Reşahât’ın nakline göre Seyyid Ahmed, Zengî Ata’nın hizmetinde uzun süre riyâzet ve mücâhede ile çalıştığı hâlde aradığı mânevî açılışa erişemedi. Bunun üzerine durumunu Anber Ana’ya anlattı; onun sözünün Zengî Ata katında makbul olduğunu söyleyerek kendisi için aracılık etmesini istedi.
Anber Ana, Seyyid Ata’ya geceleyin siyah bir keçeye sarılıp Zengî Ata’nın sabah abdeste çıkarken geçtiği yol üzerine uzanmasını söyledi. Aynı gece Zengî Ata’ya da Ahmed’in fakir, seyyid ve âlim bir kimse olduğunu, uzun zamandır hizmetinde bulunduğu hâlde henüz inayet nazarına erişemediğini arz etti.
Zengî Ata tebessüm ederek Seyyid Ahmed’in önündeki engelin bizzat seyyidliği ve ilmiyle övünmesi olduğunu açıkladı. İlk karşılaşmalarında kendisini ona tanıttığını; fakat Ahmed’in, “Ben seyyid ve âlim iken bir çobana nasıl tâbi olurum?” düşüncesine kapıldığını söyledi. Bununla birlikte Anber Ana’nın şefaati sebebiyle onu bağışladığını bildirdi.
Seher vakti yola çıktığında siyah keçeye sarılmış birinin yerde yattığını gördü. Ayağını onun göğsüne basınca Seyyid Ahmed, Zengî Ata’nın ayaklarına sarılıp yüzünü sürerek niyazda bulundu. Zengî Ata kim olduğunu sordu; “Ahmed” cevabını alınca, “Kalk; bu tevazu ve kırıklık senin hâlini düzeltti” dedi ve ona teveccüh etti.
Rivayete göre Seyyid Ata o anda maksadına erişti, kalbinde açılmalar hissetti ve kısa zamanda irşad mertebesine ulaştı. Anlatı, bilgi ve nesebin küçümsenmesini değil; bunların benlik iddiasına dönüşmesi hâlinde mânevî terbiyenin önünde perde olabileceğini vurgular.