Bu rüyayı gördüğü gece, zilhiccenin sekizinci gecesi idi.
Bu gecenin sabahına yevm-i terviye denir. Ibrahim nebî yevmi terviyede düşünceye daldı, ve hatırladı ki, kendisi böyle bir söz söylemiş ve ahd etmişti. Ahdini şüphesiz tereddütsüz yeoznu ismaili kurbâni edezenti Yaruz börlirniâni da bibeklemekte idi.
Bundan kasdı, acaba (oğlunu kes!) diye verilen emri mecaz mı idi?.. Yoksa hakikaten Ismail'i kesmekle mi emir olunmuştu? Anlamak istiyordu. Eğer, mutlak İsmail'i kesmek emir olunuyorsa; kendinden evvel hiçbir nebi, hiçbir resûl böyle oğlunu kesmekle emir olunmamıştı. Bundan başka Ismail aleyhisselâm da âhır zaman nebisinin, onsekiz bin âleme rahmet olan Muhammed aleyhisselâmın nuru vardı.
Nihayet, şu karara vardı: Semizlerinden yüz deve kurban etmek üzere meydana götürecek ve Erhamer-rahimin olar Mevlâdan (Bedel-i-Ismail) olması için dua edip kabulü niyaz eyleyecekti. Böylece yaptı ve gökten ateş gelip yüz deveyi yak- t1. Zira, o zamanlar kurban kesmek yoktu. Kurban yerine götürülüp bırakılan kurbanlardan, kabul olanlarını gökten ateş gelip yakardı. Kabul olmayan kurbana gökten ateş inmezdi.
Bıçak ile kurban kesmek, ilk defa Ibrahim nebiye emr olunuyordu.
Hz. İbrahim, o gün sabır etti. Ertesi gece rüyasında yine
«Nezrini yerine getir!» diye emr olunuyordu. Sabahleyin, yani arefe günü, Hz. Ibrahim yine Ismaile bedel olması için, yüz deve daha kurban etti ve bu kurbanların da kabulüne işaret olarak, gökten ateş inip onları da yaktı. Böylece, o gün de geçti. Nihayet daha ertesi gece, yanı Zilhıcce nın dokuzunu orun cu güne bağlayan gece, İbrahim nebiye rüyasında yine: «Nez rini yerine getir!» emri verildi. Artık anladı ki bizatihi oğlunun kurban edilmesi lâzım. Sabahleyin uyandığında ki, bayramın ilk günüdür. Ibrahim aleyhisselâm, zevce-i muhteremi olan Hz. Hacere hitaben: «Ey Hacer; Ismail'i yıka, saçlarını tara, yeni elbiselerini giydir. Kokular sür, süsle. Zira dostumun ziyaretine gideceğim ve Ismail'i de beraber götüreceğim!» dedi. Hz. İsmail'in annesi Hacer, İsmail'i yıkadı, saçarını taradı. Yenı elbiselerını gıydırerek kokular surdu. Ismail bugün ne kadar güzeldi. Ismail bugün ne kadar baska bir hal almıştı. Annesi ile güzel güzel konuşuyor, gönlünü sürurlandırıyordu.
Hz. Halil aleyhisselâm, Ismaili elinden tuttu, beraberce yola koyuldular. Hz. Ibrahim yanına ip ve bıçak da almış, Mina denilen yere gidiyorlardı. İsmail, babasının önünden koşuyor, onun önünde hem oynaya oynaya, zıplaya zıplaya gidiyor, hem de bazan arkasına dönüp babasından bazı şeyler soruyor, sonra yine yola devam ediyorlardı. Hz. Ismail, bugün ne kadar başka, ne kadar neş'eli idi. Ibrahim nebiye, üç gün evvel,
«Nezrini yerine getir!» emri verilmiş, Hz. İbrahim ise bu emri üç gün sonrasına tehir etmek mecburiyetinde kalmıştı.
Bundan cesaret alan Iblis, Ibrahim nebinin yanına varıp önünde hoplaya zıplaya yürüyen nur gibi yavruyu gösterip: «Ya Ibrahim! Şu mâsum çocuğa nasıl kıyacaksın? Şu elindeki iple
bağlayıp, bıçağı onun körpe gerdanına nasıl vuracaksın? Bu güle, oynaya giden yavrunun sence hiçbir değeri yok mu?»
dediğinde hak nebi, Allahın Halili, Iblise hitaben şöyle söyledi: «Ey Allahın rahmetinden kovulmuş Iblis! Dediklerinin hepsi dogru, akla uygun, hakikaten şu mâsuma ancak bir canavar kıyar, boynuna bıçak sallayabilir. Lakin bütün bu âlemlerin Rabb-1 Azizi olan ve herşeyi herkesten daha iyi bilen, her şeyden haberi olan, alim ve habîr olan Allahım bana emretti.»
Bu sözü işiten Iblis, oradan firar etti.
