Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Osman bey, Horasan Türklerinin Kayı âşiretinden idi. — 5. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 265

onların ölü olduklarını beyan eder.

Liyünzire men kâne hayyen ve yehikkal-kavlü alel-kâfiriyn...

Yâsin sûresi: 70 (Biz ancak dirileri inzar eder, onları korkuturuz!) diyor.

Ömer, artık ağlıyordu. Bu ağlaması, şimdiye kadar iymânda geç kalmasından ötürü idi. Kendisi kırkıncı islâm olup, kırklar burada Omer'le tamam olmuştu. Esasen, kendi kendine nasıl iyman edebilirdi? Zira birgün evvel Allahın sevgilisi, kâfirlerden çok bunalmış, mübarek ellerini barigâhı-ehadiyyete açarak: «Yarabbi! Dini Islâmı ya Ömerle, yahud Eba- Cehil'le teyid eyle! Bunlardan birisini bana yâr eyle!» demişti.

Bu duayı-habib, Ömer hakkında hidayete sebep olmuştu.

Ey, ben fakiri dinlemek lûtfunda olan din kardeşlerim, hak yoldaşım! Sen de, iyman lezzetini duymayanlar hakkın.

da dua, senâ ve niyaz ettin. Belki, bir kimsenin hidâyetine sebeb olursun. Beddua etme, günahkâr ve âsi ümmeti Muhammedi duândan eksik etme! Bir gün senin duan berekâtı ile günahkârlar tövbekâr, âsiler de mûti, itaatkâr olabilirler.

Kalbleri ve gönülleri çeviren Allahtır. Nice şakiler dua ile said olmuşlardır.

Bir zat, Abdullahı Mübarek'e gelip oğlundan şikâyet ettiğinde «Oğluna hiç beddua ettin mi?» diye sordu. «Evet ya Abdullah. Beddua ettim» dediğinde «Oğlunu kötü yapan sensin» buyurdular. Yer ve gök dua ile durur. Allah Resûlü, Uhud cenginde, kâfirler mübarek dişini kırdıklarında, onlar için şöyle dua buyurdular;

JeTéb şğ izöll Allahümme ehdi kavmi fe-innehüm lâ yâ'lemun.

(Yarab! Kavmime hidayet eyle. Zira, onlar benim kim olduğumu ve senin birligini, ve kudreti azametini bilmiyorlar).

demişti.

Bu dua ile orada bulunan, efendimize karşı kılıç çekenlerden bir çokları iyman ile müşerref olmuştu. Kavmine böyle rahmetle dua ettiğinden, Resûlü-Müçtebâya; makamı Mahmut bahg olundu. Yarın, kıyamette, şefâatı-kübra, efendimize verilecektir.

Nuh aleyhisselâm da kavmine beddua ettiginden, kıyamette, şefâata kadir olamayacaktır. Allah, Nuh aleyhisselâma iyman etmeyenleri suya gark ettiğinde; dünyada kâfir bulunması şart olduğundan, kendi sulbünden olan oğlu kâfir olmuş, kendine iyman etmemişti. Bu sebeble, sonra gelen çocuklarından kâfir olanlar bu bedduadan dolayıdır.

Ne garip tecellidir ki; Uhud cenginde peygamberimizin mübarek dişini şehîd eden şakiynin oğlu, Kerbelâ faciasında Imam Hüseyin ile beraber şehid düşmüş. Uhud'da, «At, at ya Saad! Anam-babam sana feda olsun! duasına ve şerefine nâil olan Saad-ibni-Vakkas radiyellahu anh'ın oğlu Ömer ibni Saad ise, Taberistan valiliğine tama edip, Resûlün pek sevgili Hüseyn'i ve ehli-beytine gadri-cefa etmiştir. Fe sübhan-Allah Halbuki, Ömer ibni-Saad, Taberistan valiliği nasip olmadan nâr'ı cahime gitmiştir.

Bazı ehli-hakikat; Nuh Aleyhisselâmın şefaatı kübradan mahrumiyetini şöyle beyan etmişlerdir: «Kendilerini uzun zaman îymana dâvet eden Nuh nebinin kavmi, iyman etmediği gibi, kendi ogullarını alıp Hz. Nuh'un yanına gelerek «Bu adama iyman etmeyin!» diye onlara sıkı sıkı tenbih ederlerdi.

Kavmi, kendine düşman kesilmişti. İyman edenler ise yetmiş, seksen kişi kadardı.

Günlerden bir gün; bir ihtiyar, yanında genç bir delikanlı olduğu halde, Nuh'un yanına varıp «Oğlum! bu adama sakın aldanma. Bunun dinini kabul etme!» diye tenbih ettiğinde, genç delikanlı dedesinin elindeki asâyı, yâni bastonu alıp Nuh Aleyhisselâmın başına kuvvetle vurdu. Dedesine dönüp «Şimdi benden memnun oldun mu?» dediginde; ihtiyar: «Şimdi bana lâyık evlâd olduğunu isbat ettin» dedi. Hz. Nuh'un başından akan kan mübarek sakallarından damlıyordu.

