Ramazan-1 şerifin ilk gecesi, Allah celle şöyle buyurur:
«Beni seven yok mu? Onu seveyim. Beni talep eden yok mu?
Onu talep edeyim. Ramazanın hürmetine bana tövbe ve istiğfar edeni mağfiret edeyim.» buyuruyor.
Bak; Allah seni muhabbetine çağırıyor. Onun rizasını talep etmene karşılık, seni talep ediyor, seni magfiretine dâvet ediyor. Hep Ramazanın hürmetine.
Uyan! Gafletten, gözünü aç! Neler göreceksin, bu lezzete ereceksin, bu mağfiret ayında da kendimizi affettiremezsek, hakir ve zelil olduk demektir. Bunu böylece bil! Zira, efendimiz şöyle buyurdular: «Şu kişi, benim ismimi işitti, bana salât etmedi, o kimse, hakir ve zelil oldu». Bu salât bahsini ikinci risalemizde yazmış idik. O risaleyi tekrar tekrar oku. Yine «şu kişi hakîr oldu, zelil oldu, burnu yerlere sürüldü ki ana ve babasını hor, hakir edip, haklarını yerine getirmedi.» Yine «şu kimse zelil ve hakir oldu ki, Ramazan-ı şerife yetişti de, Allaha kendini affettiremedi» buyuruyorlar.
Kıldığın namaz, tuttuğun oruç kime biliyor musun? Allaha! Evet, Allaha! O yüce varlıga! O yüce varlık ki, seni yarattı, yoktan var etti. İnsan olarak yarattı. Başka bir mahlûk olarak seni ve beni yaratabilirdi. Herhangi bir hayvanı yarattığı gibi.. «Ben böyle olmam» diye itiraz edemezdin. Keza eşek, yılan, sinek, domuz v.s. gibi hayvanları da, Allah halk ederken onlara seni şöyle bir mahlûk olarak yaratacağım demediği ve danışmadığı gibi, seni de insan yaratmış, sana sormadan.
Sana göz verdi, gösterdi. Kulak verdi, duyurdu. El verdi, ayak verdi, akıl verdi. Verdiğini de sana sormadan almak kudretine malik. Sen, mahkûmsun, zaifsin. O Hâkim, O kaviyyülâzim. Işte, secde ettiğin, oruç tuttuğun o ulu varlık; Dhad, vahid. Kadir, Kayyûm, kahhar olan Allah! dilerse seni bir anda yok eder. Gozunun nurunu sondurur, kulagının ışıtme hıssını iptal edebilir. Kolundaki kuvveti, dilindeki kelâmı, ayagındaki yürüme kuvvetini alabilir.
Hergün ölenleri görmüyor musun? Âbâü-ecdadın nereye gittiler? Dilerse, seni aziz iken zelil eder. Böyle yapmasına kimse mâni olamaz. Yaptıklarına kim mâni olabildi ki? Seni, bay iken gedâ, fakir ve yoksul iken zengin edebilir ve böyle de olacaktır.
Ölümü beyan eyledi. Dünya hayatında iken, bu böyle olmasa bile, ölümle olacaktır. Sana, senin aczini bildirmek için, gafilleri gaflet uykusundan uyarmak için, hepimizi vademiz geldiğinde öldürecek, o güzel gözlerimize toprak dolduracak, akıl durağı olan kafamızda örümcekler yuva kuracaktır. Mal, Can, Kasa, Akıl, ilim, güzellik ve kuvvet, kudret hepsi heba olur. El, ayak, kol toprak olacak. Sevgili, makam, mal, mülk ve rütbelerimiz dostlarımız yahud düşmanlarımız tarafından yağma edilecek. Sonra, bizi bir karanlık çukura sevgililerimiz kendi elleri ile koyacaklar. Bizi, orada kendi amelimiz ile başbaşa bırakacaklar. Aydınlığı yok. Yatağı yorganı toprak, yoldaşı yılan, çıyan ve akrep. Sevgililerimiz, dostlarımız bizim ile beraber oraya girmiyecekler, bizden kaçacaklardır. Inkâr eden var mı?
Bizi yine diriltip, ihya buyuracak ve mahşere sürecek olan, dünya hayatından, bize verdiği nimetlerinden hesap soracak olan Allah, mü'minlerden iyi huylu, güzel ahlâklı olan kendine kulluk, habibine ümmetlik edeni, Kur'anı-azimi kendine sertaç edeni lûtfu ile cennetine ve cemâline nail kıldığı gibi, kötü kişileri adli ile nâra koyacakdır. Işte, Allah sana bu Kur'anı indirmiş, senden Kur'ana hürmet etmeni ve onun emirlerine itaat, nehiylerinden kaçınmanı emrediyor.
