Karagümrük’teki konağın dergâha dönüştürülmesi gündeme geldiğinde Sultan III. Ahmed, konağın bedeli olarak üç yüz altının Nûreddin Cerrâhî’ye gönderilmesini emretti. Parayı ikinci saray imamı Moravî Yahyâ Efendi götürdü. Envar, teslim sırasında Nûreddin’in oturduğu seccadenin ucunu kaldırdığını ve Yahyâ Efendi’nin altında altın hazinesi gördüğünü nakleder.
Nûreddin Cerrâhî, “Bizim paraya ihtiyacımız yoktur; muradımız bir dergâhın kurulup açılmasıdır” diyerek gönderilen parayı kabul etmedi. Bu cümle anlatının merkezidir: kişisel servet edinmek ile kamusal bir irşad mekânı meydana getirmek birbirinden ayrılır. Yahyâ Efendi’nin bu tavırdan derinden etkilendiği, Nûreddin’in daha önce Ali Alâeddin Köstendilî’nin huzurunda yaşadığı hâle benzer bir dönüşüm geçirdiği belirtilir.
Yahyâ Efendi parayı saraya geri götürdü; gördüklerini padişaha anlattı ve imamlık görevinden bağışlanarak Nûreddin Cerrâhî’nin hizmetine verilmesini istedi. Talebi kabul edildi. Karagümrük’e dönerek dervişlerle halvete girdi. Ardından konağın satın alınması, yıkılması ve yerine hânkāh yapılması için yeni bir saray emri çıktı. Böylece anlatı, Yahyâ Efendi’nin kişisel intisabını dergâhın kuruluş sürecine bağlar.