Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Ehlullahtan Behlûl Dânâ, bir gün halife Harun Reşit ile karşılaşır. — 4. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 1 · s. 101

(Peki, dünyada hep ibadet mi yapacağız, hiçbir eğlence, hiçbir

«gezip tozma» hakkımız değil mi?) diyecek olurlar. Dikkat edilirse, yukarıda itibar edilmemesi gereken dünya eğlence ve zevklerinden kasdettiğimiz, Allahın Kur'andaki emirlerine muhalif yani, aykırı olanlarıdır. Yoksa bu emirlere hakkı ile riâyet eden kimseler bütün dünyayı gezsin, tozsun. Bütün mübah olan eğlenceleri takip etsin. Yeter ki, edep, iffet, ırz namus ve haysiyetini titizlikle muhafaza etsin. Bu hasetlerini rencîde edebilecek eğlenceler, zaten bir eğlence değil, bir rezalet, bir insanlık dışı vakit geçirmedir ve insan için her iki tarafta da neticesi hüsran olan bir durumdur.

Bahsettiğimiz bu ikinci dereceye, artık girmeye hak kazanacak sıfatlara sahip olmuş mü min, Allahın yalnız sevdiği bir kulu değil, aynı zamanda takdir ve tebcil ettiği bir kulu olmuştur. Ona, (Madem ki, sen bana bu kadar yaklaşmak için gayret sarfettin, o halde senin bu emek ve gayretlerini boşa çıkaracak değilim. Sana hasretini çektiğin cemâlimi gösteriyorum.)

buyurulacaktır. Artık o kişi, dünyada her eşyada Allahın varlığını görür, hisseder, düşünür. Onun için dünyada hiçbir zaman ruh sıkıntısı, manevi boşluk, gaile, gam, keder v.s. gibi elem verici şeyler kalmaz, gönül safaya erer. Kimbilir; belki de savtsız, cihetsiz, mekândan münezzeh olan Allah celle bizatihi cemâlini gösterdiği kimseler, bu ihtişam karşısında büyük bir denizi, ufak bir bardağa boşaltırken taştığı gibi Hallac-ı Mansur, Beyazıtı Bestamî gibi kendilerini kaybederler de, denizlerin bir nihayeti olduğu halde, bu bardağa değil, en büyük kaplara dahi sığdırmak imkânsız iken nihayetsiz olan Allah zevki, nasıl taşmasın? Taşar da, Hallâc gibi: «Enel Hâk» der:

Mest olanların kelâmı kendinden gelmez veli, Pest «Enel Hâk» nice söyler kişl Mansur olmadan.

Aynel yakin mertebesine erişen kimseleri, Allahın da takdir ve tebcil ettiğini söylemiştik. Işte bir de bundan daha ileri olan bir üst derecesi vardır ki, Hakkal yakin mertebedir. Bu mertebeye ayak basmış kimseler, Allahın emir ve nehiyleri hakkında en titiz en hassas, en itaatli olanlardır. Hatta farz olan emirlerden sünnetlerden başka nevafil dediğimiz ibadetleri, yapılıp yapılmamasında bir mecburiyet olmayan ibadet ve taatleri dahi hassasiyetle, istek ve arzu ile yapanlardır. Artık, bu gibilerle Allah arasında teklif, tekellüf dahi kalmaz, aradaki perdeler kalkar. Allah ile olur, Allah'da olur. İşte, Allah ile olmak, Allah'da olmak demek bu demektir.

Artık, bu mertebeye dahil olanlara bazı mübah olan, yâni yapılıp yapılmamasında herhangi bir günah ve sevap olmayan şeyler bile yasak olur. Oyle ki, mübah olanı yani yapılmasında bir suç olmayan bazı hareketleri yaptığımızda meselâ; sadece vakit geçirmek, eğlenmek için, Allahın emirlerine muhalif olmamak sartiyle yaptığımız hareketlerle, eğlencelerle günâha girmiş olmayız. Buna mukabil Hakkal yakin mertebesinde bulunan bir kişiye, bunlar da yasak olur. Onlar Allah'tan başka bir şey tefekkür ettiler mi, günahkâr olurlar.

