Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Osman bey, Horasan Türklerinin Kayı âşiretinden idi. — 7. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 265

Bu ay öyle bir aydır ki; bu aya hörmet eden, gündüzünü oruçlu geçiren, gecesinde Rabbine ibadet ile Kur'an okuyan anasından doğmuş gibi olacağı hadisi şeriflerde varid olmuştur.

Ey, ramazanı şerifi gafletle geçiren kişi! Belki ömrünün son Ramazanı olduğunu unutma! Geçen sene ramazanda birçok ahbabın sağ idiler. Bu ramazanda yoklar, toprağa karıştılar. Belki bir daha ramazan; bizler herşeyimizi bırakıp amelimiz ile kabirde başbaşa olacagız. Fırsatı ganimet bilip Allaha kulluk et, yakın bir zamanda mükâfatını bulacaksın.

Ramazan ayı geldiginde; Arşı-ilâhi, Kürsiyi rahmani, bütün melâike ümmeti Muhammede: «Müjde ey ümmeti Muhammed! Sizlere müjdeler olsun!» diyerek ramazanımızı tebrik ederler. Bütün melâike gece gündüz bizim için istiğfar ederler. Bu müjdeyi duyan, duyar.

Şüphesiz ki Ramazanı şerif müjdelenmeye değer. Ramazanda öyle ikrâmlar olur ki Ummeti Muhammede bu ikramı aratmak için yirmisekiz harf kâfi gelmez. Belki, yirmi sekiz milyon harf lâzımdır.

Nebi Aleyhisselâm: «Bir kimse Ramazanın gelişine sevinse, onun cesedi nâra yâni ateşe haram olur.» buyuruyor.

Yine bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurmuşlar: «Ramazanın ilk gecesi, Cenabı Hak celle celâluhu şöyle nidâ eder: Bizi seven yok mu? Biz de onu sevelim. Bizi isteyen yok mu?, Biz de onu taleb edelim. Bize istiğfar eden yok mu? Ramazanım hürmetine onu affedelim.»

Allah celle celaluhu, kirâmen kâtibine «Ramazanı şerifime hürmet eden kullarımın hasenatını yazınız, seyyiatını yazınayınız. Geçmiş günahlarını ben af ettim!» fermanı-sübhanisini emreder.

Ömer ibnül-Hattâb radiyallahu anh, Resûl Aleyhisselâmdan rivayet ediyor:

«Oruçlu namazlı bir mü'min, yatağında, bir tarafından bir tarafına döndüğünde bir melek ona şöyle dua eder: (Allah sana rahmet etsin, Allah seni mübarek kılsın) «Yatan mü'- min, namaz için kalktığında, yatağı ona: (Yarabbi! Bu mü'- mine yüksek cennet yatakları ihsan eyle.) diye dua eder. Giydiği elbise (Yarabbi! Bu mü'mine cennet libasları giymeyi nasib eyle) Ayakkabılarını giydiğinde ayakkabıları (Yarab! bu zatı, sıratı müstakimde sabit kıl, Kıldan ince, kılıçtan keskin sırattan ayaklarını kaydırma). Abdest almak için ibriği eline aldığında, ibrik (Yarab! Bu mü'mine cennet ibrikleri nasib eyle) abdest aldığında, abdest suyu (Yarab! Bu zatın günahını ve hatâsını affeyle) Namaza kalktığında evi kendisine dua eyleyüp (Yarabbi! Bu mü'minin kabrini genişlet, nurlandır, bu zata rahmetini ziyade eyle) diyerek dua ederler.»

Allah, bu kuluna rahmet nazarı ile nazar eder ve bu kul dua ettiginde, ona şöyle hitab eder: «Ey kulum. Senden duabenden icabet; kabul etmek. Senden sual, benden cevap. Senden istiğfar, benden de gufrân, mağfiret.»

Ey din kardeşlerim! Bizden evvel geçen ümmetlerden hangi ümmet bu nimete nail olabildi?... İşte Muhammede ümmet olan bu nimete erdi.

Kıyamet gününde, Allah ramazan ayını güzel bir suret ile cisimlendirir ve huzuruna alır. Her mânânın bir cismi vardır. Unutma! Ister söz olsun, ister iş. Bir mânâya bürünüp, bir cisme girip kıyamette, huzurullaha çıkarlar. Ramazan ayı da, güzel bir surete bürünüp huzuru izzete gelir ve secde eder. Cenabı Hak «Hâcetin nedir? Söyle!» dediğinde «Yarab! Bana hürmet edene ben şefaat edeyim, bana bu şefaat hakkını ver!»

der. Rabbilâleminden emir zuhura gelip: «Sana hürmet edene sana riayet edip hakkını bilene şefî ol» denildiğinde; Ramazan, arasatı dolaşır ve Ramazan ayına riayet edenleri huzuru izzete getirip: «îşte yarab! Bunlar benim hakkıma riayet ettiler.

