Biz, Kur'anın bu davetlerine kulak vermeyip, dâlâlette kalmış isek, Kur'anın ve islâmın ne kabahati var? Kur'an-ı şerife kulak verip, dinledigimiz, okuyup anladıgımız ve anladığımızı hâlisen-li-veçhillah yaptıgımız zamanlar, sayıca az iken çoklara galip geldik. Zelil iken aziz olduk. Bütün dünyayı adaletimize hayran kıldık. Bir çok beldeler feth ettik. Bunları, tarih yazmaktadır.
Allah boyası ile boyanan ebâü-ecdadımızı tebcil etmekte, düşmanlarımız bile abâü-ecdadımızın adlinden sitayiş ile bahs etmekte. Işte, kısa bir zamanda, az bir vakitte Afrika, Ispanya, Anadolu, Iran, Hindistan ve Orta Asya'yı, Çin'e kadar ve Çin'den Viyana'ya kadar fetheden abâü-ecdadımız, buraları Kur'anın nûru ile fethedip, bizlere bıraktıkları halde; bızler Kur'anın yalnız kalıbını alıp, ruhu Kur'anı terk ettiğimiz için zillet ile buralardan kovulduk.
Zira, Nebiy Aleyhisselâmın:
(El-adlü esasül-Mülk).
hadisini, duvarlarda güzel hatla yazıp, zulümden bir an geri ‘almadık. Eğer, kalıp fayda verse idi, levhadaki yazı bize fai.
le verecek idi. «El-adlü esasül-mülk»ün mânâsı: «Adalet mül.
kün temelidir.» Bu ifâde, bir kalıp idi. Bunun ruhu ise adaleti, doğruluğu icra idi. «Allah adli emreder» âyetini okuduğumuz halde bizler zulümden el çekmedik.
(Men âle meniktesed).
Yâni, iktisade riayet eden fakir olmaz hadisini, yazdık duvara astık. Fakat israftan geri kalmadık.
(Ennecatü fissıddık).
hadîs-i şerifi «Kurtuluş doğruluktadır» dediği halde yalancılıktan, dolandırıcılıktan vaz geçmedik.
(En-nezafetü minel-îyman).
hadisini levha yaptık ama ne dışımızı ne içimizi tenizleyebildik. Namaz, Allaha yaklaştırır hadîsini okuduk, işittik fakat sehv ile kıldığımız namaz bizi Allahtan uzaklaştirdı.
Allahü Teâlâ şöyle buyurdu:
(Feveylün lil musliyn elleziyae hüm an salâtihim eâhue un süresi: 4 Mânayı münîfi: Veyl olsun, azâb olsun, o sehv ile namaz kılanlara, secde edip secdesini kime yaptığını bilmeyene! Veyl olsun, o gösteriş için namaz kılana ki, onlar beşere yardımı men'eder.
Evliyaullah, şu beyitlerle bundan dört yüz sene evvel bizleri irşad eylemişlerdi, fakat uyanmadık:
Müslümanlar gönül şehri açılmaz ki, melâmet var.
Nazar kılın şu dünyaya, kıyametten işaret var;
Ne kadı adl-1-dâd eyler, ne kayguluyu şad eyler, Ne ümmi itikad eyler, ne imam da tamâmet var.
Ku ymet isı, Estirdilşler. Biri melhemi-Kübra ki, bu
(Yevme tübeddelül - ardü gayrel - ardi vessamavatü ve berezû lillâbil vahidil - kahhar).
Ibrahim sûresi: 48 Yâni, arz tebeddül edince, sema çatlayıp bakırlar gibi eriyip dünyaya döküldüğü zaman, güneş dürülüp, ziyası kararınca, ay nurundan mahrum olunca, yıldızlar dökülünce; denizler kaynayınca ki, buna Melheme-i Kübra «Büyük Kıyamet» denir.
Ikincisi, orta kıyamettir. Bir milletin istiklâlinin gitmesi, o milletin kıyametidir. Üçüncü kıyamet ölümdür. Ölüm, küçük kıyamettir. Bir kişi öldü mü, o, kişinin kıyameti koptu demektir, Hazreti Seyyid Seyfullah kuddise sirruh, devleti-Osmaniyyenin zulme saptığını, adalet teşkilâtının iyi çalışmadığını, halkın azdığını yakın bir zamanda yıkılacağını haber veriyordu. Tabii anlayana...
Seyyit Seyfullah hazretleri divanında:
«Yıkıldı âli Osman, Ağlasın bütün cihanı!» diyor ki, kendisi Muradı-sâlis devrinde yaşamış. Tâ o devirden âli-Osmanın mülkünün yıkıldığını bü beyitlerle apaçık ifade etmiştir.
