Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Osman bey, Horasan Türklerinin Kayı âşiretinden idi. — 4. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 265

Hz. Muhammed bir şeyler okuyor ama, şiir değildi ne idi, bir türlü akıl erdiremiyordu. Bu okunanı, Hz. Ömer anlıyamıyordu. Günlerden birgün, Eba-Cehil şöyle ilân etti: «Kavmimiz arasına nifak sokan, ilâhlarımızı yalanlayan, kölelerimizle bizleri bir tutan, kavminin fakirlerini etrafina toplayan Muhammedi kim öldürür ise yüz adet kızıl deve va'ad ediyorum. Tellâllar böyle bağırıyor ve Eba-Cehilin bu va'dini ilân ediyorlardı.

Kabede toplanan, eli silâh tutan bir çak kişi, bu işe gönüllü idi. Omer de tesadüfen orada bulunuyordu. Çünkü, Mekke, bugün başka önem taşıyor, Mekke'de bagka bir hava esiyordu. Eba-Cehil lâini, bu işi almak için toplanan zâlimlere bir göz gezdirdi. Gayesi, bu işe Ömer'i sevk etmekti. Fakat, Ömerın dolu dizgin bu adi işi üzerine almayacağını biliyordu. Bütün bahadır sayılanların yanında bu işi Ömer'e emri-vaki ile yükleyecek, Ömer de hamiyyeti cahiliyesi ile diğerlerine karşı küçük düşmemek için bu adi işi mecburen üzerine alacak idi.

Ömer, kalabalık bir kabileye mensup olduğu için, Haşim oğulları kan dâvasına kalkamayacaklar, kalksalar bile bu arbede Omer'in kabilesi ile Haşim oğulları arasında olacak ve her iki kabile zayıf düşünce de Benî-Umeyye oğulları kavmin reisliğini ellerinde tutacaktı. Bu kuvvetli bir hiyle idi, fakat Allah bu işe razı olacak mı, bunu düşünen yoktu! O Allah ki, hayrul-mâkirin idi. Firavun'un kucağında Musa'yı büyütmüş, düşmanını bulmak için binlerce Îsrail çocuğunu acımadan öldürten Firavun, asıl düşmanını, Hz. Musa'yı bilmeden sevgi ve muhabbetle bağrına basarak büyütmüştü. Düşmanının hasta olmasına üzülüyor, birçok geceler ileride kendisinin düşmanı olacak olan Musa'yı görmek için uykusunu terk ediyor, onu doyamadan seyir ediyordu.

Düşmanı olan, onu tahtından indirecek olan, o meçhul şahsın bu çocuk olduğunu bilse; hiç onu yaşatır mıydı? Hergün, katlolunan çocukların adedini gördükçe «Düşmanım herhalde katı olundu» dıyor; rahat, retah ıçınde olup, bılmeden kendisinin düşmanı Musa ile hoş vakit geçiriyordu.

Diğer taraftan Hz. İsa'yı haber verip, onu ölüme sevk eden yahudinin de kendisi çarmıha gerilmişti. Hernekadar

«Ben Isa değilim!» dediyse de, kimse bu sözleri dinlememiş.

onu çarmıha germişlerdi. O da böylece kendi kazdığı kuyuya düşmüştü.

Kullar, hiyle düşünüyor ama, Hakkın bu hiyleye müsaade edip etmeyeceğini hiç düşünemiyorlardı. İşte, Eba-Cehil oraya toplanan halka bir nazar edip, şöyle hitap etti: «Evet;

hepiniz kahramansınız ama, bu işi yapsa yapsa, ancak Ömer ibni-Hattab yapar» diye orada duran Ömer'e bu işi yükleyiverdi. Ömer: «Ben, bu işi yapamam!» diyemezdi. Böyle diyecek olur ise, şerefi, haysiyeti, izzeti ne olurdu? Sonra. Kureyş arasında itibarı sönüverirdi.

Bütün orada bulunanlar tasdik ettiler: «Evet! Bu işi Ömer yapar, ona güveniriz» dediler. Ömer, oradan kalkıp sür'- atle silâhlarını takındı. Artık, bu işi yapmaya kararlı idi. Ona, efendimizin bulunduğu haneyi haber verdiler. O, tarafa pürhiddet, sür'atle yürümeye başladı.

Yolda, birisine rastgeldi. O zat «Yâ Ömer! Nereye?» diye sorduğunda «Kavmimiz arasında nifak çıkaran, ilâhlarımızı yalanlayan Muhammed'i öldürmeye gidiyorum!» O zat ile aralarında şöyle bir konuşma geçti:

— Bu çok zor.bir iş.

- Neden?

— İşte o kadar söylüyorum! Bu işi üstüne aldığına iyi etmemişsin.

— Yoksa sen müslüman mı oldun?

— Sana ne, benim ne olduğum. Kız kardeşin islâm oldu.

