Atâyî, Bahrî Dede’yi Melâmiyye dairesinde kararlı, riyâzet ve mücâhede sahibi, kerametleriyle tanınan bir kişi olarak anlatır. Zaman zaman sakalını, bıyığını, hatta kaşlarını ve kirpiklerini bütünüyle tıraş ettiğini; bunu kınama oklarının hedefi olmak için tercih ettiğini söylediğini nakleder.
Hikâyeye göre Bursa’da Hibe Halife adıyla tanınan saf gönüllü bir kişi Bahrî Dede’ye dil uzatıp onu incitti. Bahrî Dede istemeden beddua edince Hibe Halife felç hastalığına yakalandı. Daha sonra şeyhin ayağına kapanarak bağışlanmasını istedi. Bahrî Dede onun için dua etti ve Hibe Halife’nin o anda ağır hastalıktan kurtulduğu anlatıldı.
Kanûnî Sultan Süleyman Sigetvar seferine çıkarken Bahrî Dede’ye bin florin gönderdi ve kendisini sefere birlikte katılmaya davet etti. Bahrî Dede parayı görünüşte kabul etti; fakat kimseye bildirmeden bir yere gömdü ve padişahın ordusuyla sefere çıktı.
Kuşatma sırasında kalenin fethedileceğini önceden haber verdiği ve savaş esnasında mânevî tedbirde bulunduğu nakledilir. Sefer dönüşünde Bursa’ya ulaştığında daha önce gömdüğü bin florini çıkartarak geldiği yere geri gönderdi. Atâyî, Bahrî Dede’nin bundan sonra vefat ettiğini bildirir.