Yahyâ Dağıstânî, oğlu Halil Hamdi Paşa ile hac yolculuğuna çıkmadan önce üzerinde hakkı bulunanların gelip alacaklarını istemelerini duyurdu; hak sahiplerine ödemelerini yapıp helâllik aldı. Mekke'ye vardığında Abdullah Mekkî ile tanışarak sohbetlerine katıldı ve bir müddet sonra oğluyla birlikte ona intisap etti.
Yahyâ Efendi zühd ve edep konusunda son derece hassastı. Abdullah Mekkî'nin evi Hz. Peygamber'in evinin ve Kâbe'nin yakınında bulunuyor, fakat iki katlı olduğu için çevresindeki yapılardan yüksek görünüyordu. Yahyâ Efendi içinden, bir sûfînin evinin Kâbe'den yüksek olmasını edebe uygun bulmadı ve bu sebeple ilk karşılaşmalarında tereddüt yaşadı.
Abdullah Mekkî onun içinden geçen bu düşünceyi fark etti. Kâbe'nin yanında bulundukları bir sırada Yahyâ Efendi'yi yanına çağırarak, “Yahyâ Efendi, bak bakalım; bizim ev mi yüksek, yoksa Kâbe mi?” dedi. Yahyâ Efendi baktığında Kâbe'nin yüksekliğinin sonunu göremedi. Bunun üzerine hükmünün yalnız dış görünüşe dayandığını anladı ve şeyhinden özür diledi.