Ara
Menü

İmâm-ı Sultânî Evliyâ Mehmed Efendi

Evliyâ Mehmed Efendi (ö. 1045/1635-36), Amasya’dan İstanbul’a gelerek kıraat ilminde temayüz eden, 1616’da saray imamlığına getirilen Osmanlı kıraat âlimidir.

Vefat
1636
Unvan
Saray imamı ve kıraat şeyhi

Amasya’dan İstanbul’a

Cafer b. İlyas’ın oğlu olan Evliyâ Mehmed Efendi Amasya’da doğdu. Kaynak onu kabiliyeti, edebi ve sağlam yaşayışıyla tanıtır. Kıraat tahsiline yöneldi; Furkān sûresine kadar Şeyh Ahmed-i Mısrî’den, geri kalan kısmı A‘rec Efendi’den okuyarak kıraat eğitimini tamamladı.

İmamlık ve kıraat tedrisi

İstanbul’da bir mescidde imamlık yaptı. Kıraat ilmindeki şöhreti kısa sürede genişledi. Sadece imamlıkla yetinmeyip talebelere kıraat öğretmeyi sürdürdü; kaynak, bu sahadaki öğreticiliğini onun biyografisinin merkezine yerleştirir.

Saray imamlığı

İmâm-ı Sultânî Hûrpeşteli Mustafa Efendi’nin vefatı üzerine Zilhicce 1025’te/Ocak 1617’de saray imamlığına getirildi. Uzun süre bu görevde kaldı; aynı zamanda kıraat ilmini yaymaya devam etti.

Revan seferi ve vefatı

1044/1635 yılında IV. Murad’ın Revan seferine katılmak üzere yola çıktı. Yolculuk sırasında rahatsızlanınca Kadızâde Mehmed Efendi ile birlikte İstanbul’a dönmesine izin verildi. İstanbul’a ulaştıktan sonra 1045 Zilkadesinde/Nisan-Mayıs 1636’da vefat etti. Kadızâde ile yakın tarihte ölmeleri üzerine “Evliyâ vü Kadızâde öldü vâh” mısraı tarih olarak söylendi.

Defni ve şahsiyeti

Eyüp Sultan civarındaki özel türbeye defnedildi; saray imamlığı Şamlı Yusuf Efendi’ye verildi. Vekāyi‘u’l-fuzalâ onu kıraat ilminde devrinin seçkinlerinden, ilimle ameli birleştiren, yumuşak huylu, şefkatli ve derviş mizaçlı bir âlim olarak anlatır. Kaynaktaki “keramet sahibi sayılan” nitelemesi tarihî biyografiyle aynı kesinlikte değil, dönem hafızasının değerlendirmesi olarak okunmalıdır.

COĞRAFÎ HAFIZA3 coğrafî bağlantı
Koordinatlı mekânŞehir düzeyi3 nokta · 0 kesin koordinat. Kümeye tıklayarak yaklaşın; tek noktadan mekân dosyasını açın.

Ağ ve yol

Menkıbeler

İlk 1 kayıt gösteriliyor

MENKIBE · GELENEK İÇİ

Bin altınlık emanet

Yaşlı bir demircinin oğluna bırakılmak üzere emanet ettiği bin altının, Evliyâ Mehmed Efendi tarafından kırk yıl korunup işletilerek üç bin altın hâlinde teslim edilmesi anlatılır.

Tam anlatıyı okuAnlatıyı daralt
Menâkıbnâme’de tam metni aç

Uşşâkîzâde’nin nakline göre Evliyâ Mehmed Efendi’nin Kara Mustafa Paşa Türbesi yakınındaki evinin altında yaşlı ve sâlih bir demirci otururdu. Demirci bir gün Mehmed Efendi’ye bin altın sayıp teslim etti. Bir oğlu bulunduğunu; ölümünden sonra oğlu ilmihalini öğrenir, gerekli terbiyeyi görür, zühd ve doğruluk yoluna girerse kırk yaşına vardığında paranın ona verilmesini vasiyet etti. Eğer oğul sefahate düşer, dinin rehberliğinden uzaklaşır ve malı boş yere savuracak biri olursa emanet Mehmed Efendi’ye helâl olacaktı.

Bir iki yıl sonra demirci vefat etti. Oğlu yaradılışındaki kabiliyet ve gayretiyle Evliyâ Mehmed Efendi’den ilmihal öğrendi; babasının vasiyet ettiği doğruluk yolunda ilerledi ve kırk yaşına ulaştı. Bunun üzerine Mehmed Efendi birkaç kişiyi şahit olarak topladı, dolabından altın dolu bir kese çıkardı ve ayrı ayrı üç bin altın saydı.

Gencin babasının ölümünden önce kendisine bin altın emanet ettiğini, oğlunun kırk yaşına kadar doğru yoldan ayrılmayıp ilim ve edep kazanması hâlinde paranın ona verilmesini istediğini anlattı. Ardından emaneti o günden beri şer‘î usulle işlettiğini ve bin altının üç bin altına ulaştığını söyleyerek, “Bu, babandan miras kalan helâl malındır” dedi ve şahitlerin huzurunda tamamını teslim etti.

Kaynak, gencin sevincinden ne yapacağını şaşırdığını; mecliste bulunanların ise böylesine uzun süre ve titizlikle korunmuş bir emanet karşısında hayrete düştüğünü bildirir. Bu hadiseden sonra Mehmed Efendi’nin velâyetine inananların çoğaldığı ve halk arasında “Evliyâ Efendi” adıyla anılır olduğu kaydedilir.

Bu anlatı gelenek hafızasına aittir; doğrulanabilir tarihî olayla aynı kesinlikte sunulmaz. Kaynak: Uşşâkīzâde İbrahim Hasîb, Zeyl-i Şakāik, s. 251-257.

Bu dosyada izlenebilen kaynaklar

Bu liste biyografi, ilişki, anlatı ve mekân kayıtlarında açıkça taşınan kaynak künyelerini bir araya getirir. Paragraf düzeyinde kaynağı belirlenmemiş iddialara sonradan dipnot uydurulmaz.

  1. [1]Uşşâkīzâde İbrahim Hasîb, Zeyl-i Şakāik, s. 251-257
Ortak kaynak kataloğunu aç →