Bana tazîmde bulundular. Bunların başına vakar tâcını koy»

dediğinde Ramazana hürmet eden zatın başına vakar tâcı konur ki, bu bir rütbedir ve onu günah ehlinden yetmişbin kişiye şefî kılar. Kendisine cennet hûrilerinden verip onlara hizmetçiler tâyin ederler. Sonra, burak getirilip, bu zat buraka bindirilince; Ramazan ayı (Yârab! Hacetim şudur ki, bu zatı habibinin civarında, cennetil-firdevsde iskân eyle) (Başka hacetin var mıdır ey Ramazan,) denildiğinde, Ramazanı şerif:

(Yarabbi! Bu zata daha ne gibi ikram edeceksin?) der. Allah celle hazretleri o zata firdevsi-âlâda, civarı Mustafa'da kızıl yakuttan ve yeşil zebercetten bir saray hediye eder.

Gördünüz mü? Ramazana hürmet edene verilecek nimeti.

Cenabı Allah, Kur'anında hûriler, saraylar ve haymeleri beyan edip:

Ely Ersenss Hurün maksuratün fil-hiyem Rahman sûresi: 72 (Cennette müzeyyen çadırlar içinde, perde ardında huriler vardir) buyuruyor.

Ibni Abbas, Nebiy Aleyhisselâmdan rivayet ediyor: Ramazanın ilk günü, arşı-ilâhiyenin altından bir rüzgâr eser.

Cennetin yapraklarını hışırdatarak öyle bir musiki sedası zuhura getirir ki, hiçbir kimse böyle bir ahengi işitmedi. Yalnız, Resûl aleyhisselâtu vesselâm efendimiz bu sesi, bu nagmeleri miraçta, cennetin yapraklarından işittiğini haber verdi. Hûriler, bu makamatı işitip (Yarabbi! Bu mübarek ayda oruç tutup senin rızanı kazanan kullarına bizi eş kıl!) diye dua ederler.

Bu ayda oruç tutan rizayı-ilâhiyyeyi tahsil edene, cennetin bu nimetleri ihsan olunur. Bu hurilerin kat kat elbiseleri varüir ki, dünyada bu elbiselerin misâli ipektir. Inci ile işlenmiş, kızıl yakuttan tahtlar hazırlanmıştır. Her serir de, kat kat cennet yatakları serilmiştir. Sofralarında yetmiş türlü tâam bulunmaktadır. Bu taamlar, dünya taamları gibi insana hazımda zahmet vermezler. Lezzetleri ayrı ayrı, renkleri başka başkadır. Bu mübarek ayda Rabbinin rızası için oruç tutan ve sair hayırlar işleyene bu nimetler verilir.

Mü'minlere lâzım olan, ömrünü hevâya vermeyip; hemen Allah yoluna sarf etmesidir. Ramazan ayına, ibadatü taatlâ ihtiram etmeliyiz. Fenalıklardan kaçınıp, bu mübarck günleri oruçla, namazla, tesbihle, zikri Kur'anla ihyâ edip, Rabbimizin bu mükâfalına ermeliyiz. Ramazan gecelerini teravih ve tilâveti Kur'an ile nurlandırmalıyız.

Allah celle; Hz. Musa'ya, Ummeti Muhammede verdiği nimetlerden bazılarını beyan edip: «Ya Musa! Ben, Ümmeti Muhammede iki nur verdim ki, iki zulmet onlara zarar vermez» Hazreti Kelimullah sordu. «Ümmeti Muhammede ihsan ettiğin bu nurlar nelerdir Yarabbi?» Allah sübhanehu cevap verip: «Biri nuru Ramazan, biri nuru Kur'andur.» «Yarabbi!

hu iki zulmette nedir?» Allahu subhanehu cevap verip: «Biri kabir zulmeti, diğeri kıyamet günü zulretidir» der. Kur'an okuyanın, kabri Kur'anın nuru ile nurlanır, kabir zulmeti görmez. Ramazanın nuru, mahşerde kişiyi karanlıkta bırakmaz.

Öyle ise Kur'an oku ki, kabrin zulmette kalmasın. Karanlık kabirde Kur'an sana nûr olsun. Ramazana ihtiram et ki, mahşer zulmeti görmeyesin. Zira, yakın bir zamanda karanlık kabre gireceksin. Bunu düşün! Görüp te var zan ettiklerimiz yok olacaklar. Görmeden inandıklarımız zuhura gelecektir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.