Allaha niyaz edip: «Yarab! İlmi gayıbtan bana haber ver.

Bu kavim bana iyman eder mi?» dediğinde «Hayır ya Nuh! İyman etmezler» cevabı geldi. «Peki yarabbi! Bunlar, bana iyman etmezler. Bellerindeki sularından geleceklerden bana iyman eden olur mu?» dediğinde «Hayır! Iyman etmezler» beyanı geldi. Bunun üzerine, Hazreti nebi göylece beddua etti:

«Bu kâfirleri helâk eyle. Dünyada bir tek kâfir kalmasın.» dediginde duası müstecâp olup: «Artık onları dâvetten vaz geç- Bir gemi inşa et!» emri zuhura geldi.

Nuh aleyhisselâm, bu emri-ilâhiyyeyi yerine getirmek için hemen bir gemi inça etmeye başladı. Fakat, kâfirler tecavüz etmeden durur mu? «Ne oldu sana' ya Nuh. Risaleti bırakıp, marangozluğa mı başladın?» derler, kendisine lâf atarlar ve taça tutarlardı. Arada da «Haydi gidelim; Nuh'un yaptığı gemiyi kirletelim» diye sözleşerek gelip Hz. Nebinin gemisine lâyık olmayacak hakareti icra ederler, kirletirlerdi. Hz. Nuh;

bunlara mâni olmaya kalksa, onu döverlerdi. Mübarek başını da birçok defalar yarmışlardı. Ciğerleri zedelendiğinden vücudü şeriflerine zaaf ârız olmuş, Allah celle kendisine bolca üzüm yemesini vahy eylemişti.

Cenabı hak, bu kâfirlere büyük bir ceza verip bunları uyuz illetine müptelâ kıldı. Fakat, bunlar bu cezanın neden geldiğini bilmiyorlardı.

Dikkat buyurun; bir kimse bir belâya duçar olduğunda, asıl belâ; o belâya neden uğradığını bilmemesidir.

Uyuz şiddetlendi; onlar yine işin nereden geldiğini bilmiyorlar, bu kötü âdetlerine devam ediyorlar. Hz. Nuh'un yaptığı gemiyi helâ olarak kullanıyorlar, durmadan kirletiyorlardı. Onlar, kirlettikçe uyuzları artıyordu. Gece gündüz kaşınmaktan uyuyamaz hale gelmişlerdi.

Günlerden birgün, bu kafırlerden birisi gemiye abdestinı ederken, ayagı kayıp pisligin içıne yuvarlandı. Pıslık nerelerine bulaştı ise, oranı kaşıntısı geçti. Baktı ki, pislik kaşıntıya iyi geliyor, diğer kaşman uyuzlarına da pislikten sürdü. Pislik sürülen yer iyi oluyor, kaşıntı duruyordu. Bütün vücudüne pislik sürüp, iyi olduğunu gören kâfir, kavmine koşup olan hadiseyi anlattığında; bütün kavim gemiye gelip, orada bulunan necasetleri vücutlarına sürüp, şifa buldular ve gemiyi öyle bir temizlediler ki, onda necasetten eser kalmadı. Geminin bütün tahtalarını vücutları ile silip uyuzlarına çare buldular.

Nûr sûresi: 26 Böylece, «Habisler, habisler içindir» âyetinin sırrı zuhura geldi.

Kendi kardeşin için kuyu kazma! Kazdığın kuyuya Eba- Cehil gibi kendin düşersin!

Gemi tamam oldu, ilham ile her cinsten bir çift hayvan gemiye gelip yerleşiyordu. Allah celle, Hz. Nuh'a «Tandırinda su çıktığında hemen gemiye bin.» diye vahy etmişti. Evet, bir gün tandır su ile doldu. Bunu gören Nuh aleyhisselâm, kendine iyman edenlerle beraber gemiye bindi. O anda, gökler kararıp, sema simsiyah oldu. Müthiş bir yağınur yağmaya başladı. Sanki, gökyüzü delinmiş, semadan deryalar dökülmeye başlamıştı.

Bu arada, oğullarından kendine iyman etmeyen Kenan'ı görüp, babalık şefkati taştığından: «Kenan gemiye gel!» diye seslendi. Fakat o, gemiye gelmedi «Ben yüksek yerlere çıkar, kendimi korurum.» dedi. Cenabı Hak: «Ya Nuh! Ne yapıyorsun? Kâfiri neden kurtarmak istiyorsun?» dediğinde

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.