Enişten iyman etti. Sen onlara karış.

— Sen yalan söylüyorsun.

— Hayır. Yalan söylemiyorum.

— Nereden bileyim onların müslüman olduklarını?

— Onların evine git, bir hayvan kes, pişirt. Onları beraber yemeğe çağır. Fakat, senin kestiğin hayvanı yemeyecekler, işte bundan anlarsın.

— Eğer yalan söylüyorsan seni öldürürünı, diye tehdit eden Ömer, kız kardeginin evine doğru yolunu değiştirdi. O saatte orada, peygamberimizin sahabelerinden biri gelmiş, Ömer'in enistesi ve kız kardesine Kur'an talim etmekte idi.

Ömer'in geldiğini görünce, o zatı muhteremi evin dolabına soktular.

kendi eli tle bid i, akyz karestine ve eriterini soleni. Omeden kestigi koyunu pişirip ortaya koydular. Omer, her ikisini sofraya çağırdı. Onlar «Biz tokuz sen ye!» dediler. Omer, israr ediyordu. Onlar kabul etmiyor, taama ellerini sürmüyorlardı.

Ömer sofraya bir tekme atıp yere devirdi, kılıcını sıyırıp: «Anladım! Siz müslüman olmuşsunuz. Evvelâ sizi öldürüp sonra Muhammedi öldüreyim» diyerek eniştesini bir tokatta yere serdi.

Kız kardeşi: «Evet. Müslüman olduk ne olacak? Ölmekten korkmayız. Cennet bize vaad edildi. Nâr ise sizlere meskendir» deyip Ömer'in üstüne yürüdü.

Bu kadına ne olmuştu? Dişi bir kaplan gibi Ömer'in üzerine saldırıyor, bir taraftan da ona şöyle haykırıyordu: «Hakkın Resûlü Muhammed'i öldürmeyi üzerine almaya utanmadın mı? O size ne yaptı? Mazlûmlara hâmi, yoksullara enîs olduğundan mı onu öldüreceksin? Zarara ve menfaata kadir olamayan putlarınızı; Lâtı, Uzzayı, Menâtı yalanladığından mı? Yerin göğün sahibi olan Allaha sizi dâvet ettiğinden mi?

Yoksa, sizi şirkten, zulmetten kurtarmağa çalıştığı, sizi cennete, insanlığa dâvet ettiği için mi ona düşmansınız? Utan, hayâ et ya Ömer!» diyerek onunla pençeleşiyordu. İyman, onu çelik bir kaleye çevirmişti.

Ömer, sert bir darbe ile onu da yere serip, kılıcını kınından sıyırdı. O zaman, yere düşen o Resül âşıkı son söz olarak kelime-i-tayyibeyi okuyup:

«Lâ ilâhe illâllah Muhammed Resûlüllâh» deyip ezberlediği «Sûrei-Taha»dan âyetler okumaya başladı. Her müslümanın arzu ettiği de bu idi. Zira, müslüman ölürken son sözü tevhid ve Kur'an olmalı idi.

Ömer'in kız kardeşi «Sûrei-Taha»yı okumaya başlayınca, Ömer'e bir hal oldu. Kuvveti kesildi, eli tutmaz oldu. Kılıç elinden düştü. Evet, evet, katı, gazablı Ömer, yumuşamış, kendisine bir hal olmuştu. Gözleri yaşarmış, ne yapacağını şaşırmıştı. Kadın, okumaya devam ediyor, boynuna inecek keskin kılıcı bekliyordu.

Ömer, üstünden kalkıp, doğruldu. Ona; «Okuduğun nedir?» dedi. Kız kardeşi cevaben «Hz. Muhammede nâzil olan Kur'an'dan Sûrei-Taha». dedi. Ömer, kendinden geçmişti. «Biraz daha oku» dedi. Kardeşi okudu. (Semaların ve yerlerin içinde olanlar hep onundur) meâlindeki âyetler okunduğu vakit Ömer başka bir Ömer olmuştu. Bu sözler insan kelâmı olamazdı. Bütün beşer, cinnî, hatta melekler bir araya gelse bile, birbirlerine zahir, yardımcı olsalar; en küçük sûresinin bir benzerini meydana getirmeye kadir olamazlardı.

Ömer'in şekaveti, saadete tahvil olmuş; Ömer hitabı- Kur'an karşısında erimişti. Bir hiç olmuştu. Hazreti Muhammed'i öldürmeye giden ölü Ömer, öldürmek istediği zâtın getirdiği kitap ile işte, şimdi hayat bulmuş, şimdi dirilmişti. Zira, Allah celle, Kur'anı Keriminde kâfirlerden bahsederken,

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.

Osman bey, Horasan Türklerinin Kayı âşiretinden idi. — 4. bölüm — Menâkıbnâme — tarikat.org