Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Şems-i Tebrîzî — 1–7. anlatılar

1. anlatı DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Fakirlerin sultanı, halk arasında Tanrı'nın sırrı, olgun halli ve olgun sözlü hakkın ve dinin güneşi (Şemsi. Hak-ve'd-Din) Muhammed b. Ali b. Melekdâd-i Tebrizi nin (Tanrı onun aziz olan sırrını kutlasın), menkıbelerinın açıklanması hakkındadır. Nakledilmiştir ki: Bir gün Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizi şöyle…

ŞEMS-İ TEBRÎZÎ HAZRETLERİAhmed Eflâkî, Âriflerin Menkıbeleri, c. II · s. 76

1. anlatı

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Fakirlerin sultanı, halk arasında Tanrı'nın sırrı, olgun halli ve olgun sözlü hakkın ve dinin güneşi (Şemsi. Hak-ve'd-Din) Muhammed b. Ali b. Melekdâd-i Tebrizi nin (Tanrı onun aziz olan sırrını kutlasın), menkıbelerinın açıklanması hakkındadır.

Nakledilmiştir ki: Bir gün Mevlânâ Şemseddin-i Tebrizi şöyle buyurdu: Ben, ilk mektepte idim. Daha ergenlik çağına gelmemiştim. Otuz kırk gün geçtiği halde, canımın, Muhammed'in siyretine olan aşkımdan ötürü hiç yemek arzu etmediği olurdu. Yemek lâfı edilse bile yüzümü çevirirdim. Ben bir tarafta, dünyanın insanla şenelmiş dörtte bir kısmının halkı da bir tarafta olsa ve beni sorguya çekse, onlara cevap vermekten kaçınmam ve daldan dala sıçramam. Dünyanın dörtte bir kısmı, halkın sâkin olduğu kısımdır. Geri kalan dörtte üçü, güneşin sıcağından yanar. İnsanlar burada oturamazlar.

Ne kadar zor şey sorsalar cevap üstüne cevap veririm.

cet olur.

2. anlatı

Yine nakledilmiştir ki: Bir gün Mevlânâ: “Zâhiri bilenler, Peygamberin haberlerine, Mevlânâ Şems-i Tebrizi (selâm onun üzerine olsun) ise, sırlarına vâkıftır. Ben de Peygamberin nurlarına mazharım,” buyurmuştur.

Tanrı'nın elçisinin sırlarına vâkıf olan Şems-i Tebrizi sensin. Senin tath adın (elden) giden her gönül için derman olsun.

3. anlatı

Yine eski pirlerden nakledilmiştir ki: Mevlânâ Şemseddin'e, Tebriz şehrinde, tarikat pirleri ve hakikat ârifleri, “Kâmil-i Tebrizi”; gönül sahibi seyyahlar ise, yolu tayyettiği için “Şemseddin-i Perende” (Uçan Şemseddin) derlerdi.

4. anlatı

Derlerki o, önceleri şeyh Ebü Bekr-i Tebrizi-i Sellebâf'ın (Tanrı rahmet etsin) müridi olmuştu. Şems, seyr ve sulükü tamamlandığı, vecd ve heyecanı, kavrayışlı halkın anlayışını geçtiği vakit, daha olgun, daha üstün ve olgunların noksanını tamamlıyacak bir mürşit bulmak maksadıyle yola çıktı. Tanrı erlerini aramağa koyuldu ve: “Sıhhat bulmanız ve ganimetler elde etmeniz için seyahat ediniz” hadisi uyarınca bütün iklimleri birkaç defa dolaştı ve: “Yerin doğusu ve batısı bana gösterildi. Benim ümmetimin mülkü bana göslerilen bu doğu, batı, yakın, uzak denizler ve karaları kaplıyacaktır” sözünün uyarınca her tarafı gezip temaşa etti. Birçok Ab. dal, Evtad, Aktab, Efrad, futür ve mestur ehline suret ve mâna büyüklerine ulaştı, fakat kendi yüceliğinın benzerini bulamadı. Dünya şeyhlerini kendine mürit ve kul yapıp seyahatte bulunuyor, sevgilisini ve gönlünün dilediğini arıyordu. Dünyanın görenlerinden, vücut aynasını bir keçeye sararak, gayıp örtüsü ve Tanrı'nın gayret kubbeleri altında saklandı. Nıtekım Mevlânâ onun nişanı olmıyan adı sanı hakkında şöyle buyurmuştur:

Yusuf, güzellik bakımından bütün mahlüklar arasında en meşhuru sayılır, fakat benim sevgili efendimin bir yanağı vardır ki, o Yusuf'un güzelliğini dehşet içinde bırakır. Sabah kuşları onun ziyasını görmeğe tahammül edemezler; nerde kaldı ki gece kuşları onu görmeğe tamah etsinler.