Âşık paşa tarihinde, «Bu âli-Osman ki, her işleri takva ile idi. Allah bunlara fütuhat verdi, şarkı ve garbı aldılar. Şimdi işleri, fetvaya döndü. Korkulur ki, mülkleri yıkıla!» diyor.
Gördün mü? Allahın velisi nasıl görmüştür.
Kanije kahramanı Hasan paşaya vezirlik verildiğinde, vezirlik fermanı kendine tevdi edilince, hüngür hüngür ağlayıp: «Eyvah, Devleti-âliye yıkılıyor'» demiş. Bunun sebebini sorana da «Pîri paşanın, bahri ummanda muharebeler yaparak, Akdeniz'de şerefle dolaştığı ve bunca hizmetleri olduğu halde, vezaret kendisine verilmedi. Ben fakir, ufak bir palangayı müdafaa ettim diye vezirlik payesine nail oldum. Demek ki devlet yıkılıyor.» demiştir.
Devletlinin görüşüne bak ki, ne kadar isabetli, takdirine bak ki, ne kadar ferasetli! Tevazuuna bak ki, ne kadar âli kişi Piri Paşanın, Tiryaki Hasan Paşanın ve şehid ve gazilerin ruhu için el-Fâtiha.
Velileri bir tarafa bırakalım! iymanı kemâle gelen mü'- minin nazarından dahi korkunuz, zira.
O feraset sahibidir ve Allahın nuru nazarı ile bakmaktadır.
Zâlime kıl kadar meyl edeni cehennemin kuşatacağını Kur'an-ı Kerîm haber vermede. Zâlime kıl kadar meyl etmek şöyle dursun; bizatihi sen zâlim olmuşsun. Elbetteki bu dünyada eşyalar ile döşenmiş bir eve, bir takım insan suretindeki mahlükları koysan, bir hafta içinde o evin halinin ne olacağı malûmdur. O evin, o eşyanın ne kabahati var? Bu sefer eski bir haneye de, medeni insanları yerleştir. Bir hafta sonra o hane tertemiz, oturulacak bir hale gelecektir.
O halde, insaf edelim! Biz, âmil olmaz isek, Kur'an-ı Şerifin, Islâmın ne kabahati vardır? Islâm ve iyman ile alâkası olmayana hitap etmiyorum. Müslümanım diyen ve ibadetinde olana söylüyorum. Günde beş defa huzuru ilâhide el bağlayan kardeşim! Dikkat et! Ahkâmı Kur'aniye ile âmil ol! Secdegâhını bil, beş vakitte huzur-u ilâhide okuduğun Kur'an ile âmil ol ki, vücudun nâra haram olsun! Namazında sehiv etme, yâni okuduğun Kur'anın ahkâmından dışarı çıkıp, hududu-ilâhiyyeyi çiğneme. Secdegâhını bil! Namazda kime kıyam ediyorsun, kiminle konuşuyorsun, k'me rükû ediyorsun, kime tesbih, kime hamd ediyorsun. Bunu bildin mi? Kimin karşısında olduğunun farkında mısın?
Işte, kıyam ettiğin, hamdü senâ ve tesbih ettiğin, konustuğun, rükü ettiğin, secde, tesbih eylediğin, hergeye kadir olan Allah; seni yoktan var eden, seni zelil ve âciz iken aziz eden, sana göz kulak, el ayak veren, seni yaşatan, sana rızk veren Allah, işte O yüce varlık Habibi vasıtası ile sana tebliğ ettirdiği Kur'anın emirlerine itaat, nehiylerinden imtina etmeni istiyor. Yâni, YAP! dediğini yapmanı, YAPMA! dedigini yapmamanı senden istiyor.
Işte, istedigi bu emirleri, bu nehiyleri bizlere bildirdigi
kitabın nuzûl ettiği ay, bü «Ramazan» ayı, Kur'an ayı, Rahmet, magtiret ve bereket ayıdır.
Resûl Aleyhisselâm buyuruyorlar ki: «Eger, benim ümmetim bu ayda olan faz-ı ilahiyenin ne oldugunu bilseler idi;
bütün senenin Ramazan ayı ile geçmesini Rabbilerinden niyaz ve temenni ederlerdi. Zira, bütün hasenata bu ayda kat kat ecirler verilir, tâatler makbul, dualar kabul, günahlar mağfur olur. Cennet; mü'minlere, Kur'anı sertaç edenlere müştaktur.»
Yine Resûl Sallallahu Aleyhi Vesellem: «Ramazan-ı şerifin geldiğine ferahlanan kişinin cesedi, nâr'a haram oldu» buyuruyorlar.