Osman bey, Horasan Türklerinin Kayı âşiretinden idi.
Süleyman Şahın Dicle nehrinde boğulması ile, kabilesi ikiye Türkler, mağlûp tarafa yardıma koşmuştu. Müslüman Türke de bu yakışırdı.
Onların yardım ettigi taraf megerse, Selçuk Türkleri imiş. Bu yardımın muvaffakiyet ile neticelenmesi, Ertuğrul beye Eskişehir tarafında, Rum kâfirlerinin hududunda oturma hakkını kazandırdı. Işte, orada, yâni Eskişehir, Bilecik cihetlerini Nür-u Muhammedi ile tenvir eden şeyh Edeball lle buluşmak lûtfuna da mazhar olmuştu. Bu şeyh Edebâli kuddise sirruhu, vârisi-Kâli-Muhammedi ve vârisi-hâli-Muhammediyle mevsut bir zat idi. Hem «ilmi-zahir», hem «ilmi-batın» sahıbi, saki-i-aşkı-ilahi bir zat idi. Ertugrul bey olsun, Osman bey olsun, Türklüğe has bir sıfat ile ulemâ ve meşayihe sevgi ve muhabbet, hürmet gösterirler idi. Zira, ulemaiâmilin ve evliyayı kiram, vârisi-enbiya oldugundan, onlara yapılan muhabbet ve hürmet, itaat ve sevgi Resûle yapılan muhabbet, sevgi ve itaat gibidir. Resûle yapılan muhabbet, sevgi, hürmet ve itaat ise, Allaha yapılan muhabbet, sevgi, hürmet ve itaat gibidir.
«Esteizü billâh; (ve men yuti-irresüle-fekad-eta-allah).»
Mânayı şerifi: Her kim ki Resûlüme itaat etti, muhakkak ki bana itaat etti, diyor Allah.
Ulema ve evliyaya yapılan ihanet ve buğz, Resûle; Resûle yapılan buğz ve ihanet Allahadır. Müslüman Türkler, tarihen sabittir ki, ulemaya, meşayihe hürmet edegelmişlerdir. Timürlenk olsun, gök tanrıya ibadet eden müşrık Cengız ve Hülâgu hanlar olsun, onların bile ulema ve meşayihe hürmet ettiklerini, tarihler yazmaktadır. Gelelim kıssamıza; Osman
bey, şeyh Edebali hazretlerini sık sık ziyarete gider, ondan nasihat alır, onunla sohbet ederdi. Ikisi de birbirlerini çok severlerdi. Birisi ruh, birisi ceset gibi idi. Osman bey ceset, Şeyh Edebâli ruh idi. Bir gece, Osman bey, şeyh hazretlerinin hanesinde kaldı. Çok hoş bir sohbetle geç vakte kadar oturdular. Osman beyi misafir edecekleri odaya çıkardılar. Yere temiz bir yatak yapılmıştı. Osman beyi odasına çıkaran derviş:
«Allah rahatlık versin!» deyip geri döndü. Osman bey, soyunup yatağa gireceği zaman, duvarda kese içinde asılı duran bir Kur'an-ı Kerim gördü. Nasıl olurdu ona karşı, Kur'ana karşı yatabilirdi, Sabaha kadar, Kur'ana ta'zimen ayakta durdu. Halbuki şer'an yatması caiz idi, fakat herkes her müsaadey! yapmaz.
Sabahleyin, namaza çağırıldı. O binayı-ilâhinin, şeyhin ardında Allaha takdim edildi yani namaz kıldı. Namazdan sonra, şeyh hazretleri ile tekrar konuştular. Yatağı kaldırmaya giden derviş, yatakta yatılmadığını görünce, keyfiyetı Hz.
Şeyhe bıldırdı. Hz. şeyh, Osman beye neden yatmadıgını sorduğunda: «Aman efendim! Hatırı âlinize bir şey gelmesin, yatak tertemiz idi. Fakat, duvarda kelâmullah asılı idi. Ona karşı yatamam.»
: dediğinde Şeyh hazretleri, Osman beyi alnından öptü, Kur'an-ı Kerimi ta'zim ile alıp, Osman beye bir miktar yatmasını, istirahat etmesini söyledi.
Osman bey, biraz istirahat etmek üzere yatağa uzandı, bir rüya gördü. Rüyasında gogsünden bir agaç çıkıp, dalları doguyu ve batıyı altına aldı. Sonra uyanıp, rüyayı Hazreti Şeyhe söyledi. Hz. Şeyh: «Oğlum Osman! Bir teklifim var, eğer kızımı alır isen, rüyanı tâbir ederim.» dediğinde, «Aman efendim! bana ne büyük iltifat, kabul ediyorum!» deyince. Hz.
