Atâyî, Kalburcu Şeyhi Ahmed’in ömrü boyunca sadaka, hediye ve ulûfe kabul etmediğini; geçimini kendi ziraatının mahsulüyle sağladığını yazar. Elde ettiği buğdaydan misafirler için ekmek ve yemek hazırlatır, arpayı da binek ve yük hayvanlarına ayırırdı. Sofrası gece gündüz yolculara açık olduğu için “Mihmandar” lakabıyla da anılırdı.
Kaynakta onun açık kerametlerinden sayılan anlatıya göre, çavdar tohumu ektiği hâlde tarladan benzeri bulunmayan iyi buğday çıkardı; “Çavdarlı” yahut “Çavdar Şeyhi” diye anılmasının sebebi buna bağlanır. Arpayı kapısı gizlenmiş bir ambara koydurur, ürünü altındaki oluktan akıtırdı. Bu ambarın hiç boşalmadığı ve zamansız bir zahire sıkıntısı görülmediği söylenir.
Şeyh Ahmed, zâviyeden ayrılan her misafire bir çörek vererek bunu gece yiyeceği ve yol azığı yapardı. Bu bereketi kendisine mal etmez, her defasında “Şeyhim Abdüllatif Efendi’nin duasının bereketidir” diyerek mürşidini anardı. Atâyî ayrıca Sultan Selim’in şehzadeliğinde kendisini ziyaret edip dua istediğini ve zâviyenin yakınına bir mescid yaptırdığını bildirir.