, onun ne kadar büyük ve

yüce olduğunu göstermeye kâfidir. Bir kişi, aşk ile bir kez «Lâ ilahe illâllah» dese, dört yüz günahı gider. Gam ve sıkıntı günahtan doğar. En büyük günah ta imansızlıktır.

Lâ ilâhe illâllah kelimei-tayyibesi dize derman, göze, vücude şifâ, kalbe cilâ, ruha gıda, sırra vuslattır. Lâ ilâhe illâllah kalbe cilâ. Allah ismi şerifi ruha cilâ Hû esması da sırriâlâdır. Allah celle; «Beni zikr ediniz. Ben de sizi zikredeyim.»

buyuruyor. Bir kimse: «ALLAH» dese; cenabı-mevlâ celle celalûhu: «Ey kulum! Hazırım. Benden istediğin nedir?» der.

Kul, bu iltifatı ilâhiyyeyi ya duyar, yahud duymaz. Fakat tarafı ilâhîden kendisine mutlaka cevap verilir.

Bu cevabı ilâhî, ses ile seda ile, cihetle, harfle degildir. Bunun, burada tarifini kelimat ile yapmak imkânı yoktur. Bu, bir lezzettir. Lezzetlerin tatmayana tarifi gayri mümkündür.

Köre renk, sağıra ahenk anlatılamadığı gibi...

Insanlar, dünya hayatında üç şekil üzerinde bulunurlar:

Ayakta durular, otururlar ve yatarlar. Insan olanın bu üç halde de Allahı unutmaması lâzımdır. Allah unutulmaksızın fenalık yapılamaz. Allahı, lisan ile zikr eden; kalbi ile unutmayan, kalbi ile ağzı bir olan mü'min, bu iltifatı-ilâhiyeye erişir:

«Ey beni ayakta zikir eyleyen kulum! İyi bil ki bütün insanların ayakta bulunacağı bir gün var ki, o günün dehşetinde seni unutmayacagım. Sen ayakta ıken benı unutmayıp zıkr ettıgın gibi, ben de seni o korkulu günde unutmayacagım. Seni affım ile çad; cennetim, cemalin ile şereflendirecegim.»

Allahı oturarak zikr eden mü'mine şöyle hitab olunur:

«Ey beni oturarak zikr eden kulum! Bir gün gelecek ki, o günün dehşetinden bütün peygamberler diz üstüne çöküp «Nefsimiz, Nefsimiz!» diye kendi nefislerinden başka birşey düşünmeyecekler. Beni, oturarak zikr eden kulum; ben de seni o gün unutmayacağım. Affıma mazhar kılıp, arşımın gölgesinde gölgelendirip, cennetimi sana verip, cıvarı Mustafamda seni iskân edeceğim.»

Yanları üzeri yatarak Allahı zikr eyleyen mü'mine şöyle hitabı ilâhı vârid olur: «Dy yatarken beni unutmayıp, beni yatarak zikr eyleyen kulum! Yakın bir zamanda seni, kabirde yanın üzere yatıracaklar. Senin sevdiklerin, seninle kalmayacak. Seni kaba döşeklerden kara toprak üstüne yatıracaklar.

Mâmur bir evden alıp, harap bir çukura koyacaklar. Aydınlık

bir haneden, karanlık bir yere getirecekler. Yılan, çıyan, akrep ve örümcekten temizlenmiş bir haneden; Yilan, çıyan, akrep ve örümceği bol bir yere getirecekler. Kalabalık bir insan toplulugundan, yalnızlık evine bırakacaklar. Yanı üzere yatarken beni unutmayıp zikr eden kulum! Seni; bu yalnızlık, karanlık yılan çıyan yuvasında yatarken unutmayacağım. O vahşet yuvası, amel sandığı olan kabrini güli gülistan, sünbüli bostan eyleyip, cennet bahçelerinden bir bahçe kılarak hizmetine huri, gılmanlakımı gönderip seni orada yalnız bırakmayacağım.»

diyor.