Şeyh: «Oğlum! Allah sana ve evlâtlarına öyle bir mülk verecek ki, sen ve senin çocukların, padişah olacaksınız. Şark ve Garp sizin tahtı-idarenize verilecek» dedi. Ve öyle de oldu;
gördün mü Kur'anın kalıbına, kalbine ve ruhuna hürmet etmenin feyzi bereketini. İşte o ecdadımızın fethettiği yerde oturmaktasın!
Görenedir, görene, Köre nedir, köre ne!
İlk vahiy efendimize nasıl vâki olmuştu? Bunun tafsilâtını Buhari-şerifin beyanına göre verelim: Zira, Kur'an-ı Azim.
Ramazan ayının Kadir Gecesinde levhi-mahfuzdan, birinci
kat semaya, beytil-izzete inip, Cebrail Aleyhisselâm vasıtası ile yirmi üç yılda, peygamberimize müteferrikan indirildi.
Efendimiz şöyle haber verdi: «Bana yalnızlık sevdirilmişti.
Ben, Hira dağında Rabbime ibadet ediyordum. Melek bana geldi. (OKU!) dedi. Ben (Okumak bilmem) dedim. Beni kucakladl, sıktı ve bana (OKU!) dediginde (Ben okumak bilmem) dedim. Yine beni kucakladı ve sıktı. Aynen tekrar etti.
(OKU!) dedi. Ben yine (Okumak bilmem) dedim. Beni kucakladı, üçüncü sefer bağrına basıp, öyle bir sıktı ki, ve (İkra- Oku! ) deyip Sûre-i Ikra'dan beş âyet okudu. Bana vahyi böylece getirmeye başladı.» buyurdular.
Bu meseleyi tafsilen okumayı isteyenler, Buhari-Şerifin birinci cildinin «Vahiy» bahsine baksın.
Şimdi kalkıp da: «İslâm bizi geri bırakmıştır. diyen insafsızlara hitap ediyorum: Bir dinin ilk âyeti «OKU» emri ile başlarsa, nasıl olur o din bizi geri bırakır? İz'an ve insaf sahibi böyle söz sarfedemez.
Okumadık ise, kabahat Kur'anda mı? O, bize (Oku) diyor, biz okumuyoruz. Insaf edelim! Zaten, Kur'an-1 Azimi okuyup da emirlerine itaat etmeyene, nehiylerinden kaçınmayana Kur'an lânet etmektedir. Kur'anın lânet ettiği fâsık kişiler, elbette ilimden kaçar, okumaz, yazmaz. Okuyup, yazsa bile insanları kötülüğe götürüp, Allahın emirlerine mâni olur ve Allahın men'ettiği şeyleri emir eder, emirle yaptırmaga zorlar.
Işte, müslümanların geri kalması, ileri gidememesi Kur'- anı okuyup evâmiri-ilâhiyyeyi yerine getirmemelerindendir.
Fasıkı-fâcir kimselerin, Kur'anı sırf kendi çıkarları için ezberleyip, okumaları Kur'an ile âmil olmamaları diğer insanların akâid ve iymanı üzere büyük rahneler açmıştır. Bu mukaddes kitabı mübin, böyle kişilerin kalplerinde garip bir durumdadır.
Süleymanı Derrani diyor ki: «Yarın, kıyamet gününde zebanilerin ilk evvel yakasına yapışıp cehenneme atacağı kişi, Kur'anı okuyup, Allaha âsi olanlarla, putlara tapıp Allaha şirk koşanlardır.» Resûl Aleyhisselâm efendimiz: «Bir kimse, Kur'an okar da, onun ile âmil olmaz ise, o kimse Kur'an okumamıştır.» diyor.
İşte bizler, her ne kadar Kur'an okusak da, emirleri ile âmil olmadığımız için, onu okumamış gibiyiz. Nehiylerini, yâni YAPMA! dedikleri yapdığımızdan Kur'an-ı Kerîmin lânetine müstehak oluyoruz. Birçok müslüman milletlerinin, elinden istıklaliyetı gıdip, kafırlerin esareti altında senelerce kole olarak sürünmekte, bazıları ıse bır takım zalimlerın yumrugu altında inlemektedir. Bir milletin istiklâli gitti mi, o millet zelildir. Ölmesi, dünyadan silinmesi onun için hürriyetinden mahrum olarak yaşamaktan daha ehvendir.
Kur'an-ı mübin, bizleri nûra dâvet ediyor. Kur'an, aslında nûrdur. Kur'an, 'bizleri adalete çağırıyor. Kur'an, bizleri kendi nefsimize ve başkasına zulümden men'ediyor. Kur'an, bizi halıkımıza ibadete çağırıyor. Kur'an, bizi, birbirimize yardıma çağırıyor. Kur'an, bizleri insanlığa, vefaya, fedakârlığa çağırıyor. Kur'an, bizleri iki cihanda felâha, necata çağırıyor.