Ey Âdem'in ve zurriyetinin rüyada bile görmediği güzel! Ben, senin güzelliğinin vasfını kimden sora. yım? Beni, herkesten sormuş farz et.

Şems daima kara bir keçe giyer ve her gittiği yerde bir hana inerdi. O âlemin canı, dünyayı dolaştıktan sonra, konak

5. anlatı

AHMET EFLAKİ 4/5

konak Daru's-Selârn olan Bağdad'a geldi. o Naklolunur ki: Şems, Şeyh Evhededdin-i Kirmani'yi (Tanrı'nın rahmeti onun üzerine olsun) orada buldu ve “Ne ile meşgulsün,” diye sordu. O da: “Ayı leğendeki suda görüyorum,” buyurdu. Bunun üzerine Şems: “Boynunda çıban yoksa, niçin başını kaldırıp onu gökte görmüyorsun. Kendini tedavi ettirmek için bir doktor elde et. Bu suretle neye bakarsan gerçekten bakılmaya deger olanı onda görürsün,” buyurdu. Bunun üzerine Eyvhededdin: “Tam bir arzu ile bugünden itibaren senin kulluğunda bulunmak istiyorum,” dedi. Şems: “Sen, benim arkadaşlığıma tahammül edemezsin,” dedi ise de Evhededdin: “Beni kulluğuna ve arkadaşlığına kabul et,” diye ısrarda bulundu. Şems: “Bağdad pazarının tam ortasında herkesin gözü önünde benimle beraber nebiz (hurma şarabı) içmek şartıyle kabul ederim,” buyurdu. Evhededdin: “Bunu yapamam,” dedi. Şems: “Benim için hususi bir nebiz bulup getirebilir misin?” dedi. Evhededdin: “Hayır bunu da yapamam,” dedi. Sonra Şems: “Ben içerken, benimle arkadaşlık edebilir misin”? dedi. Evhededdin: “Edemem,” dedi. Bunun üzerine Şems ona: “Erlerin huzurundan ırak ol,” diye bağırdı ve “Ben sana benimle beraber arkadaşlık etmeğe sabredemezsin demedim mi” (K,, XVII, 74) âyetini okudu ve: “Sen bunu yapacak adam degilsin; çünkü sende bu kudret yoktur. Tanrı'nın sana bu kud reti vermediğine ve hasların kudretine mâlik olmadığına sevin O halde benimle arkadaşlık senin işin değildir. Bana arkadaş olamazsın. Bütün müritlerini ve dünyanın bütün namus ve şerefini bir kadeh şaraba satmalısın. Bu, (aşk) meydanı erlerinin ve bilenlerin işidir ve şunu da bil ki ben mürit degil, şeyh istiyorum. Hem de rastgele bir şeyh değil hakikati arayan olgun bir şeyh,” dedi.

Yine nakledilmiştir ki: Bir gün Şems, Şeyh Evhededdin'in heva ve hevesini tamamlamağa kıl kalmıştı. Firavun'un sihirbazlarının heva ve hevesleri tamdı. Şüphesiz onlara ruhun kokusu ulaştı. Firavun tam degil, mantıki ve mantık ehli idi. Fakat sihirbazlardan, onlarda olmıyan bir hüner vardı (7). Seyyid'deki ruh kokusu ve mestliği Evhed'den çoktu. Şu Şeyh Ebü Bekr'de Tanrı'dan ÂRİFLERİN MENKİIBELERİ 79

mestlik vardır. Fakat onda mestlikten sonra gelen ayıklık yoktur. Evhededdin ne kadar yalvardı ise de, Şems onu arkadaşlığa kabul etmedi ve “Senin elinden bir iş gelmez. Sen benim lâtif arkadaşım değilsin. Benim arkadaşım, ancak Bahaeddin-i Belhi'nin oğlu (Tanrı onun aziz olan sırrını kutlasın) olabilir,” dedi. Uzun bir müddet sonra ilkin Mevlânâ'ya Şam'da şehir meydanında rastladı. Mevlânâ, o zaman ilimler tahsiliyle meşguldü.

6. anlatı

Yine hakikat Okyanusunun denizcileri olan dostların eskilerinden şöyle nakledilmiştir ki: Bir gün Mevlânâ, Şam'da halkın arasında, Mevlânâ Şemseddin'in mü. barek elini yakaladı ve ona: “Dünya sarrafı beni anla,” dedi. Mevlânâ Şemseddin istiğrak âleminden kendine gelinceye kadar Mevlânâ geçip gitmişti.

7. anlatı

Uzun bir müddet sonra, Mevlânâ Şemseddin hazretleri 642 senesinin Cemazi'ül-âhiresinin 26 ncı cumartesi günü sabahleyin Konya'nın Şekerrizan hanına indi. O zaman Mevlânâ, din dersleri vermekle meşguldü ve dört tanınmış medresede müderristi. Bütün bilginlerin uluları onun atının üzengisi yanında giderlerdi.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.