Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Ehlullahtan Behlûl Dânâ, bir gün halife Harun Reşit ile karşılaşır. — 3. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 1 · s. 101

Allah muhafaza buyursun ve bizi, Islâmdan ayrılıp da âhirette îmansız muamelesi görenlerden, bunun neticesi, sonu gelmeden ebedi hüsrana uğrayan, zavallılardan eylemesin. Amin!

Bi-hürmeti seyyid-il-mürselin!

Incil'deki tahrif edilmiş kaideleri geriye atan hıristiyan âlemi. Kur'anin bazı ahkâmını, alarak yücelmişler, bugünkü medeniyet zirvesine çıkmışlardır.

Onların dalâlette olmalarının sebebi, Cenabı Peygamberi kabul etmemeleri. Yalnız, Peygamberimizin yüce sıfatlarından birisi olan FETANET ini kabul ve tasdik etmektedirler ki, fetanet yüksek akıl mânasına gelir. Garplılar, Peygamberimiz hakkında: (Akıllı bir kimsedir.) demek suretiyle, yalnız bu sıfatını kabul etmektedirler.

Allah'ı kabulde, Hıristiyan âlemi ile birleşiriz. Yahudiler ve Hıristiyanlar, Allah'ın varlığını kabul ederler. Onlarla ihtilâfımız, nübüvvettir. Biz, onların peygamberlerine îman ettiğimiz halde, onlar bizim peygamberimizi, yani Mahbub-u Hüda' nın nübüvvetini hasetlerinden ötürü kabul etmezler. Hattâ, bazıları: (Hazreti Muhammed Peygamberdir, fakat bizim peygamberimiz değildir.) demektedirler. Bazıları da: (Peygamberleri kabul etmeden, Allah'ı kabul etsek) diyorlar. Peygambersiz Allah bulunmaz. Bulunsa da, hakkı ile bilinmez. Kaldı ki, böyle söyleyenlerin hayranı oldukları Hıristiyan âlemi ve Yahudiler, birer peygamberin arkasından gitmekte ve o peygamberin adı ile isimlenmektedirler.

Halbuki, bütün Musevi ve Hıristiyan âleminin asırlardan beri peşinden gittikleri ve hürmet ettikleri Isa ve Musa aleyhisselâm, hazreti fahri âlemin ümmeti olmayı Cenabı-Haktan dilemişlerdir. Bizler ise, âvât-ı-beyyinat ile âmil olmayıp, bu derekâta düşmüşüz ve elbette geri kalmışız. Bu geriliğimizi de, tembelliğimizden, miskinliğimizden değil de, Islâm dininden bilmişiz. Bütün mes'ele budur. Aslında yukarıda da söylediğimiz gibi, bütün peygamberler:

— Yâ Rab! Ne olur, bizi de sevgili habibin (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetinden, yani Ummet-i Muhammed'den bir fert olarak yaratsaydın, diye niyaz etmişlerdir.

Mü'min kardeşim! Kıymetini, mevkiini, dereceni anla; anla da Allah'tan irfan iste, acınacak durumlara düşme, bu zilletten kurtul!...

Kur'anın ahlâkı ile ahlâklanan hıristiyan milletleri, sadece bu ahkâmı yerine getirmekle kalıyorlar. Onların müslüman olabilmeleri için lisanları ile de: (Ben müslümanım!) demeleri, yâni (Lâ ilâhe illâllah Muhammedün Resûlullah) kelime-i-tayyibesini söylemeleri şarttır. Belki, Allah onlardan ahkâmı ilâhiyeye itaat eden ve fakat lisanı ile müslümanlığını ikrar etmemiş, daha doğrusu müslüman olduğunun farkına varamamış olanlara hidayetini ihsan ederek o kelime-i-tayyibeyi söylemeği de nasibeder. Zira, ahlâk güzelliğinden dolayı, îman şerefine erişen çoktur. Kötü huyundan dolayı, îmanı kaybeden de az değildir.

Beri tarafta, bazılarımız da Islâm olmak şartını ikrar etmişizdir ama, amel tarafımız, yani Kur'anın hükümlerine itaatimiz gayet zayıftır. Elbette, bu gibiler de kâmil birer müslüman değildirler. Ne var ki, bunlar kibirlerini kur'mışlar ve (Lâilâhe illâllah Muhammedün Resûlullah) kelime-i-tayyibesini ikrar ve îmanlarını bü şekilde izhar etmişlerdir. Bu gibi kimseler, günah ve isyanları sebebiyle Allah'a karşı gelmişlerdir. Fakat, Allah'a ortak koşmamış, O'nu inkâr etmemiş ve O'nun sevgili resûlüne de hakaret etmemişlerdir. Yaptıkları bu kötülükler, günah ve isyan olarak kalmıştır. Onların, tövbe ve istiğfar etmeleri, evvelki isyanlarını tekrar etmeyeceklerine dair Allah' tan af, mağfiret ve yardım istemeleri halinde, hiç şüphe yoktur ki Cenab-ı Hak onlara da rahmet kapılarını açacak ve affı ile şâd edecektir. Zira Allah gafur-ur-rahîmdir. (Bana yürüyerek gelene, ben koşarak gelirim.) buyurmaktadır. Bununla, insanlara hiçbir şekilde ümitlerini kaybetmemelerini hatırlatmaktadır. Allah, her iki halde bulunanlara da hidayet ihsan eylesin, âmin bi-hürmeti seyyid-il-mürselin.