Işte, secden, kıyamın, orucun, tesbihin, rükuun bu zâtıakdesedir. Günde beg defa huzuru-ilâhide duruyor, ona ibadet ediyorsun. Her ne kalar, sen onu görmüyorsan, o seni görmekte. Uyanalım gafleiten!...
Ey namaz kılan âşık! Ey Kur'an okuyan ve Allah ile ko- Irsad, cilt 2 - F: 18
nuşan sâdık! İmamı Ali kerremallahu veche, Kur'an okumanın faziletini şöylece beyan ediyor; «Bir mü'min, namazda, ayakla Kur'an okur ise, okuduğu Kur'anın her harfine yüz sevap verilir. Eğer, oturarak namaz kılar ise, her harfine elli sevap verilir. Namazın gayrısında, abdestli olarak Kur'an okur ise;
her harfine yirmibeş sevap verilir. Eger abdestsiz olarak ezberden Kur'an okur ise, her harfine on sevap verılir.»
Eger, bu tilâvet ramazanda olursa ramazandan gayri olan zamanlarda bire on olan, sevabın ramazanda bire yetmiş, bire yüz olarak kat kat ziyadeleşeceğini ise Kur'anı-Kerîmde Allah celle beyan etmiştir.
(Vallahü - Yudaifu limen yeşâ'ü vallahü vâsiun aliym).
Bakara sûresi: 261
«Allah dilediğini kat kat eder. Tevfiki-ilâhi erişmeyen kimseye, Kur'an okunduğu zaman, Kur'andan birşey anlamaz.
O kimseye Kur'an hüsrandır. Kur'an, mü'mine şifadır, rahmettir.»
.r'.
(Ve nünezzilü minel kur'âni mâhüve şifaun ve rahmetün lil müminiyne velâ yezidüzzâlimiyne illâ hasârâ).
Tarâ sûresi: 82 Sûre-i isrâda Allah celle: «Biz Kur'an-ı azimi mü'minlere şifâ, zâlimlerin, kâfirlerin hüsranı artsın diye inzâl buyurduk» diye beyan ediyor.
Onun için, bir kimse ne kadar okursa okusun, ne kadar yazarsa yazsın tevfiki-ilâhi olmayınca Kur'anı anlayamaz.
şıtır, duyamaz. Bakar, goremez
Allah: Habibi-isanına:
Ve terâhüm yanzurüne iloyke ve hüm lâ yubsuru' raf sirei: 198
«Kâfirler, sana bakıyorlar, fakat, seni göremiyorlar.» buyuruyor. Nasıl görsünler? Bakmakla değil, görmekle; işitmekle değil, duymakla anlamakla! Kalp gözü kör olan, baş gözü ile baksa, göremez. Kalp kulağı sağır olan, baş kulağı ile duysa da anlayamaz. Onun için, Ümmi-Mektum radiyellahu anh'- ın baş gözü âmâ idi, fakat kalb gözü gördüğü için, Resûlü-efhâm efendimizi görmüş, iyman etmiş idi. Eba-Cehil ve onun arkadaşlarının baş gözleri görüp, kalb gözleri görmediğinden, iymân edememişlerdi. Içlerinden tevfiki-ilâhiyyeye mazhar olanların, kalp gözlerine fer gelenler, sonradan iyman etmişler; Hakkın sönmeyecek olan bu nûrunu görmüşlerdir. Bunlardan biri de Ömer ibni Hattâb idi.
Ömer, şecî, bahâdır, ayni zamanda çok kuvvetli bir cengâver ve okur yazar idi. O devirde Misır'a, Suriye'ye, Iran'a, gitmiş, gezmiş ve ticaret yapmış Mekke'nin muteber kimselerinden idi. Hz. Ömer radiyellahu anhın iyman etmesi şöyle olmuştu: O devirde onun Mekke'de büyük bir rütbesi var idi ve itibarlı bir zattı. Fakat, Hazreti Peygambere iymân etmediği gibi, Resüle kalben kızıyor ve onun kavmi Arabı ıkiye ayırdıgını lahları yalanladığını ve putlara tapmanın hak yoldan sapmanın aleyhinde olduğunu duyuyor, fena halde öfkeleniyor fakat, düşmanlığını açıktan gösteremiyordu. Eba-Cehil gibi, alçak ve tecavlzkâr değil idi. Bir çok zamanlar, peygamberimize nâzil olan âyetleri dinlemiş fakat tevfiki-ilâhî gelmediğinden hiç birşey anlamamış, yüz çevirip gitmişti.