Allahı zikr edenlerin, yalnız bu nimetlere ermesi âhirete mahsus değildir. Allahı zikr eyleyenlerin dünyası da mâmur olur, dünya saadetine de erer. Kalbi, gamdan, safaya, sıkıntıdan feraha tebdil olur. Müşkülleri âsân, arzusuna nail, muradına vasıl olur. Allah diyen mahrum kalmaz.

Ey rabbini unutan, rabbini zikr etmeyen, onun verdigi nimetine şükür etmeyip, küfranı nimet olanlar! Bu yüzden gam deryasına düşenler! Dünyada gamdan, Ahirette azabtan kurtulamayacak olanlar! Gelin; Allaha gelin, safâya gelin. Cennetin kapıları açık; sizleri dünyada ve âhirette saadete çağırıyoruz! Dünyanın zevkleri sizin derdinize çare olmaz! Dünyanın her zevki arkasında bin müsibet mevcuttur. Gizlidir.

İçki içsen; sıhhatin bozulur, ahlâkın ifsad olur. Dans etsen; yorgunluğu var. Kumar oynasan arkasından âhı-zâr var.

Sen, kazansan, kayıp eden âhı zâr eylemede. Zevk diye görüp, sefa zannettiğin; cefa ve gamdır.

Gel! Allah'a ibadet kıl! Bundan saadetli birşey olamaz.

Zevk sanıp kahkaha ile güldüğün gün geçti. O günün arkasında ah-vah edeceğin günler geliyor. Kulağın sağır değil ise, toprak sana şöyle hitap ediyor: «Ey Rabbini unutarak üzerimde gülen kişi! Yakında bana gelecek, bu karanlığın içinde çok ağlayacaksın.» Haram lokma yiyip vücüdünü semirten kişiye:

«Ey haram ile beslenen kişi! Senin o besleyip semirttiğin vücudünü yemege kurtlarım hazırdır. Bunun farkında değil misin?» demekte. Kibirli, gururlu ve mü'minlere hakaret nazarı ile bakan mütekebbir zâlime de şöyle hitap etmekte «Üzerimde mütekebbir, mağrur dolaşıyorsun ama, yakında bana geleceksin, burada zelil olacaksın.» demektedir.

İyman ve ibadetli, olan mümini-sâlihe de: «Korkma!

Mahzun olma; yakında bana gelecek, ebedi rahata kavuşacaksın.» müjdesini verir.

Zikrullah ile, kalbin tatmin olduğunu, Allah Kur'ân-ı Aziminde haber verir ve:

«Zikr ediniz ki felâha eresiniz.» emri celilini beyan eder.

Gece, gündüz, sabah, akşam Allahı tesbih eyle! Zira, ona muhtaçsın. O, senin Rabbin. Seni, o halketti. Sonra, tekrar öldürecek tekrar diriltecek, huzuruna alacaktır. İyman edip âmâlisâliha yapanlara cennet verilecek, en yüksek dereceyi Allahı zikr edenler kazanacaktır.

Allahı çok zikreyle! Akşam, sabah tesbih et ki, Allah celle sana rahmet nazarı ile bakıp, seni affı magrifetine nail k1- lıp, zulmetten nura çıkarsın. Hak ve hakikati göstersin. Dünya ve âhiret muradına nail kılsın Allah müminlere merhametlidir. Kendine zikr edeni sever. Onu dünyada ve âhirette aziz kılar. Her fenalık, Allahı unutmaktan gelir. Zikr eden, Allahı unutmaz. Daima onunla olduğunu bilir. Allah, bize can damarımızdan daha yakındır.. Biz Allaha uzağız.

İşte, zikr eyleven de, Allaha zikri mertebesinde yaklaşır.

Hakka yaklaşan kimsenin gözünde perde, kulağında gaflet pamuğu bulunmaz. Böyle olan kişi Allahla görür. Allahla işitir, Allahla tutar, Allahla yürür. Allahla gören, gördüğünde yanılmaz.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.