16. anlatı
Şiir:
Mademki Selâhaddin, bizim aramızda bulunuyor, o halde Bayezid de bizimle beraberdir.
Yine bir gün Mevlânâ Şems-i Tebrizi, Mevlânâ'nın ve şeyh Selâhaddin'in ve diğer birtakım büyüklerin huzurunda (Yarabbi! Sen onların sırlarını kutla), Peygamber (Selâm onun üzerine olsun)'den: “Namaz ancak okumakla ve kalb huzuru ile olur,” hadisini rivayet etti ve buyurdu ki: “Bazı insanlar, kalb huzuru bulunca namaz kılmaktan müstağni olduklarını sanırlar ve: “Maksat hâsıl olduktan sonra ona ulaşmak için bir vesile aramak çirkindir?” derler. Onlarda bu velâyetin ve gönül huzurunun tamamiyle elde edildiğini farzedelim. Fakat bütün bu olgunluklarına rağmen, zâhiri namazı terketmeleri, onlar için bir noksandır. Biz ondan: “Sende hâsıl olan bu olgunluk, Peygamberde de hâsıl oldu mu, olmadı mı?” diye sorarız. Eğer: “Olmadı” derse onun boynunu vurup öldürmek lâzımdır. Eğer: “Evet hâsıl olmuştur” derse bu takdirde biz ona: “Nur veren bir kandil ve eşi olmıyan bir müjdeci olan bu kerim Tanrı elçisine, niçin uymuyorsunuz, deriz.”
Yine buyurdu ki: Burada Tanrı velilerinden biri bulunsa ve onun velâyeti tamam ve bir velinin de velâyeti zâhir olmamış olsa ve o velâyeti zâhir olan veli zâhiri namazını terk ve ötekisi de buna devam etse, ben bu velâyeti zâhir olmıyan veliye uyar ötekine selâm vermem. Bundan sonra yüzünü şeyh Selâhaddin'e çevirdi ve: “Nasıl, (doğru) söylüyor muyum?” dedi. Şeyh Selâhaddin: “Hüküm senindir, ne söylersen bizde sana verilecek ne cevap, ne de hâl vardır,” dedi.
17. anlatı
Yine arkadaşların ulularından nakledilmiştir ki: Şeyh Selâhaddin Tanrı'dan son derece korkan ve dindar bir kişiydi. o Şeriatın dışının inceliklerini o kadar gözetirdi ki, tarif olunamaz. Kışın erbain günlerinin ortasında bir Cuma günü mübarek fericisini yıkayıp dama asmıştılar. Birdenbire Cuma ezanını okudular. Elbisesi de soğuktan donmuş, demir gibi olmuştu. Hemen kalktı, bu halde bulunan elbiselerini giyip mescide gitti. Orada bulunan cemaat: “Soğuk, şeyhimizin mübarek vücuduna zarar vermesin,” dediler. O: “Vü- 156 /29-30
cudun zararı, ruhun ve Tanrı'nın terketmek zararından daha azdır,” diye cevap verdi.
Şiir:
Canı, beka tuğrasını elinde tutar. Tenimse bugün ve yarınlıktır. Sen onu ölmüş farzet.
18. anlatı
Yine Hüdavendigâr hazretleri (Tanrı onun aziz sırrı ile bizleri kutlasın) kendi mübarek yazısı ile büyüklerden birine şu sözleri yazmıştı: Sizin yüce makamınıza malâm olsun ki: Şeyh Selâhaddin bir defa: “Tanrı'nın rahmet yağmuru geliyor, bu yağmur elbiseleri ıslatmaz, fakat kalbi temizler, lâtif, nurlu ve aydın yapar,” buyurmuştu. Dün buraya bir cemaat gelmişti. Çok şiddetli bir yağmur yağıyor, damlar ve duvarlar (insanları) bu yağmurdan korumuyordu. Lâtif nurlu bir yağmur... Kendi kendime: “Dünyada ne kadar binlerce sarıklar, faziletler ve fazıllar var ki, bu yağmurdan mahrumdurlar,” diyordum. Sonra: “Selâhaddin, bunların elbiselerinin ıslanmaması, sizin inayetinizin ve kabulünüzün eseridir,” dedim. Bunun üzerine Selâhaddin: “O, gaib âleminden gelmiş Tanrı'nın bir rahmet yağmurudur. Bu, yalnız mâna âleminin dostları üzerine yağar. Bu gaib âleminin nurlarını ve yağmurlarını, gaib âlemini gören gözlerden başka kimse, göremez,” buyurdu.
Şiir:
Bu yağmur, bu (bildiğiniz) bulutlardan değildir. bunun bulutu ve gökü başkadır.” Gaip âleminin bulutu ve suyu, gökleri ve güneşi ayrıdır. Bu ancak Tanrı'nın has kulları üzerine yağar, geri kalanlar, daima yeni bir yaradılışın elbisesini giyer.?"