336 AHMET EFLÂKİ 9/7 Şiir:
Başka bir sır vardır, fakat bunu anlayıp dinleyecek başka bir kulak nerede? Bu şekeri yemek istidadını hâiz papağan nerede?
Has papağanlar için hususi surette hazırlanmış kocaman bir şeker vardır. Alelâde papağanların ondan nasibi azdır.
Yani “Biz onların ağzını mühürledik” (K., XXXVI, 65) âyetinin ne demek olduğunu anla. (Tarikat) yolcusu için önemli olan budur.'?
(0) Hikâye: Yine bu toprağa mensup olan kul (Eflâki) rivayet eder ki: Konya'da zâhid bir adam zuhur etmişti. Bu adama, Şeyh Paşa derlerdi. Bu zavallı, riya denizine batmıştı. Gerçek itikaddan hiç nasibi yoktu. Riya ve hilekârlığından ve gizliliğinden, arkadaşlara hiç selâm vermezdi. Semâ'ı reddetmek hususunda başından zoru vardı. Toplantılara gittiği vakit de kimsenin yemeğini yemezdi. Hayvanlar mesabesinde olan aşağı tabakadan insanlar ona uymuştular. O, kör taklitçileri kendine adamakıllı bağlamıştı. Altmış günde bir kilo arpa unu yer ve ikiyüzlülük ederdi. Basiret gözünün perdelerle kapalı olmasından dolayı daima acı ve ekşi bir surat gösterirdi. Kendı malüm olmayan mevhum seyrine daldığından, “İymanın hepsi şevk ve zevktir” sözünün hakikatinden zerre kadar nasibi yoktu. Mâna âşıklarının neşelenmesinden onun yüzü daima exşiydi. Kendini riyazet sahibi ve vaktin Bayezidi sanırdı ve nefs-ı emmârenin çuvalı içine düşerdi. Onun kafası bu lâtif beytin sırrından habersizdi:
Eğer eksi yüzle zâhidin işi tamam olsaydı, sirke kabı Bâyezid-i Bistami olurdu.
Çelebi Abid hazretleri (Tanrı onun kadrini yüceltsin), tahta oturduktan sonra birgün müridleriyle birlikte mübarek türbeden dışarı çıkmıştı. Yolda bu Şeyh Paşa ile karşılaştı. Bu zavallı adam, başını çevirip selâm vermedi ve hemen oradan
geçip gitti. O, bu hareketini birkaç defa tekrarladı. Bir gün Çelebi, ona Kaliçe Hamamının önünde yine rastladı ve onun başına kamçı ile üç defa adamakıllı vurdu. Bu başı yaralanan beyinsiz herif, hastalanıp yatağa düştü ve dili tutuldu. Bunun üzerine onun mubhipleri, kadıların sultanı Taceddin Kalemşah'a gidip cereyan eden hâdiseyi anlatıp üşüştüler. Şehrin kadısı, Çelebi'nin lütuf ve velâyeti icabı merhamet ederek, bu gönlü yaralı dervişin hastalığını sormağa gitmesini ve kabahatini affetmesini uygun gördü. Çelebi, bu hastalığı sorma ibadetini yerine getiripte dışarı çıkar çıkmaz derviş öldü. Çelebi Abid, onun cenazesinde hazır bulundu. Onu Bağçe-i Sultan'a gömdüler (Tanrı'nın rahmetine ulaşsın). Çelebi Abid. Çelebi Ârif'in birçok münkirlerini, böyle bir takım felâketlere uğratarak yokluk âlemine gönderdi.