Uşşâkîzâde’nin nakline göre Evliyâ Mehmed Efendi’nin Kara Mustafa Paşa Türbesi yakınındaki evinin altında yaşlı ve sâlih bir demirci otururdu. Demirci bir gün Mehmed Efendi’ye bin altın sayıp teslim etti. Bir oğlu bulunduğunu; ölümünden sonra oğlu ilmihalini öğrenir, gerekli terbiyeyi görür, zühd ve doğruluk yoluna girerse kırk yaşına vardığında paranın ona verilmesini vasiyet etti. Eğer oğul sefahate düşer, dinin rehberliğinden uzaklaşır ve malı boş yere savuracak biri olursa emanet Mehmed Efendi’ye helâl olacaktı.
Bir iki yıl sonra demirci vefat etti. Oğlu yaradılışındaki kabiliyet ve gayretiyle Evliyâ Mehmed Efendi’den ilmihal öğrendi; babasının vasiyet ettiği doğruluk yolunda ilerledi ve kırk yaşına ulaştı. Bunun üzerine Mehmed Efendi birkaç kişiyi şahit olarak topladı, dolabından altın dolu bir kese çıkardı ve ayrı ayrı üç bin altın saydı.
Gencin babasının ölümünden önce kendisine bin altın emanet ettiğini, oğlunun kırk yaşına kadar doğru yoldan ayrılmayıp ilim ve edep kazanması hâlinde paranın ona verilmesini istediğini anlattı. Ardından emaneti o günden beri şer‘î usulle işlettiğini ve bin altının üç bin altına ulaştığını söyleyerek, “Bu, babandan miras kalan helâl malındır” dedi ve şahitlerin huzurunda tamamını teslim etti.
Kaynak, gencin sevincinden ne yapacağını şaşırdığını; mecliste bulunanların ise böylesine uzun süre ve titizlikle korunmuş bir emanet karşısında hayrete düştüğünü bildirir. Bu hadiseden sonra Mehmed Efendi’nin velâyetine inananların çoğaldığı ve halk arasında “Evliyâ Efendi” adıyla anılır olduğu kaydedilir.