Şimdi bir nebze de îmandan bahsedelim:

Allah'a îman üç derecedir:

1 - Ilmel yakin 2 - Aynel yakin 3 — Hakkal yakin

Bunları misâl vererek izah edelim:

Ilmel yakin şu demektir: Meselâ, bir şehrin ismini verdiler. (Bursa şehri var) dediler. Bursa adında bir şehrin var olduğunu öğrendik, öyle haber verdiler, fakat gidip görmüş değiliz. Bu, ilmel yakindir.

Vaktâki, o şehri görmek isteyip yola çıkarız ve şehre yaklaşırız. İşte o anda, şehrin umumî görünüşünü yani, bir dağ eteğine mi kurulmuş, yoksa bir göl, bir deniz kenarına mı. ne kadar büyüklükte bir saha üzerinde kurulmuştur? Binaları nasıldır? Bütün bunları şehre yaklaştıkça görüp idrâk ederiz ve bu andaki bilgimiz aynel yakin derecesindedir. Işittikten sonra, şimdi de kendi gözümüzle görmüş ve o şehrin hakikaten var olduğunu idrâk etmiş oluruz.

Fakat bu derecedeki bilgimiz, bize o şehir hakkında istenen tam bir bilgi temin etmiş olmaz. (Uzaktan şehri gördüm işte) deyip geri dönmek mantıklı insanın hali değildir. Bir de şehrin. içine girip görmesi lâzımdır. Zira, ne sokaklarını, ne semtlerini, ne binalarını görmüş değildir. Nihayet, şehri karış karış gezip görebilir. Işitip, gözümüzle de gördükten sonra, bir de o şehirde bizzat diğerleri gibi yaşayıp, o şehir hakkında ne varsa her şeyini öğrenip bilmiş olur ki, bu elde ettiğimiz bilgi derecesi de hakkal yakin derecesidir.

Böylece önce ilmel yakin, yâni işitmekle, sonra aynel yakin, yani görmekle, daha sonra da hakkal yakin, yâni tatmak derecelerine ulaşmış oluruz.

Imanın üç derece olduğunu bu dünyadaki misâliyle verdik. Şimdi bu misâli gözönünde tutarak, Allah'a îmanın derecelerini tekrar tetkik edelim.

Allah'ın varlığını ve bir olduğunu ve bütün bu âlemlerin sahibi, yaratıcısı olduğunu, onun Resûlleri, (aleyhimüsselâm)

habercileri vasıtası ile işittik ve îman ettik. Işte bu îman, ilmel yakin derecesidir. Bütün akıl, iz'an ve idrâk sahipleri bu derecede bir îmana sahiptirler. Kısacası bütün mü'minlerin îmanı ilmel yakin derecesindedir.

Bu emirlere, kimisi son derece kayıtsız bir durum takınır.

Allahın varlığını ve birliğini tasdik ettiği halde onun emirlerini yerine getirmez. Getirse bile, sıkıntı ile bir angarya kabilinden yapar. Tabiî, böyle kimsenin bir üst dereceye terfi edeceğini kimse iddia edemez. Böyleler tövbe, istiğfar etmeden öbür dünyaya göçerlerse, yarın huzur-u Ilâhîde büyük mahcûbiyetlere düşeceklerdir. Allah, cümlemizi böyle olmaktan muhafaza buyursun. Amin!... Bi hürmeti seyyidil-mürselin.

Buna mukabil, yukarıda bahsettiğimiz gibi Allahın emirlerine gayet dikkat ederek yerine getirmek isteyenler, Allahın sevdiği kullarıdır.

Bu gibilerin, emirleri yerine getirmek için gayret ve şevk göstermeleri Allahın en hoşuna giden hallerdendir. Bu gibiler, her ne kadar aynel-yakin derecesine basmamışlarsa da, o dereceye çağrılabilecek topluluk arasında olduklarını unutmamalıdırlar. Şayet bunlar yoldan sapmazlarsa! Bundan başka, hir de, Allahın emirleri hususunda son derece titiz, son derece hassas ve onun emirlerine muhalif, görünüşte cezbedici, kandırıcı bir takım dünya zevklerine, eğlencelerine dahi itibar etmezler ise, işte bu kimseler Hakkal-yakin derecesinin en kuvvetli namzetleri olurlar. Yalnız bunu bilhassa belirtmek isterim ve yalnış anlaşılmasından endişe duyarım. Bir takım kimseler:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.