adâletin, faziletin, ilim irfan ve san'atın, zerafet ve nezaketin çelebiliğin, centilmenliğin en üstün, en belirli örneklerini vermiş olan Osmanlı Türkleri ile, diğer islâm medeniyetlerinin, hüsranla son bulmalarının sebebi nedir acaba?
Bunu kendimize hiç sorduk mu?
O Türk ve Islâm devletleri ki; bugün aya çıkma yarışı içinde bulunan devletleri bir mektupla sindirir ve yine bugün me.
deniyeti, ilericiliği kimselere kaptırmak istemeyen bazı gayri - müslim devletleri, başlarında bulunanların zulümlerinden korumak ve kurtarmak için kapısında dilendirirdi. O devletler, Türkün ve müslümanın himayesinde bulunmayı cana minnet bilirlerdi.
Böylesine güçlü devletler ve medeniyetler, nasıl oldu da zillete ve hüsrana düşerek yıkıldılar?
Acaba buna, islâmlığı kabul etmiş olmaları mı sebep olmuştu? Hayır! Öyle olsa idi; bu millet daha islâmlığı kabul ettiği zaman bu zavallı hale düşmesi lâzım gelirdi. Islâm olmadan evvel bu millet, çok kuvvetli bir millet mi idi? İslâm olduktan, dinin peygamberi olan insanoğlunun sembolü Hz. Muhammed (Sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem)in insanlara gösterdiği, Allah Kitabı olan Kur'an'ın ve Hadis-i Şeriflerin yolundan gittikleri, ona hürmet, sevgi ve bağlılık, âzami itaat, titizlik gösterdikleri için mi bu zelîl duruma düştüler ve namları pâyeleri ayak altı oldu?...
Hayır! Hayır hiç de böyle değil! Tamamen ve tamamen aksi sebeplerden ötürü bu millet; küçük, beşyüz çadırlık bir kabile iken Allaha, Kur'ana, Peygambere, Ulemâ ve meşâyihe hürmet ettikleri için, Allahın yardımı ile şarka ve garba, şimâl ve cenuba sahip ve dünyaya hâkim olmuşlardır. Sonra, bu güzel gidişlerini bırakıp, adâlet yerine zulüm, itaat yerine isyanı alıp, Kur'anı geriye attıklarından dünyadan silindiler.
Yoksa islâm onları geri bırakmadı...
Sen geriliği islâmda, ilerlemeyi küfürde mi zannediyorsun?
Bu dersimiz; meşhur filozofun «Düşünüyorum, o halde varım» diyen insanoğlunun en mümtaz ve kıymetli malı olan akıl, düşünce ve idrak sahibi olanlar içindir. Bu hasletlerin kendinde var olduğunu iddia edip de, hakikatleri görmeyen veya görmek istemeyenlere, içi saman dolu boş kafa sahiplerine hitap etmiyoruz.
Bu gibi kimselerin insanlara faydası şöyle dursun, zararları olur. Zira, içi saman dolu bir çuval yalnız bir işe yarar, hayvanın karnını doyurur. Içi boş bir kafa, akıldan yoksun bir kafa dediğimiz gibi fayda şöyle dursun, zehirleyici, akrepten, yılandan da beter zehirler saçar, insanların ruhunu öldürür. O zavallı hayvanlar, zehirledigi kimsenin sadece hayatına son vermekle yetinirler.
Ama böyleleri öldürmez, insanı en üstün mahlûk halinden, en aşağı mahlûk haline düşürür, ebedî hüsranına sebep olurlar.
Evet; hitâbımız akıl sahiplerinedir. Mevzûmuz şu idi ki, o muazzam devirleri idrâk etmiş islâm medeniyetlerinin sahiplerinin hep, sonunda mülkleri, devletleri yıkılmağa mahkûm olmuştu.
Buna sebeb ne idi?...... Zulûm!.. Maddî, manevî zulûm!..
Zikretmiştik yukarıda, adâlet ile desteklenen küfür bile pâyidar olur ve zulûm ile hareket eden islâm mensupları ise son
bulmağa, yıkılmağa mahkûmdurlar. Zira, birisi fiilde, birisi sözdedir. Fiil ise sözden makbuldür.
Zulmün mânası ise, Kur'anı terketmek, Kur'anın habercisi olan Resûl aleyhisselâmın gösterip, takip edin dediği voldan sapmaktır, Kendi bildiğine hareket tarzı takip etmektir.
