Ara
Menü
1 dakikalık okuma

Haydutların arasına karışması ve “râi'n-nâmûs” lakabı

Kaynakların çoğu Sa‘deddin'in Şam bölgesinde yol kesenlerin arasına karıştığını, babasının duası üzerine Hz. Peygamber'in uyarısıyla tövbe ettiğini anlatır; Muhammed Gazî ise onun haydutlara baştan irşad maksadıyla katıldığını, aldıkları malları sahiplerine iade ettirdiği için “namus bekçisi” diye anıldığını belirtir.

Sa‘deddin Muhammed el-CebâvîKaynak kaydı

Kaynakların hemen tamamı, Sa‘deddin el-Cebâvî'nin tarikat faaliyetlerine başlamadan önce Şam bölgesinde yol kesen haydutların arasına karıştığını, buna çok üzülen babasının Allah'a dua edip oğlunu bu durumdan kurtarmasını ya da canını almasını istediğini, bunun üzerine Hz. Peygamber'in bazı ashabıyla birlikte kendisine görünüp onu uyarmasıyla tövbe ettiğini nakleder. Rivayete göre Resûl-i Ekrem ona Hadîd sûresinin 16. âyetini okuyunca vecde gelip bayılmış, ashaptan birinin göğsüne vurarak söylediği “Allah'a tövbe et” sözüyle kendine gelmiş; bu sırada Hz. Peygamber kendisine zikir telkin edip hırka giydirmiş, ardından Hz. Ali'nin cebinden çıkarıp Resûl-i Ekrem'e sunduğu üç hurmayı yiyince her tarafı nurla dolmuştur.

Aynı olayı Muhammed Gazî, bizzat görüştüğü Sa‘diyye şeyhlerinin elindeki bilgi ve belgelere dayanarak farklı okur: ona göre Sa‘deddin haydutların arasına onları terbiye ve irşad maksadıyla katılmış, daha sonra Şeyh dağı diye anılacak olan Haramun dağına yerleşip onları yönetmiştir. Bu anlatıya göre haydutlarla ilk karşılaşma, süvari birliğiyle Mekke'den Dımaşk'a giderken Cevlân bölgesinde yollarının kesilmesi üzerine olmuş; Sa‘deddin yanındakilerle haydutları bastırmayı başarmış, ele geçirdiği liderleri canını bağışladığı takdirde liderliği kendisine bırakacağını söyleyince onların başına geçmiştir. Bu dönemde haydutların zorla aldıkları malları sahiplerine iade ettirmesiyle ün kazanmış ve bu sebeple “râi'n-nâmûs” (namus bekçisi) lakabını almıştır.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.