(Bu, nasıl şey?) diye soranlara, yine dünyadan misâl vere- Irşad. Cilt | — F: 8

lim, çünkü, hiçbir şey yoktur ki, dünyâda, âhiretin bir nümuncsi olmasın. Yâni, âhirette ne varsa onun bir ifadesi, bir nümunesi, bir örneği ve bir işareti mutlaka ve mutlaka dünyada vardır. Bulup, görebilene.

Evet; dünyada her insanın bir meslegi vardır. Her mesleğin de kendine göre, bir şerefi, bir haysiyeti vardır. Yine bu mesleklerin her birinde çeşitli insanlar çalışıp hayatlarını kazanılar. Kimisi mesleğini iyi kavrayıp refaha kavuşur, kimisi de doğru dürüst çalışmada gayret göstermediği için de iki yakası bir araya gelmez. Sıkıntı, geçim darlığı çeker veya çok çalışıp gayret gösterdiği halde işinin püf noktalarını kavrayamadığı için emeği boşa gider. Bu verdiğimiz misâl ilmel yakin mertebesinde olanların durumudur. Işte bu meslek sahiplerinden bazıları mesleklerinde ilerlerler ve pek çok kimse tarafından tanınır, sevilir, sayılır, hürmet edilir, itibar gösterilir. Relah içersinde, mal ve mülk sahibi de olabilirler. Bu kimselere topluluğu idare etmek gibi vazifeler verilmek istenir. Çünkü, herkesçe malûmdur ki, o adam mesleğinde hakikaten dürüstlüğü ile doğruluğu ile tanınmış, o halde bizleri de idare edebilecek seviyededir, deyip söz birliği ile onu başa getirirler. Işte bu mertebe de Hakkal yakîn derecesine benzer.

Bu yüce vazifeye seçilmiş olan kişi, artık evvelce yapabildiği bazı serbest hareketleri yapamaz. Eğer yapmağa kalkarsa ve buna devam ederse o mevkiinden onu tekrar indiriverirler.

Mesela, bu adam mühim vazifeleri varken, onları bırakıp başkaları gibi çok zaman eğlence peşinde koşarsa o, bu mevkiine lâyık değildir, diye bu pâyesi elinden alınıverir.

İşte, buna benzeterek söyliyelim ki, Hakkal yakin mertebesine erişmiş büyük evliyaullah, bizlerin icra ettiğimiz halde günâha girmediğimiz bazı mübah harcketleri icra ederlerso günaha girerler. Aynen misâlde verdiğimız gibi. Buna, ilmî tâbir:

ile «Hasenâtül ebrar, scyyiâtül mukarrabin» rienir.

Bahsettiğimiz büyük mevki sahibi adamın itibarı ile, herhangi bir meslek sahibi adamın itibarı arasında nasıl büyük fark varsa, ilmel yakin derecesinde olan bizler ile aynel yakîn ve Hakkal yakîn derecesine vasıl olan Evliyaullah arasında da

öyle muazzam fark vardır. Hele Peygamberle «aleyhisselâın»

bizim aramızda...

(Peki; biz hep bu ilmel yakînden üteye geçemiyecek miviz?) diyenlere, bunu, tekrar şöyle izah edelim:

Elbette büyük mevki sahibi olan o adam, o mertebeye vasıl oluncaya kadar birçok merhaleler geçirdi, oraya lâyık birisi olduğunu tavır ve hareketleri, namus ve iffeti ile isbat etti. Ilinı, tahsil gördü v.s. aynı şeyleri yapan herkes aynı mevkie şüphesiz ki çıkabilir; yeter ki, dediğimiz şartları yerine getirsin. Aşnen bunun gibi kısaca söyliyelim. Bir kimse, Allah'ın emirlerini zamanla ve gittikçe artan bir titizlik ve hassasiyetle, hürmelle yerine getirirse ve onun sevgili habibini mutlaka her şeyinden, mal, mülk, rütbe, aile vesaire hattâ nefsinden fazla severse böyle bir kulun veli olmasına hiçbir şey mâni değildir. Fakat, dediklerimizi yerine getirmek şartı ile. Esasen, Allahı ve Peygamberini (sallallahü aleyhi ve sellem) tanıyıp îman eden ve onun yolundan giden her mü'min bir velidir, Allah'ın dostudur. Bizler ile yüce velilerin arasındaki fark, işte bu amellerin ve muhabbetin ziyadeliği sebebi iledir.

Tarihten de şu misalleri vererek bu bahsi son bir defa daha izah etmiş olalım.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.