Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Selâhaddin Zerkûbî — 9–15. anlatılar

9. anlatı Yine nakledilmiştir ki: Bir gün Mevlânâ: “O kulfi getirsirler,” ve bir kere de: “Filân kimse miiptelâ oldu,” buyurmuşlardı. Münasebetsiz bir adam, Mevlânâ'ya: “Kufl (kilit) ve mübtelâ demek lâzımdır, bu kelimelerin doğrusu budur,” dedi. Mevlânâ: “Evet senin dediğin doğrudur; fakat ben bir azizin (Selâhaddin'in)…

Selâhaddin ZerkûbîAhmed Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri, c. II · s. 151

9. anlatı

Yine nakledilmiştir ki: Bir gün Mevlânâ: “O kulfi getirsirler,” ve bir kere de: “Filân kimse miiptelâ oldu,” buyurmuşlardı. Münasebetsiz bir adam, Mevlânâ'ya: “Kufl (kilit) ve mübtelâ demek lâzımdır, bu kelimelerin doğrusu budur,” dedi. Mevlânâ: “Evet senin dediğin doğrudur; fakat ben bir azizin (Selâhaddin'in) hatırını gözetmek için söyledim. Çünkü isimlerin ve kelimelerin çoğu, ezelden beri her devirde insanlar tarafından konulmuştur, buyurdu.

Yine eski dostlardan naklediimiştir ki: Sultan Veled hazretleri (Tanrı onun zikrini yüceltsin) büyüyüp bülüga erince Mevlânâ hazretleri, şeyh Selâhaddin'in kızı Fatma Hatunu ona nikâhladı. Mevlânâ hazretleri, Fatma Hatun'a, hakkındaki inayetinden ötürü daima yazmak ve okumak öğretirdi.

10. anlatı

Yine bir gün: “Fatma hatun benim sağ gözüm, kızkardeşi Hediye Hatun da sol gözümdür. Fatma Hatun ve kızkardeşinden başka, beni ziyaretle şereflenen bütün yüzleri kapalı kadınlar, yanıma yüzleri yarı açık olarak, onlar ise yüzleri tamamiyle açık olarak gelirler,” buyurdu. Onların annesi 152 /21-22

olan Lâtife Hatun için de: “Bizim Lâtife Hatunun zatı, Tanrrnın suret bağlamış bir Jâtifesidir. Çünkü o, şeyhin annesinin adaşıdır,” diye ilâve etti. (Tanrı ikisinin de ruhunu kutlasın).

Yine bir gün Mevlânâ, arkadaşlar arasında buyurdu ki: Fatma Hatunu bizim Bahaeddin'e nikâhlayınca bütün Tanrı'ya yakın melekler ve Cennet-i âlâ hurileri şenlikler yapıp nekkareler çaldılar. Hepsi semâ ederek biribirlerini bu evlenmeden ötürü kutladılar. Mevlânâ, evlenmenin ilk gecesinde şu gazele başladı.

Şiir:

Mübarek olsun dünyada gelin güvey olmamız, kıydı nikâhımızı göklerdeki Tanrımız.

Bizim Mevlâmızın devleti sayesinde gönüllerimiz açıldı, nefisler biribirleriyle çiftleştiler, gam, keder gitti.

Zifaf gecesi de şu gazeli buyurdu:

Ey Tanrım! Bütün düğün Kadir gecesinin, Ramazan gecesinin, bayranıların, Âdem ile Hfavva'mn Yusuf ile Yakub'un birleşmesinin, Cennet temaşasının ve daha bunun gibi hatırlanması mümkün olmıyan bütün kutlulukları yalnız bizim şeyhimiz ve büyüğümüzün sevinç ve saadetine feda olsun. Buzılar, sütle bel, şekerle helva gibi tath ve uygun bir hayata nail olsunlar.

Tebarekenin kutluluğu, bu duaya amin diyenlerin nedimi ve sakisi olsun.

11. anlatı

Fatma Hatun'un görünür: ve görünmez sayısız kerametleri de vardı. Çoğu gürler oruç tutar ve geceleri de ibadetle meşgul olurdu. İki üç günde bir iftar ederdi. Yemeğini fakirlere, yetimlere ve dul kadınlara verirdi. Muhtaçlara gömlek ve hediyeler bağışlardı ve daima az yer, az uyur, az konuşurdu. Göklerin ruhaniyeti olan gayba ait suretleri bizzat gözleriyle görür ve onları, bu hale lâyık olan muhiblerine de gösterirdi. Nitekim Tokatta da Gürci Hatun, Gumaç Hatun

hazretlerine ve Pervane'nin kızına da bunları gösterdi. İnsanların içindeki sırlara da büyük bir vukufu vardı. Çocukluğunda “daha memeden kesilmeden” (K., XLVIİIL, 16), Mevlânâ hazretlerinin huzurundan bir an ayrılmazdı ve dalına onun mübarek ağzından garip bilgiler ve acayip mânalar öğrenirdi. Fatma Hatun, velâyet elde etmede, terbiyede, eteğinin temizliginde ve iffet hususunda o terbiye edici sultanın yetiştirmesi idi ve onun yanında hünerli bir sanatkâr olmuştu.