Ey mü'minler! Buraya bilhassa dikkat ediniz. Şeytan, insanları hak yolundan çeviremedi mi, ailesini kandırıp, ailesi vasıtasıyle o kimseyi Allaha karşı isyankâr yapar. O halde seni Allah yolundan her ne şey alıkoyarsa en yakının, ailen, evlâdın dahi olsa, bilmiş ol ki; o senin düşmanındır. Hz. Ademe şecere-i memnua'dan yediremiyen Iblis, Hz. Havva anamız vasıtası ile lihikmetillâh yedirmeye muvaffak olmuştu.
Bu sebeple, doğru Hz. Hacerin yanına gidip, ona da aynı hileyi yapmak isteyen Iblis, Hz. Hacer-i buldu. Fırsatı ganimet bilen şeytan: «Sen burada nasıl oturabiliyorsun? İbrahim nebi, oğlunu kesmeye götürüyor. Olacak iş mi bu?» dedi. O da, «Sus yalancı! Bir babanın oğlunu kestiği görülmüş müdür ki?» diye tersliyen Hz. Hacer'e Iblis: «Ya ip ve bıçak?..
Onları niçin yanına aldı,.. Kendisine Allah'ın böyle emrettiğini zannediyor ve işte onu kesecek. Koş evlâdını kurtar.» deyince, şeytanın bu edepsizliğine fena halde gazaplanan Hz.
Hacer; «Def'ol buradan mel'un! Kocam nebidir. Aldığı emirler hak ve gerçektir. Hak ile bâtılı ayırd edebilir. Oğlum gibi, ben dahi bu emre kargı canımı feda ederim» buyurdular.
Ey yavrusuna karşı şefkati bol olan mümin anneler! Bu şefkatlerinizi körü körüne beslemeyiniz! Yani «Yavrum zayıftır, oruç tutmayıversin! Sabahleyin tatlı tatlı uyuyor, namazını gün doğduktan sonra kılıversin» diyen, başkasının ağacından sahibinden izin almaksızın meyva koparıp yiyen çocuğunu «canı çekmiştir» diye azarlamayan anneler! Şunu iyice biliniz ve dikkatle kulak veriniz ki; 'yavrularınıza karşı duyduğunuz bu şefkat, bu merhamet kat'iyyen annelik şefkati değil, bilâkis şeytanın yaptığı hile, vesvese, neticesi olan bir harekettir. Asıl annelik şefkati, yavrusuna daima Allah emirlerini telkin edip, yaptırmakla olur. Hz. Hacer'in yaptığı gibi:
Ey mü'minler! Zevcelerinizi bu hususta bilhassa ikaz ediniz. Zira, onlar hakikaten yavrularına karşı erkeklerden ziyade merhametli ve şefkatlidirler. Bu sebeple, merhametleri işin ehemmiyetini anlamalarına, Allahın vereceği azâbı görmelerine mâni olabilir. Onları ikaz etmek ise erkeklerin boynuna borçtur. Zira, evlâd, kendisine hak yolunu göstermeyen ana ve babasından kıyamet gününde dâvacı olacak ve: «Ya Rabbi, işledigim günahların cezasını hak ettim, lâkin bu cezaların iki mislini, bu anam babam olacak kimselere de ver. Onlar, beni bu günahı işlerken, doğru yola çekmediler, beni ikaz etmediler.» diyecektir.
Ey ana ve babalar! Eger kıyamet günü böyle bir duruma düşmek istemesseniz, yavrularınıza nerede şefkatli davranacagınızı, onların nerede azarlanacagını bilip, hak yolunu ögretmelisiniz. Seni vesvese ile hak yolundan döndürmeye çalışan iblise, Hz. Hacer gibi cevep ver de ki: «Allah yolunda ben de, evlâdım da fedâyız.» Işte o zaman Allah sana sevgili evlâdını bağışlar. Hz. Ismail'i ana, babasına bağışladığı gibi.
Bak dinle:
Iblis en sonunda, çocuktur, belki onu kandırır, isyan ettiririm diye dogru Ismail nebinin yanına koştu, ona: «Baban seni nereye götürüyor, biliyor musun! Yanına ip ve bıçak aldığını görmedin mi? Oynayıp duruyorsun ama baban seni bağlayıp kesecek!» deyince Hz. İsmail: «Haydi oradan ey şeytan. Bir babanın evlâdını kestiği nerede görülmüş? Hem benim babam nebidir. Kendi oğlunun nebi olduğunu bile bile onu kesebilir mi?» diye tersledi. Hemen Iblis: «Ama Allahtan emir aldığını zannediyor.» dedi. Hazreti Ismail şeytana hitaben: «İşte şimdi iyice sapıttın.» der. Bir nebi için «Allahtan emir geldi zannediyor» diye bahsedilebilir mi? Emir geldi ise, hak ve gerçek olarak gelmiştir. «Zannediyor diye bir şey olmaz. Binaenaleyh babama böyle bir emir geldi ise boynum kıldan incedir» dedi.