Bizden evvel geçen ümmetlerden birinde, bir delikanlı evlendi. Nikâhı kıyan o kavmin nebisi, bu delikanlının o gece öleceğini ashabına haber verdi. Sabah vakti damad ibadet etmek için mescide geldiginde, Mescidde bulunanlar şaşırdılar.
Zira, bu gencin ölecegi nebiyleri tarafından haber verilmişti.
Nebiy aleyhisselâm kavminin şüpheye düştüğünü görüp o dekanlıya, yatağını kaldırdın mı diye sual ettiginde; Hayır nebiyallah. Gidip biraz daha yatacagım, diye cevap verdi. Ashabına dönüp «Benimle beraber gelin!» diyerek hep birlikte o gencin evine vardılar. Delikanlıya, yatağını kaldırmasını emir etti. Delikanlı yatağı kaldırdığında, orada zehirli bir yıbiy aleyhisselâm yılana hitab edip, «Burada ne işin var? Neden buraya geldin.» dedıgınde, yılanın: «Bu delıkanlıyı sokmak için buraya gönderildim. Fakat beni bir demir zincir ile bağladılar. Her ne kadar vazifemi yapmaya uğraştım ise, kendimi zincirden kurtarıp bu delikanlıyı sokmağa ve öldürmeğe muvaffak olamadım.» dediğini bütün ashabı işittiler. Bunun üzerine Hz. Nebi, yeni güveye dönerek; «Ne hayır işledin?»
diye sordu. O da cevaben: «Gece kapıma gelen bir fakire bir miktar süt sadaka ettim» dediğinde, Nebiy aleyhisselâm: «Işte o sadaka, bu belâyı senden def'etti.» buyurdular.
Bu kıssa, peygamber efendimize de atf edilir. Başka bir nebide olsa, bizim peygamberimiz sayılır. Zira; biz müslümanlar, bütün nebiylere iyman ederiz. Mühim olan, cereyan eden vak'adır. O genç damad sadakayı verirken şırf Allah rızası için vermişti. Bak; mükâfatını dünyada iken bile nasıl buldu. Şimdi Allahın: «Kurban kes!» emri celiline karşı cimrilik yapanlar acaba nasıl bir mevkie düşerler?.
Efendimiz, sultanımız: «Hali vakti yerinde olup da kurban kesmeyenler, mescidimize gelmesin!» buyuruyor. Ne büyük bir tehdit!..
İşte, İbrahim aleyhisselâmın bin tane koç, üçyüz sığır, yüz deve kurban ettiğinde insanların taaccübüne karşı, «Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Biz, canımızı feda ettiğimiz Rabbimize malımızı feda ediyoruz. Can, maldan daha kıymetlidir.
Üstelik kimin malını kime feda ediyoruz. Bu mallar benim miair ki, mallarınız sizin midir ki? Elbette mal ve mülkün yegâne sahibi Allahtır. O halde, bize emaneten rızıklanmamız için verilen malı asıl sahibine feda etmiş isem, bunda şaşılacak ne vardır? Değil mal, mülk, Allah bana bir evlât verse, onu dahi Rabbi kerimim yolunda feda ederdim» buyurdular.
Ey mümin! Buraya dikkatle nazar eyle! Allaha dost olduğunu iddia eden kimse, onun yolunda böyle fedakârlıklar yapabiliyor mu? O zaman, sozünde dogrudur. O insan, Ibrahim nebi derecesinde olmasa bile, yani canı ve evlâdını feda etmeye kıyamıyor ise, hiç olmazsa Allah yolunda aslında kendinin olmayan malı da sarf etmeli! Yani, zekâtını vermeli, Kurban kesip sadaka vererek muhtaçları sevindirmeli; yetimlerin göz yaşlarını silecek, gariblerin ve düşkünlerin yaralarına merhem olacak hayırlı ameller işlemelidir. Eğer, o kimse, bu amelleri işlemedigi gibi bunları yapmanın mânâsız şeyler olduğunu söyleyip, Allahın bu emirlerini sadakatle yerine getiren mü'minler ile alay ediyor ise; o kimse Allahın dostu olmak şöyle dursun, insan bile değildir.