Madem ki, onların yıkılmasına Islâmiyet sebeb olmamıştı, hattâ Islâmlık sebebi ile bu yüce durumlara yükselebilmişlerdi, o halde, bunun verdiği kuvvet, kudret ve güzel ahlâk sebebi ile doğruluk, dürüstlük, hak, hukuk, adâlet ve insanlık ve daha ne, kadar iyi hasletler varsa onlar sayesinde yıkılmayıp, ilelebet sarsıntı geçirmeden yaşamasına aynı haybetli, haşmetli devir.
lerinin kıyamete kadar sürüp gitmesine muvaffak olması lâzım gelirdi. Böyle de olmamış. O halde bu yıkımlara sebeb nedir?
Buna verilecek cevabı, hitab ettiğimiz akıl sahipleri, tarihî hikâye gibi değil, tarih olarak okuyan, okumakla kalmayıp onun zâhirinden bâtına yani dış görünüşünden içine nüfuz ederek, tetkik ederek, idrâk ederek okuyan kimseler elbette bilirler. Bizim burada bu soruyu cevaplandırmanız sadece bu hakikati kâğıt üzerine dökmek ve bu işten gâfil olanları uyandırmak içindir.
O; Islâmı her cephesiyle kabul ve tatbik eden devletler, kavimler, zamanla bu hak yolundan bilerek veya bilmeyerek, türlü geçici dünya zevklerine aldanıp dikenli silâhlara sapmışlar ve bu arada hak dinine ve onun sahibine saygı ve hürmette kusur ederek, hattâ aldırış etmeyerek, hiçe sayarak bu elim ve zillet verici sonlarını, kendileri hazırlamışlardır. Keşke burada iş bitse.
Bu dünyada mâruz oldukları rezaleti, hesap günü dûçar olacakları rezalete, tercih edeceklerdir.
Işte; şimdiki Avrupa ve Amerika islâm dinini kabul etmediği halde; doğruluk, adalet, dürüstlük ve çalışkanlıklarından, Allah onlara, insanlığa örnek olacak kadar ni'met, refah ve saadetini bahşetmiştir.
Birisi; biz de islâmdan çıkıp, Hıristiyan olsak da, Avrupa- Ilar, Amerikalilar gibi doğru, dürüst, âdil, çalışkan olsak olmaz mı? dese...
O'na da deriz ki:
Senin milliyetin, din ile kaimdir. Bulgarlar, Macarlar, Finliler ve bir takım kavimler aslında hep Türk soyundan idiler.
Hıristiyan dinine girdikten sonra kendi soyu olan Türklüğe, düşman olmuşlardır. Çünkü, bir milletin bekası din, dil ve an' anesi ile kaimdir. Bunlardan biri terkedilirse o millet aslını kaybetmeye mahkûmdur. Nasıl ki, uzun müddet Osmanlı Devletinin idaresi altında, dil, din ve an'anelerine bir baskı görme.
den yaşayan Bulgar, Macar ve Yunanlılar, o idare yıkılınca derhal eski soydan gelen vasıfları ile birer devlet kurabildiler.
Bunların içinde din ve lisanları, an'anelerini kaybedenler ise, Türk harsı içinde Türk ve müslüman oldular. Peki; nasıl oldu da biz Türkler Arap lisanını ve islâmlığı kabul ettiğimiz halde Türklüğümüzü kaybetmedik, diyecek olurlarsa, onlar unutmamalıdırlar ki; Türkler, islâmlığın bütün dünyaya yayılmasına sebep olan bir önderlik vazifesini icra etmişlerdir. Eğer, böyle bir hâkimiyet kurmasalardı, Türkler de Araplar arasında kaynaşıp milliyetlerini kaybedeceklerdi. Onun için değil midir ki;
Osmanlı Devletinden bahsederken, sadece Türk Devleti veya Islâm Devleti değil, Türk ve Islâm Devleti denilmekte ve meydana gelen medeniyete de Türk ve Islâm Medeniyeti adı verilmektedir.
Şayet, islâmiyeti terkedecek olursak, bu sefer tesirinde kalacağımız milletin dinine intibak ederek Türklüğümüzü kaybeder ve Türklüğe düşman kesiliriz. Zira, din, milliyetleri ortadan kaldırır, nasıl ki, gayri-müslim olan bir kimse, İslâmiyeti Türkiye'de kabul ederse iki nesil sonra Türküm der. Veya gider Hindistan'da islâm olursa iki nesil sonra evlâtları, Hindliyim derler. Aynen, bir müslüman da gidip hıristiyan ülkelerinden birinde hıristiyan olursa onun bir iki nesil sonraki evlâtları hıristiyanım derler ve mensup olduğu milliyetin iddiasını güderler. Işte bu sebeple islâmlığı terkedelim de ahlâk ve geleeklerimizi onlar gibi yapalım diyenler bu dünya sonundaki kötü âkıbetlerini sezemedikleri gibi, bu dünyadan sonraki âkıbetlerini hiç sezemiyorlar ve idrâk edemiyorlar demektir.