12. anlatı

Yine meşhur bir hikâyedir: Bir gün şeyh Selâhaddin hazretleri bağını yapmak için ücretle Türk rençberler tutmuştu. Bunu gören Mevlânâ hazretleri: “Efendi, yani Bay Selâhaddin, bağ yapımında Rum rençberler, bozumunda da Türk rençberler tutmak lâzımdır. Çünkü dünyayı imar etmek Rumlara, yıkmak ise, Türklere mahsustur. Her şeyden arı duru olan yüce Tanrı, dünyayı yarattığı vakit önce gafil kâfirleri yarattı ve onlara uzun ömür ve büyük kuvvet verdi. Nihayet onlar, hiçbir şeyden haberi olmıyan rençberler gibi bu toprak âlemini imar etmeye çalıştılar. Birçok asırlar sonra gelenlerin örneği olsun diye birçok şehirler, dağların tepelerinde kaleler ve tepeler üzerinde tarlalar yaptılar. Sonra da azar azar bu imaretlerin tamamiyle harab olması için Tanrı'nın takdiri şöyle bir tedbirde bulundu: Bunları yıkmak için Türkleri yarattı, onlar da çekinmeden ve acımadan gördükleri her imareti yıktılar, harabeye çevirdiler ve hâlâ da yapıyorlar ve kıyamete kadar da böyle yapacaklar. Konya şehri de yine merhametsiz Türk zâlimlerin eliyle harap olacaktır,” buyurdular. Nitekim şimdi buyurduğu gibi oldu.”

13. anlatı

Hikâye: İyiliği çok seven arkadaşların ulularından nakledilmiştir ki: Bacu Han'ın zamanında, Konya şehrini büyük bir ordu kuşatmıştı. Bütün şehir halkı Mevlânâ hazretlerine sığınıp ondan yardım istiyor, kendileri için Tanrı'dan yardım talep etmesini rica edip: “Merhamet ve yardım zamanıdır,” diyorlardı. Mevlânâ hazretleri: “Hiç korkmayınız, yüce Tanrı, sizi şeyh Selâhaddin hazretlerine bağışladı ve bu şehir kıyamete kadar Moğolların kılıcından korunacaktır. Konya'ya kasteden bizim darbemizden kurtulamaz. Büyük 154 /25-26

Mevlânâ'nın (Tanrı onun zikrini yüceltsin), mübarek vücudu bu toprakta gömülü bulundukça bu ülke bütün âfetlerden korunmuş bir halde kalacak ve bu şehirin dünyada büyük bir şöhreti olacak, bizim haleflerimiz de orada selâmette kalacaklardır inşallah,” buyurdu.

BÖLÜM

Bu tarzda yazılmış olan şu birkaç söz şeyh Selâhaddin” indir (Tanrı onun aziz olan sırrını kutlasın).

14. anlatı

Şeyh Selâhaddin bir gin buyurdu ki: Biliniz ve haberdar olunuz ki, Tanrı velisi merhamet madenidir. Bütün balk, onun vücudundan zevk alır, rahat bulur ve rahmet kazanir ve onun nuru ile dirilir. Onun nuru azalmaz. Kimde bu sıfat yoksa, o Tanrı'nın velisi değildir. Gönül sahibinin semâsı huzurdur; çünkü Tanrı onunla beraberdir. Tanrının sözünü dinliyen kimseye: “O söz helâl veya haramdır,” nasıl denebilir. Tanrı velisinin vasfı şudur: Tanrı velisi “Biz senin göğsünü yarmadık mı?” (K., XCIV 1) âyetinde buyuruldugu gibi göğsünü yardıklarında, göğsüne bakar orada nurdan bir deniz görür, o denizde aşk oyunları oynar,” dedi ve sonra: “Acaba bu vilâyette bizim sözümüzü anlıyan kimse var mıdır?” buyurdu. Mevlânâ hazretleri “Evet sizi gönlü kırıklar ve dervişler anlar,” dedi; çünkü Selâhaddin'in söylediği sırların hepsi “hal” in sırrının sırrı idi. “Kal” sahiplerinin bu sözlerden hiç nasibi yoktur. Tanrı daha iyi bilir.

15. anlatı

Yine nakledilmiştir ki: Bir gün sofilerden bir grup Mevlânâ'nın huzurunda Bayezit ve Cüneyd'in (Tanrı her ikisine rahmet etsin) kerametleri ve sülükleri hakkında konuşuyor ve geçmiş şeyhleri övüyorlardı. Mevlânâ hazretleri hemen: “Mademki şeyh Selâhaddin'imizin mübarek vücudu aramızda hazır bulunup hepimizin sırlarını yakinen biliyor, o halde Cüneyd'in ve Bayezid'in nuru ve hattâ biraz fazlası bizimle beraberdir,” buyurdu.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.