Ibrahim nebi, Rabbisine verdiği sözü elbette yerine getirecekti. Allahu teâlâ; halilin makamını bizlere ibret olarak göstermek üzere; O'nu yeni bir imtihana dahil etti, yâni «Bir evlâdım olsa, onu dahi hak yoluna kurban ederdim» sözünün gerçekleşmesi için ona bir oğlan çocuğu verdi. Allahu teâlâ şöyle buyuruyor: «Halilim olan Ibrahim bize:
Rabbi heb liy min-es-sâlihiyn.
Saffât sûresi: 100 (Yârabbi, bana bir hayırlı erkek evlâd ver)
diye dua etti. Biz de ona:
Febeşser nâhü bi-gulâmin haliym...
Saffât sûresi: 101 (Biz de ona, halim bir erkek evlâd tebşir ettik)
diye cevap verdik.»
Birkaç yıl sonra, Hz. Ibrahimin Hz. Hacer'den nur gibi bir evlâdı oldu. Bu yavru, Hz. Ismail aleyhisselâmdı. Bir çocuğa halîm vasfı kullanılmaz. Fakat burada cenabı Hakkın, Hz. İsmail için halîm vasfını kullanması; dersin ilerisinde görüleceği gibi, Allah emirlerinde babasına karşı serkeş olmayıp, yumuşaklık ve itaat göstereceğine işarettir. İsmail aleyhisselâm nebi idi. Üstelik büyük bir insan gibi kemâl ve olgunluk sahibi bir âlim idi. Yalnız, buradaki âlimden kasdımız, küçükken bile yığınla kitap okumuş mânâsına değildir. Alimden murad, ilâhî sırlara vâkıf, hayr ile şerri ayırd edebilen ve insanı felâha götürecek yolun ancak Allah yolu olduğunu bilen kimsedir. Herşeyin hâkimi ve sahibi olan; kadiri kayyum olan Allahın, emretmiş olduğu herşeye kayıtsız şartsız boyun eğip ve men ettiği herşeyden de, yine kayıtsız, şartsız yani tam bir teslimiyetle kaçınmak sureti ile ancak hakiki felâha erişebileceğini idrak eden, kavrayan kimse ancak âlim sıfatına hak kazanır.
İşte, Ibrahim nebinin oğlu olan İsmail nebî, çocuk olduğu halde bile, böyle bir alim idi. Zaten dünya kadar kitap okuyup yazmış, denizler kadar mürekkep sarfetmiş bir kimse yukarıda bahsettiğimiz ilmi yani Allah ilmini bilmiyor ise, o okumuş zat kat'iyen âlim değildir. Üstelik o yazıp okuduğu kitapların ona hiç bir faydası da yoktur. Kur'anı mubiynin beyanına göre, böyle olan kimseler, yani Allahı ve onun hak nebisi Muhammed aleyhisselâtı vesselâmı tanımayıp, bildirilen emirlere riayet etmeyen kimse, tıpkı sırtına yığınla kitap yüklenmiş bir eşekden farksızdır. Hattâ, ondan daha da aşağı bir derecededir. Zira, zavallı eşek, insanlara faydası olan bir mahlûktur. Fakat, kendisi âlim zannedilen o kâfirin varlığının bir faydası olmadığı gibi, insanları delâlete götürmesi bakımından büyük zararı da vardır.
Işte, halim ve âlim bir yavru olan, Îsmail nebî yedi yaşına basmıştı. Esteîzubillâh (Felemmâ belega maahussa'ya).
Artık İbrahim nebi oğlundan biran bile ayrılmıyor, her nereye seyahat ederse, onu beraberinde götürüyor ve oğlunun güzel ahlâkını, güzel huyunu ve ebeveynine itaatini ve mühim mes'eleler hakkında büyük bir âlim gibi konuşmasını işittikçe; onun hakikaten sâlih bir evlât ve halîm, yumuşak huylu bir yavru olduğunu gördükçe Rabbisine nihayetsiz hamdediyor ve babalık zevkini bütün lezzeti ile tadıyordu.
Ancak gecelerden bir gece Hz. İbrahim'e rüyasında yerin ve göğün ve arasındakilerin sahibi ve maliki olan Rabbiazizi tarafından şu ilâhî emir tebliğ buyuruldu: Ya Ibrahim!
nezrini yerine getir! «Ya Rabbi, nezrim nedir?» dediğinde:
«Bir evlâdım olsa; Allah yoluna onu bile kurban ederdim demiştin. Sana bir oğul verildi ve büyüdü. Artık bu sözünü yerine getirmen zamanı geldi!» hitabını duydu.